08 Kasım 2017, 18:34

Seta'dan Türkiye'nin Terörle Mücadelesi Paneli

Dışişleri Bakanlığı Güvenlik İşleri Genel Müdür Yardımcısı Aylin Sekizkök, Türkiye'nin 2013 yılından itibaren çeşitli iddialarla terör örgütü DEAŞ konusunda baskı altına alındığı ve uluslararası düzeyde bir algı operasyonuna maruz kaldığını belirterek, "Türkiye hiçbir şekilde bölgede...

Dışişleri Bakanlığı Güvenlik İşleri Genel Müdür Yardımcısı Aylin Sekizkök, Türkiye'nin 2013 yılından itibaren çeşitli iddialarla terör örgütü DEAŞ konusunda baskı altına alındığı ve uluslararası düzeyde bir algı operasyonuna maruz kaldığını belirterek, "Türkiye hiçbir şekilde bölgede uyguladığı politikalar ve faaliyetleri bakımından DEAŞ'ın ortaya çıkmasına sebep olan bir aktör olmamıştır." dedi.Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA) tarafından "Türkiye'nin Terörle Mücadelesi: Tehditler, Cepheler ve Mücadele Yöntemleri" başlıklı bir panel düzenlendi.Moderatörlüğünü SETA uzmanlarından Dr. Murat Yeşiltaş'ın yaptığı panele, Dışişleri Bakanlığı Güvenlik İşleri Genel Müdür Yardımcısı Sekizkök, TOBB Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Görevlisi Yrd. Doç. Dr. Nihat Ali Özcan ve SETA uzmanı Yrd. Doç. Dr. Necdet Özçelik konuşmacı olarak katıldı.Panelde, Türkiye'nin terör örgütleri PKK/YPG ve DEAŞ'ın başını çektiği terör sarmalının tehditleriyle karşı karşıya kalışı, terörün değişen doğası, Suriye'de ve Irak'ta yaşanan son gelişmeler ve bu bağlamda Türkiye'nin sınırları içerisinde ve yakın çevresinde çok sayıda devlet dışı silahlı aktörün birbirleri arasındaki ilişkilerinin ve çatışmalarının boyutları, olası tehdit senaryoları ve mücadele yöntemleri ele alındı.Sekizkök, panelde yaptığı konuşmada, terörizmle mücadele noktasında PKK ve DEAŞ'ın farklı örgütler olmasına rağmen iki örgütün birbirinden ayrı değerlendirilemeyeceğini belirterek, PKK'nın ve DEAŞ'ın aynı coğrafyada faaliyet gösterdiklerini, ideolojik olarak farklı olsalar da hedef ve yöntemlerinin benzerlikler gösterdiğini ifade etti."Türkiye DEAŞ'ın ortaya çıkmasına sebep olan bir aktör değil"Türkiye'nin 2013 yılından itibaren çeşitli iddialarla DEAŞ konusunda baskı altına alındığına ve uluslararası düzeyde bir algı operasyonuna maruz kaldığına dikkati çeken Sekizkök, "Türkiye hiçbir şekilde bölgede uyguladığı politikalar ve faaliyetleri bakımından DEAŞ'ın ortaya çıkmasına sebep olan bir aktör olmamıştır." değerlendirmesinde bulundu.Sekizkök, Irak'ın ABD tarafından işgali ve dönemin Irak Başbakanı Nuri el Maliki'nin politikalarının sonucu olarak DEAŞ'ın ortaya çıktığını ifade ederek, "Bizim Türkiye olarak her zaman uyardığımız, hem müttefiklerimizin hem ortaklarımızın dikkatini çektiğimiz hususlardır bunlar." diye konuştu.Suriye rejimi ve DEAŞ arasında da bir ilişki olduğuna işaret eden Sekizkök, "Suriye rejimi çok net bir şekilde Suriye'deki hapishaneleri bir anda açıyor ve o hapishanelerden çıkanlar DEAŞ'la hareket etmeye başlıyorlar. DEAŞ, rejimle ilişkisini bir şekilde her zaman sürdürüyor. Hiçbir zaman rejime karşı bir hareket yapmıyor. Ilımlı muhalefeti vurmaya devam ediyor." ifadelerini kullandı.Sekizkök, "DEAŞ olgusunun ortaya çıkmasında Türkiye'nin en ufak bir etkisi ve katkısı kesinlikle olmamıştır." vurgusu yaparak DEAŞ'a katılan yabancı terörist savaşçıların 120 ülkeden geldiğini ve bu kişilerin geldikleri ülkelerde radikalleştiğini belirtti.Bu kişilerin geldikleri ülkeler tarafından sorgulanmadığının altını çizen Sekizkök, "Bu insanlar geçerli pasaportlarıyla Türkiye üzerinden Suriye ve Irak'a gittikleri zaman bir anda çok büyük bir olay oluyor 'Türkiye bu adamları neden engellemiyor' diye." ifadelerini kullandı.Sekizkök, yabancı terörist savaşçıların geldikleri ülkelerin Türkiye ile bu konuda bir istihbarat paylaşımı yapmadığını vurgulayarak, "Fakat bizden istenen ne oldu her zaman? Siz bu adamların geçişini engelleyeceksiniz, Türkiye-Suriye sınırını olduğu gibi kapatacaksınız." dedi.DEAŞ'ın Türkiye ile istihbarat paylaşımı yapmayan ülkelerde eylem yapmasından sonra durumun değiştiğini ifade eden Sekizkök, Birleşmiş Milletler Güvenlik Kurulu (BMGK) tarafından alınan bir kararla yabancı terörist savaşçıların engellenmesi konusunda istihbarat paylaşımının sağlandığını kaydetti.Sekizkök, Türkiye'nin yabancı terörist savaşçıların geçişini önlemek için bir güvenlik ağı kurduğunu belirterek, "Bu ağ her şeyden önce Türkiye'ye girmesi yasaklılar listesi ile başlıyor. 2011 yılında sadece birkaç bin kişiden oluşan bu listemiz şu anda 54 bin kişiye ulaşmış durumda." diye konuştu."Kandil'i kaybetmiş bir PKK kapasitesinin yüzde 60'ın kaybeder"Özcan, panelde yaptığı değerlendirmede, terör alanında olup bitenlerin üç parametre doğrultusunda anlaşılması gerektiğini belirterek, bu parametrelerden birincisinin örgütle ilgili şu anda neler olduğu ve gelecekte neler olacağı, ikincisinin bölgedeki gelişmelerin, üçüncüsünün de bu örgütlerle mücadele eden Türkiye'ye daha yakından bakmak olduğunu dile getirdi.PKK'nın özellikle 2011'den sonra Suriye'de askeri, siyasi ve kendi deyimiyle "siyasi meşruiyet" açısından mesafe kat ettiğine dikkati çeken Özcan, bu gelişmenin Türkiye açısından ciddi bir risk olduğunu vurguladı.Özcan, geçmişte Lübnan iç savaşının, İran-Irak Savaşı'nın, 2003'te ABD'nin Irak'a müdahalesinin ve Arap Baharı'nın ve en nihayetinde DEAŞ'ın PKK'ya ciddi avantajlar sağladığına işaret ederek, tüm bunların Türkiye içinde çözülmesi gereken yeni sorunlar oluşturduğunu ifade etti.Özcan sözlerini şöyle sürdürdü: "Suriye'de olan Irak'ta olan, ya da İranla Suudi Arabistan arasında olabilecek olan yine bu çerçevede ABD ile Rusya arasında Suriye üzerinde yürütülen rekabetin bütün bu parametreler dikkate alındığında PKK'ya yeni fırsat alanları oluşturduğuna dair bende bir kanaat oluşturuyor."Özcan, Türkiye'nin ABD, Rusya, İran ve Avrupa Birliği ile ilişkilerinin PKK üzerinde çeşitli etkileri olduğuna işaret ederek, PKK'nın Suriye üzerindeki beklentilerinin Türkiye'nin Suriye'deki politikalarını yakından ilgilendirdiğinin altını çizdi.Mevcut tabloda Irak'taki mevcut durumun PKK açısından birçok sorun teşkil ettiğini ve PKK gibi bir örgüt için Kandil gibi güvenli bölgelerin önem arz ettiğini belirten Özcan, "Kandil'i kaybetmiş bir PKK, kapasitesinin yüzde 60'ını kaybetmiş demektir." diye konuştu.PKK'nın son zamanlarda şehir savaşlarında militan kaybının yanı sıra bir toplumsal meşruiyet ve destek kaybına da uğradığının altını çizen Özcan, "PKK'nın Rakka'daki ve Kobani'deki kayıpları da hatırı sayılır ölçüde." değerlendirmesinde bulundu."Başarılı bir operasyon istihbarat üzerine inşa edilir"SETA Uzmanı Özçelik, terörle mücadeleyi anlamak için istihbarat, operasyonel ve kamu diplomasisinin PKK ile mücadelede etkili üçleme olduğunu belirterek, bu üç unsurun birbirini tamamladığı müddetçe başarılı bir mücadele verilebileceğini ifade etti."Başarılı bir operasyon kesinlikle çok etkili, iyi işlenmiş bir istihbarat üzerine inşa edilir. İstihbaratı mümkün mertebe kuvvetli tutmak gerekir ki bahsedildiği gibi bu kadar çok DEAŞ üyesi yakalanabilsin." diye konuşan Özçelik, sadece milli istihbarat olanaklarına değil uluslararası istihbarat örgütleri arasındaki işbirliğine de ihtiyaç duyulduğunu vurguladı.Özçelik, Türkiye'nin yabancı terörist savaşçıların yakalanması konusunda büyük bir mücadele gösterdiğini dile getirerek, "Ancak sonuç itibariyle özellikle yabancı terörist savaşçıların Türkiye'de yakalanması anlamında biraz zaman almasına karşın etkili bir sonuç alabildi." ifadelerini kullandı.