12 Eylül 2018, 16:09

Açıköğretim Öğrenci Sayısına Eleştiri

Açıköğretim Öğrenci Sayısına Eleştiri

Eğitim-Bir-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, Açıköğretim Fakültesi öğrenci sayısının, ön lisans ve lisans düzeyindeki 7 milyon öğrencinin yarısından fazlasını oluşturduğunu belirterek, "Bu kadar büyük bir açıköğretim sisteminin varlığı, yükseköğretim sisteminin kalitesini doğrudan etkilemektedir.

Eğitim-Bir-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, Açıköğretim Fakültesi öğrenci sayısının, ön lisans ve lisans düzeyindeki 7 milyon öğrencinin yarısından fazlasını oluşturduğunu belirterek, "Bu kadar büyük bir açıköğretim sisteminin varlığı, yükseköğretim sisteminin kalitesini doğrudan etkilemektedir. Açıköğretimdeki sayının azaltılıp, yüz yüze öğretimin artırılmasının, yükseköğretimin niteliğini olumlu etkileyeceğini düşünüyoruz." dedi.

Yalçın, Eğitim-Bir-Sen'in hazırladığı "Yükseköğretime Bakış 2018: İzleme ve Değerlendirme Raporu"nu, Milli Eğitim Bakan Yardımcısı Mustafa Safran, YÖK Yürütme Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mehmet Şişman, rektörler, akademisyenler ve bürokratların da katıldığı basın toplantısıyla açıkladı.

Türkiye'nin yükseköğretim sisteminin, güncel verilere göre yaklaşık 7,5 milyonluk öğrenci sayısıyla " Avrupa'nın en büyük yükseköğretim sistemi" haline geldiğini aktaran Ali Yalçın, bu büyümenin yanında yükseköğretime ayrılan kamu kaynaklarının da önemli oranda arttığını vurguladı.

Türkiye'de yükseköğretim sistemindeki öğrenci sayısının bu kadar fazla olmasını sağlayan en önemli unsurun açıköğretimin öğrenci sayısı olduğunu belirten Yalçın, "Yükseköğretimde, ön lisans ve lisans düzeyindeki 7 milyon öğrencinin yarısı, hatta yarısından biraz daha fazlası açıköğretimde öğrenim görmektedir. Bu sayı, devlet yüksek öğretim kurumlarında yüz yüze öğrenim gören öğrenci sayısından 200 bin daha fazladır. Bu kadar büyük bir açıköğretim sisteminin varlığı, yükseköğretim sisteminin kalitesini doğrudan etkilemektedir. Açıköğretimdeki sayının azaltılıp, yüz yüze öğretimin artırılmasının, yükseköğretimin niteliğini olumlu etkileyeceğini düşünüyoruz." değerlendirmesini yaptı.

Ali Yalçın, yükseköğretime yönelik talep ve rekabet, açıköğretimin yükseköğretim sistemi içindeki büyüklüğü gibi konular dikkate alındığında hem vakıf hem de devlet üniversitelerinin sayısının daha da artırılması gerektiğine işaret etti.

Kadınların mezuniyet oranı

Yalçın, 2009-2017 yılları arasında 25 ve üzeri yaş grubu kadınlarda yükseköğretim mezuniyet oranının

yüzde 8'den yüzde 16,2'ye, erkeklerde ise yüzde 12,3'ten yüzde 21,2'ye çıktığını bildirdi.

Kadınların mezuniyet oranının yıllar içinde arttığını ancak erkeklerin yükseköğretim mezuniyet oranının kadınlara göre halen çok daha yüksek olduğunu dile getiren Ali Yalçın, bu artışlara rağmen Türkiye'nin ön lisans, lisans, yüksek lisans ve doktora düzeyinde mezuniyet oranlarının OECD ülkeleri ortalamalarının oldukça altında olduğunu kaydetti.

Büyüme, kalite de dikkate alınarak devam etmeli

Yalçın, yükseköğretimin hızlı bir şekilde büyümesine yönelik kamuoyunda zaman zaman kalite eksenli eleştiriler yapıldığına değindi.

"Yükseköğretimi sayısal olarak büyütürken, kalite konusu ihmal edilmemelidir." diyen Ali Yalçın, daha kaliteli eğitim için neler yapılması gerektiğinin planlanması gerektiğine işaret etti.

İstihdam ve mezun olunan üniversite ilişkisine göre bazı tespitler yaptıklarını aktaran Yalçın, şöyle devam etti:

"KPSS eğitim bilimleri, tıp, hukuk, iktisat gibi alanların üniversitelere göre puan ortalamasına bakıldığında, üniversitenin hangi yılda açıldığı ile KPSS puanı arasında bir ilişkinin olmadığı görülmektedir. Yani, 2006 sonrasında açılan bir üniversiteden mezun olan bir kişinin, Türkiye'nin köklü üniversiteleri olarak tanımlanan üniversite mezunları kadar kamuda istihdam edilme fırsatına sahip olduğu görülmektedir. Açıkçası bu veri, yükseköğretim sistemindeki büyümenin toplumdaki fırsat eşitliğini artırdığını göstermektedir. Yeni üniversitelerin açılması, yükseköğretime erişme imkanı olmayanların yükseköğretim görmesine ve kamuda istihdam edilmesine fırsat sağlamıştır. Bu veri bize yükseköğretim sisteminin büyümesinin pozitif etkilerini göstermektedir. Bundan dolayı, Türkiye yükseköğretim sistemi büyümeye devam etmelidir."

Yükseköğretim sisteminin büyümesiyle ilgili önemli bir boyutun da yükseköğretim mezun sayısının artmasıyla birlikte istihdam konusu olduğunu ifade eden Ali Yalçın, OECD ülkelerinde 25-64 yaş arası yükseköğretim mezunlarının istihdam oranları incelendiğinde, Türkiye'nin ön lisans ve lisans mezunlarının istihdam oranları OECD ülkeleri ortalamasının altında ve son sıralarda yer alırken, yüksek lisans düzeyinde OECD ortalamasını yakalamış, doktora düzeyinde ise geçmiş durumdadır. Yükseköğretim mezunlarının istihdam edileceği alanların artırılması gerekmektedir." şeklinde konuştu.

Üniversite kontenjanları

Lisans programlarına ayrılan her 5 kontenjandan 1'inin boş kaldığını kaydeden Yalçın, "Yükseköğretim sisteminin büyümesinin önünde, üniversite giriş sınavlarındaki arz ve talep dengesizliği ile yükseköğretim kontenjanlarının boş kalması sorunu bulunmaktadır. Lisans programlarına ayrılan kontenjanlar, bu yıl 11 bin artırılırken, boş kalan kontenjanlar da geçen yıla göre 40 bin artarak yaklaşık 90 bin olmuştur. Diğer bir ifadeyle, lisans programlarına ayrılan her 5 kontenjandan 1'i boş kalmıştır. YÖK'ün bazı programlar için uyguladığı sıralama barajı gibi uygulamalar da boş kontenjanları arttırmış olabilir." ifadelerini kullandı.

"Nitelikli insan kaynağının yetiştirilmesine önem verilmeli"

Ali Yalçın, yükseköğretimde yaşanan büyümenin nitelikli bir şekilde sürdürülebilmesi için doktora mezunu öğretim üyesi sayısının artması gerektiğine dikkati çekti.

MEB, YÖK ve TÜBİTAK gibi kurumların akademik insan kaynağının gelişmesine yönelik desteklerini artırması gerektiğinin altını çizen Yalçın, "Bu kurumlar, kaynaklarını daha etkin bir şekilde kullanarak daha fazla doktora mezunu yetiştirmeye çaba göstermelidir." diye konuştu.

529 program akredite oldu

YÖK Üyesi Prof. Dr. Mehmet Şişman ise raporda "yeni YÖK" olarak son yıllarda yaptıkları icraatların, yeni kararların ve projelerin rapora yansıtılmamasının kendilerini üzdüğünü ifade etti.

Şişman, konuşmasında, YÖK tarafından yapılan yeni mevzuat çalışmaları ve projeleri anlattı.

Türkiye'nin kadın akademisyen ve kız öğrenciler yönünden Avrupa Birliği ortalamasının üzerinde olduğunu dile getiren Prof. Dr. Şişman, "Yeni YÖK olarak yükseköğretimde insan kaynağının geliştirilmesine dönük iyileştirici faaliyetler yapıyoruz ama bunların hiçbirisi görünmüyor." değerlendirmesinde bulundu.

Açıköğretim Fakültesine ilişkin YÖK'ün aldığı tedbirleri hatırlatan Şişman, konunun YÖK Başkanı Prof. Dr. Yekta Saraç tarafından masaya yatırıldığını ve niteliği artırma yönünde adımlar atıldığını anlattı.

Türkiye'nin, Avrupa'daki gelişmiş ülkelerdeki gibi gelişmiş fiziki mekanlara sahip olduğunu anımsatan Mehmet Şişman, ayrıca vakıf yükseköğretim kurumlarının taşrada daha çok açılması yönünde teşvik mekanizmalarını hayata geçirdiklerine değindi.

Yükseköğretim Kalite Kurulunun kurulduğunu da hatırlatan Şişman, 529 programın akredite edildiğini, yakında Avrupa Kalite Ajansına da üye olunacağını bildirdi.

Sendikanın hazırladığı raporu önemsediklerine işaret eden Prof. Dr. Şişman, "Ama bunları yaparken paydaş kurumları da hırpalamadan, gerektiğinde iş birliği yaparak veri temininde onlardan da yararlanarak çalışma yapılması gerekir." dedi.

Ali Yalçın, Milli Eğitim Bakan Yardımcısı Mustafa Safran ve YÖK Üyesi Mehmet Şişman'ın rapora ilişkin yaptığı değerlendirmelerin önemli olduğunu ve internet sitelerinde bu değerlendirmelere özel önem vereceklerini de sözlerine ekledi. Türkiye,Eğitim Bir Sen
12 Eylül 2018 Çarşamba 16:09