2020 Yılı Bütçesi görüşmelerinde son gün

HDP Grup Başkanvekili Fatma Kurtulan, "Anayasanın, hukukun askıya alındığı böylesi bir süreçte yerel yönetimlere adeta siyasi darbe yaparcasına bir bir el konulmaktadır.

2020 Yılı Bütçesi görüşmelerinde son gün
20.12.2019 18:20 | Son Güncelleme: 20.12.2019 18:20

HDP Grup Başkanvekili Fatma Kurtulan, "Anayasanın, hukukun askıya alındığı böylesi bir süreçte yerel yönetimlere adeta siyasi darbe yaparcasına bir bir el konulmaktadır. İktidar seçimle kazanamadığını kayyum atayarak ele geçirmeyi bir gelenek haline getirmektedir." dedi.

Kurtulan, 2020 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi'nin son gün görüşmelerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmada, adaletle yönetilen bir ülkede devletin, toplumun kendi varlığını güvenle sürdürmesinin de garantörü olduğunu belirterek, "Devlet, sağlam bir anayasa ile şekillenir, siyasal erk bu sağlam anayasa ile yetkisini, sınırlarını bilirse o ülke güçlü olur. O toplum eşit, özgür, adil bir biçimde yaşar." diye konuştu.

Türkiye'de 1921 Anayasası'nın önemli ve tarihi bir dönüm noktası olduğunu dile getiren Kurtulan, şöyle devam etti:

"1921 Anayasası'nın ruhu, Anadolu ve Mezopotamya'da Kürtler ve Türklerin bir arada yaşayabilmesinin anahtarıydı. Kürtlerin varlığı bu anayasa ile kabul edildi. Bu anayasa ile devletin isminde etnik vurgu yer almadı. Türkiye devletinde Kürtlerin de kendilerini yönetebilecekleri idari bir sistemin uygulanması amaçlandı. 23 maddelik anayasanın 14 maddesi Türkiye'nin idari sistemine ayrıldı."

Kurtulan, 1921 Anayasasının hayata geçirilemediği gibi umut vadeden maddelerinin bir çırpıda çıkarıldığını söyledi.

Tarihi, siyasal, sosyal, kültürel bir sorunu siyasetin çözüm alanından çıkartarak askeri güvenlik bürokrasisine havale etme anlayışının yarattığı çözümsüzlük nedeniyle adeta "Türkiye'ye siyasi havale yaşatıldığını" öne süren Kurtulan, şunları kaydetti:

"Bugün yaşadığımız tüm krizlerin temelinde Kürt sorunu ve demokrasi sorununun çözümsüzlüğü yatmaktadır. Barış yolunu deneyen girişimler, mevcut iktidar dönemi de dahil, birçok kez ortaya çıkmıştır. Bugünkü iktidar da bu sorunu çözme vaadiyle iktidara geldi. 2013-2015 arasında bir süreç yürüdü. Türkiye adeta rahat bir nefes aldı. Cenazeler gelmedi, annelerin gözyaşı durdu, savaşa, savunmaya harcanan kalemlerde büyük bir düşüş yaşandı. İktidar, oy kaybettiğini fark ettiği ilk andan itibaren çözüm masasını devirdi. Kürt sorununda askeri ve güvenlikçi yöntemlere geri dönüldü."

Fatma Kurtulan, 15 Temmuz darbe girişiminde 251 kişinin hayatını kaybettiğini anımsatarak, "Seçim dönemlerinde 'OHAL'i biz kaldırdık' diye övünen AKP, kendi getirdiği OHAL rejimiyle birlikte yasama, yürütme ve yargıyı ele geçirdi. Ordu, polis, medya, sermaye örgütlerini iktidarın birer kolu haline getirdi. Demokratik toplumsal muhalefeti tasfiye etme süreci başlattı." dedi.

"Demokratik siyaset esir alınmaya çalışılıyor"

Seçme ve seçilme ile demokratik siyaset hakkının ortadan kaldırılmaya çalışıldığı dönemlerden geçildiğini savunan Kurtulan, şöyle konuştu:

"Partimizin eski eş genel başkanları, milletvekilleri, yöneticileri, belediye başkanları, üyeleri, çalışanları dahil neredeyse yarısı cezaevindedir. Demokratik siyaset dört duvar arasında esir alınmaya çalışılmaktadır. Eş genel başkanlarımızı ve milletvekillerimizi adeta intikam alırcasına tutuklayan iktidar, yargı eliyle görülmemiş kararlara imza atmaktadır. Bugün partimizi yargılamaya çalışan mahkemeler hukuk mahkemeleri değil AKP mahkemeleridir, AKP yargısıdır."

Bazı belediyelere kayyum görevlendirmelerine değinen Kurtulan, "Anayasanın, hukukun askıya alındığı böylesi bir süreçte yerel yönetimlere adeta siyasi darbe yaparcasına bir bir el konulmaktadır. İktidar seçimle kazanamadığını kayyum atayarak ele geçirmeyi bir gelenek haline getirmektedir. Bir lokma bir hırka ilamlarını, şatafat ve israf düzenine dönüştürenlerin iktidarına ellerindeki bütçe yetmiyor olacak ki halkın belediyelerini de peyderpey ele geçirmektedir." dedi.

Kayyum görevlendirilen bazı belediyelere ilişkin Sayıştay raporlarında yer alan tespitlerin bulunduğunu ifade eden Kurtulan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Biz bu konuşmayı yaparken bile, şu an Sur Belediye Eşbaşkanı Filiz Buluttekin evi basılarak gözaltına alındı. Eve giren kolluk, Buluttekin'i, eşini ve 10 yaşındaki oğlunu yere yatırıp kafalarına silah dayadı. Bir kez daha söylüyoruz, bu Kürt düşmanlığıdır. Kürt düşmanı damgasını alnınıza yapıştırıyoruz. Kayyumlar o belediye binalarını ele geçirmiş olabilir ama halkın iradesini asla ele geçiremeyecekler, teslim alamayacaklar. O kayyumlar binaların kayyumudur. Halkımızın iradesi ise dimdik ayaktadır."

Kayyum görevlendirmelerinin aynı zaman "eş başkanlık sistemi" ile kadınların eşit temsiliyetine bir saldırı olduğunu ileri süren Kurtulan, "eş başkanlıktan" asla vazgeçmeyeceklerini dile getirdi.

Fatma Kurtulan, Barış Pınarı Harekatı ve Suriye'de yaşanan gelişmelere de değinerek, "Sadece içeride değil, sınırın dışında da Kürde düşman anlayışın politikaları tezahür etmeye devam etmektedir. Sınırın öbür tarafından 'iki roket attırıp, savaş gerekçesi çıkarırız' diyen zihniyet Kuzey ve Doğu Suriye'de, halkların bir arada yaşamını ve demokratik geleceğini hedef almakta, IŞİD karanlığına yeniden alan açmaktadır. Dünyanın gözleri önünde barbar çetelere karşı duranların yerleşim yerleri, barbar çetelerin artıklarına teslim edilmektedir." diye konuştu.

Yeni anayasa talebi

Haftalardır konuştukları bütçe kalemlerinde herhangi bir değişiklik yapılamadığını belirten Kurtulan, "Halkın bütçesinin, güvenlikçi politikalar ve savaşa aktarılan büyük payının eğitime, sağlığa, refaha, özgürlüğe, adalete, kadına, tarıma, işçiye, EYT'liye, öğrenciye harcanması engellenmektedir. Çünkü bu bütçe parlamentodan ve denetimden uzak bir süreç içerisinde sarayda hazırlandı, bir noter gibi, onaylansın diye de Meclisin önüne getirildi." ifadelerini kullandı.

Demokratik, özgürlükçü bir anayasa taleplerini yineleyen Kurtulan, "Böyle bir anayasa ile i·ktidarın sınırları çizilir. İktidar denetlenebilir hale getirilir. Temel insan hakları güvence altına alınır. Toplumun acil olarak yeni bir anayasa ihtiyacı vardır. Toplumun bütün dinamikleri böyle bir anayasanın yapılmasında hemfikirdir." görüşünü savundu.

Kurtulan, 20 Kasım'da Ankara'da geniş katılımlı bir toplantı yaptıklarını ve deklarasyon yanınladıklarını anımsatarak, "İktidarı erken seçime çağırdık. Çünkü bu iktidar artık miadını çoktan doldurmuş, toplumun sırtında bir kambura dönüşmüş. Toplumun büyük kesimi bu kayyum zihniyetini artık kabul etmemektedir." dedi.

Kurtulan, her gün kadın cinayeti yaşanırken 2020 bütçesinde kadına yer verilmediğini öne sürdü.

"Bütçe, bir kriz bütçesidir"

HDP Grup Başkanvekili Saruhan Oluç ise bütçeye "hayır" oyu vereceklerini belirterek, şöyle konuştu:

"2020 bütçesi de yoksulluğun, işsizliğin, hayat pahalılığının, zamların, artarak devam edecek olan yolsuzluğun, yeni çatışma ve savaş hamlelerinin habercisidir. Bütçe, aynı zamanda bir kriz bütçesidir. Tek adam rejimi meşruiyet dairesinin dışına çıkmıştır, demokratik meşruiyeti yoktur. Toplumsal kutuplaştırma, ayrımcılık, gerginlik, kriz ve baskı, iç ve dış politikada fiyaskolar, savaş ve çatışma hevesi üreten iktidar bloku karşısında; toplumsal uzlaşmayı ve toplumsal barışı sağlama arzusu ise güçlüdür ve tam bir demokratik meşruiyete sahiptir."

AK Parti iktidarı döneminde Türkiye'nin ağır bir demokrasi krizi içine girdiğini savunan Oluç, "Türkiye'nin otoriterleşmesinin açık görünümü, yürütmenin her düzlemde aşırı güçlenmesidir. Otoriterleşmenin engellenmesi ve demokratikleşmenin sağlanması için yürütmenin kısıtlanması kaçınılmaz bir gerekliliktir." dedi.

Oluç, sözlerini şöyle sürdürdü:

"İktidarın, Suriye'ye ve Libya'ya askeri müdahalesi ve Doğu Akdeniz'deki maceracı politikalar, yayılmacı bir dış politikanın unsurlarıdır ve Türkiye'yi ağır bir mülteci sorunuyla, uluslararası gerilimlerle, ağır silahlanma ve savaş harcamalarıyla yüz yüze bırakmaktadır. Bu politikalar, 'Emevi Camisinde namaz kılacağız' anlayışı, stratejik derinlik zırvalığının tarihsel sığlığa dönüşmüş olması, komşularımızla sıfır sorun derken sıfır komşuya varılmış olması, komşularımızda yaşanan felaketlerden nemalanma anlayışı ülke için büyük sorunlar yaratmaktadır. İktidar, dış politika için 'artık oyun kuran bir Türkiye var' diyor. Doğrusu şudur: Oyun kuran değil, kurduğu oyuna kendisi düşen, içinden çıkamayan ve küresel güçlerin kurduğu oyunların uygulayıcısı durumuna gelmiş bir Türkiye vardır. İktidar asıl oyunu bu ülkenin yurttaşına kurmaktadır."

Kayyum görevlendirilen yerlerde Kürt halkının iradesinin yok sayıldığını öne süren Oluç, "Belediye binalarına el koyabilirsiniz, halkın kaynaklarını talan edebilirsiniz, ihale şampiyonları yaratabilirsiniz, yetimin, yoksulun hakkını çereze, kadayıfa, tespihe hediyelere verebilirsiniz ama asla kalıcı olamazsınız. Asla bir halkın iradesine el koymayı başaramayacaksınız. Bu tutumla Kürt halkının gönlüne giremeyecek, Kürt halkının onayını alamayacaksınız." dedi.

"Hem halkın temsilcisi hem Kandil'in temsilcisi olunmaz"

AK Parti Grup Başkanvekili Bülent Turan, HDP'li konuşmacıların ısrarla, "Bütçe sarayda hazırlandı. Bu rejimin doğal sonucu bu." gibi ifadelerde bulunduklarını hatırlatarak, parlamenter rejimde de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nde de bütçe hazırlama yetkisinin yürütmede olduğunu, daha önce Bakanlar Kurulunun hazırladığı bütçenin günümüzde Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi usulüne uygun yapıldığını, bu yaklaşımın yersiz olduğunu söyledi.

"Bütçede kadın yok" ifadelerine de tepki gösteren Turan, kadınlarla ilgili yapılan çalışmaların bütçede olduğunu kaydetti.

Turan, "'Tek adam rejiminin meşruiyeti yoktur' gibi çok afaki bir ifade kullanıldı. Bir defa, tek adam rejimi değil, Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemi. Eğer bu sistem meşru değilse buradaki vekillik de meşru olmaz. Yürütme de yasama da direkt halkın seçimiyle, iradesiyle göreve gelmiş iki erktir. O yüzden, yasama da meşrudur, yürütme de meşrudur. Bunu, böyle, sadece kendimizi ayırarak yürütmenin meşru olmadığını ifade etmenin akla ziyan bir yaklaşım olduğu kanaatindeyim." diye konuştu.

Kayyumlarla ilgili meselenin bütçe boyunca çok tartışıldığını dile getiren Turan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Kayyum eleştirisi yapılabilir fakat kayyum eleştirisi yaparken, 'Kürt halkının iradesine el konduğu' ifadesini doğru bulmuyoruz. O sandıklarda Kürt olmayanın da oyu var. Siz sandıklara giderken 'Sen Kürt müsün, sen Türk müsün?' tarzı bir ayrım yapmayız. Biz 82 milyonun eşit vatandaşlık hakkı olduğunu kabul ederiz. Dolayısıyla bu ifadenin doğru olmadığı kanaatindeyiz. Ayrıca, yine 'Kürt halkının iradesi' derken bu iradenin inkıtaya uğramasını güya hukukun değil de AK Parti yargısının hayata geçirdiğini ifade ettiler.

Kayyumluk meselesi anayasal bir tedbirdir. Kimse durup dururken kayyum atanmasını talep etmez, istemez fakat dünyanın hiçbir tarafında hem demokrat hem terörist olunmaz. Hem demokrat eğilimli hem terörist eğilimli olunmaz. Hem halkın temsilcisi hem Kandil'in temsilcisi olunmaz. Dolayısıyla, eğer böyle bir mesele varsa buna idarenin el koymasından daha doğal bir şey olamaz. Elimde sayısız dosya var, belediye başkanlığı makamıyla bağdaşmayacak birçok eylemin merkezi olmuşlar. Dolayısıyla, şehit yakınlarını işten çıkarmaktan tutun da teröristleri götürürken yakalanmaya kadar dünya kadar dosya var. Eğer böyle bir şey varsa idare buna el koyacaktır tabii ki."

Kürtlerin, Türklerin büyümesi veya küçülmesi diye bir meselenin olmayacağını vurgulayan Turan, "Bin yıldan beri bu ülkede beraber yaşıyoruz. Dolayısıyla, Türkiye büyürse Kürt de büyüyecek Türk de büyüyecek. Bu ayrımcı dilin kimseye faydası olmadığı kanaatindeyim." dedi.

Terör örgütü PKK'nın Kürtlerin hakkı için değil, Türkiye'nin büyümesini engellemek isteyen emperyal güçlerin bir maşası olarak kurulduğunu belirten Turan, "Bütün partilerin, bütün temsilcilerin istisnasız 'dur' demesini ve kınamasını bekleme hakkımız var diye düşünüyorum. Son 10 yılda Kürtler için yapılan, tüm Türkiye'mizin vatandaşları için yapılan birçok yatırım, hizmet, eşitlik açısından yapılan anayasal düzenleme herkesin malumudur. Kötü muameleye son vermekten tutun da Kürtçe televizyon diline kadar birçok alanda adım atılmıştır." diye konuştu.

Ayrımcı dilin hiç kimseye faydası olmadığına dikkati çeken Turan, "Kürtleri seviyorsanız yakalarından düşün diyoruz. Kürtleri seviyorsanız Diyarbakır annelerinin yanında yer alın, oğullarını dağa çıkaran insanlara 'Dur' demekte yardımcı olun." dedi.

HDP Grup Başkanvekili Fatma Kurtulan ise kayyum görevlendirmelerinin izah edilemediğini savunarak, "Anayasayı, belediyeler yasasını çiğneyen bir durumdasınız." ifadesini kullandı.

Kurtulan, Diyarbakır annelerinin sayısının 38 değil, 13 aile olduğunu ve bunlardan üçünün Diyarbakır'dan, diğerlerinin ise başka illerden toplandığını savunarak, şunları kaydetti:

"Sabahleyin polis servisi bunları alıyor, akşamları polis okuluna götürüp konaklatıyorlar, akşam sabah getir götür işi yapıyor, öğlen yemekleri emniyetten karşılanıyor. Belki kayyum getiriyor, bilemiyoruz hatta orada yevmiye veriliyor. PKK'nın kaçırdığı askerin annesinin yevmiyesi ile dağa gidenin annesinin yevmiyesi farklıdır. Olay da çıktı, aralarında kavga da oldu, bunu biliyorsunuz. Hatta o sırada kapımızda otururken bir annenin çocuğu, evladı dağda çatışmada öldürüldü ve o anne çocuğunun taziyesini kurmak için yine çadır bulamadı. İşte sizin annelere biçtiğiniz rol budur."

Kaynak: AA