DHA YURT BÜLTENİ-2

3 YAŞINDAKİ MİRAY, KARACİĞER NAKLİYLE HAYATA TUTUNDUAğrı'da, karaciğer yetmezliği bulunan Miray Ayhan (3), amcasının kızı Hanım Ayhan'dan (22) yapılan nakil ile hayat buldu.

20.10.2019 09:37 | Son Güncelleme: 20.10.2019 09:37DHA YURT BÜLTENİ-2

3 YAŞINDAKİ MİRAY, KARACİĞER NAKLİYLE HAYATA TUTUNDU

Ağrı'da, karaciğer yetmezliği bulunan Miray Ayhan (3), amcasının kızı Hanım Ayhan'dan (22) yapılan nakil ile hayat buldu.

Filiz-Ali Ayhan çiftinin 4 çocuklarının en küçüğü olan Miray, dünyaya damarları tıkalı geldi. Ağrı'daki tedavilerinin ardından Erzurum Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Yakutiye Araştırma Hastanesi'ne götürülen Miray'a karaciğer yetmezliği tanısı konuldu. Aileye kızlarının nakil olması gerektiği söylendi.  Miray için akrabaları seferber oldu. Yaklaşık 50 kişi donör olmak için doku örneği verdi. Miray ile amcasının kızı Hanım Ayhan'ın dokuları uyumlu çıktı.

Hanım Ayhan, İstanbul'dan Erzurum'a gelerek, Miray'a donör oldu. Ayhan'dan alınan karaciğer dokusu, geçen 19 Ağustos günü hastanenin Organ Nakli Eğitim Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Gürkan Öztürk başkanlığındaki ekip tarafından, Miray'a nakledildi.

Miray hayata tutunurken, baba Ali Ayhan çok mutlu olduğunu söyleyerek, "Yaklaşık üç yıldır kızımın tedavisi için Erzurum'a gidip geliyorduk. Kızım sarılık geçirdi, atlatamadı. Doktorlar karaciğer nakli gerektiğini söyledi. Ailemizden yaklaşık 50 kişi, karaciğer bağışı için girişimde bulundu ancak tahlil ve tetkiklerde nakil için uygun görülmedi. Yeğenimden Allah razı olsun, onun sayesinde kızımın hayatı kurtuldu. Artık Hanım da bizim öz kızımız. Doktorlara da çok teşekkür ederiz. Kızım taburcu oldu ve artık evimizdeyiz. Sağlığı gayet iyi, bu nedenle çok mutluyuz" diye konuştu.

Görüntü dökümü

Baba Ali Ayhan'nın konuşması

-Genel ve detaylar

Servet ARSLAN/ AĞRI,

=======================

84 YAŞINDAKİ İBRAHİM AMCA YÜRÜYEREK DAĞLARI AŞIYOR

'de yaşayan, 7 yaşından beri spora ilgi duyan 84 yaşındaki İbrahim Taşkın, çocukluğundan kalma dağ sevgisi nedeni ile 20 yıldır her hafta İzmir'in farklı bir dağında yürüyor. Yürüyüş gruplarına liderlik eden ve kendinden genç olanları arkasından 'Yavaş, yetişemiyoruz' diye bağırtan İbrahim amca, dağlar için güzellemeler de yazıyor.

İzmir'de yaşayan memur emeklisi, 2 çocuk ve 1 torun sahibi İbrahim Taşkın'ın (84) çocukluğu Konya'da tarlada çapa yaparak, dağlarda oğlak ve kuzu güderek geçti. İlkokulda güreş ile başladığı spora, 1986 yılında emekli olduktan sonra 1999 yılında, doğaya olan çocukluk özlemi nedeniyle merak saldığı dağ yürüyüşü ile devam etti. 20 yıldır haftada 2 gün 7'şer saat, 15- 25 kilometrelik parkurlarda farklı gruplarla yürüyen Taşkın, yürüyüş gruplarında en sevilen isim oldu. Her gün sabah saat 5'te uyanıp güne sabah yürüyüşü ve kendine özel oluşturduğu zengin kahvaltı öğünü ile başlayan Taşkın, öğlen az miktarda yemek yiyip, akşamları ise hafif yemeklerle günü bitiriyor. Çevresindekiler tarafından 'Doğa Aşığı' olarak anılan Taşkın'a, pazar sabahları evden çıkarken komşuları nereye gittiğini sorduklarında, onlara sağlık dostlarının yanına gittiğini söylüyor. Uzun dağ yürüyüşü tecrübelerinin ardından, bir ay önce Türkiye Dağcılık Federasyonu'ndan yürüyüş liderliği belgesi alan Taşkın, yaşına rağmen yürüyüş gruplarının en hızlı ismi olarak anılıyor. Taşkın, yürüyüşlerde safari şapkası, boyunluğu, Türk Bayraklı sporcu kıyafetini giyerek her hafta İzmir'in farklı bir dağında doğayla buluşuyor. Doğayı, ormanı, ağaçları çok sevdiği için yürüyüşlerde hiç yorulmadığını anlatan İbrahim Taşkın, bu sporun ona huzur ve sağlık verdiğini düşünüyor.

'SAĞLIKLI YAŞAM İÇİN YAPILACAK EN GÜZEL ŞEY DAĞLARDA YÜRÜMEK'

Çocukluğundan beri dağ sevgisi olduğunu anlatan Taşkın, "Emekli olduktan sonra boş kalınca, sağlıklı yaşamak için yapılacak en güzel şey dağlarda yürümek diye düşündüm. 20 yıldır her hafta farklı bir dağda yürüyorum. Germiyan ile Barbaros Köyü arasındaki 16 kilometrelik bir dağ yürüyüşünde rehberlik yaptım. 2010 yılında İnebolu Kastamonu arasındaki Kurtuluş Yolu'nda 95 kilometrelik bir parkurda 3 günlük bir yürüyüşe katıldım. Şimdi yürüyüş liderliği belgemi de aldım, arkadaşlarımla dağları aşmaya devam edeceğim" dedi.

Gittiği yürüyüşlerde izlenimlerini yazmanın yanı sıra dağlarla ilgili güzelleme de yapan Taşkın, "Bizler her hafta bu dağların yürüyüşçüleriyiz, Nif ile Spil'in sümbülleriyiz, yeni açmış kırmızı beyaz gülleriyiz, kırmızı goncalara kur yapan bülbülleriyiz" sözleriyle örnek verdi.

'ONUN HIZINA YETİŞTİĞİM ZAMAN HİMALAYA DAĞLARI'NA ÇIKACAĞIM'

5 senedir Taşkın'la beraber yürüyen Ali Bostancı (67), "İbrahim Bey grubumuzun içerisinde en tecrübeli olan kişi, bizim rehberimiz. Hafta sonları 80-100 kişilik bir grupla İzmir'in dağ ve ormanlarını geziyoruz. Bu kadar insana rehberlik yapıyor, onunla yürümek çok güzel. Sağlıklı yaşamak için herkesi doğa yürüyüşüne davet ediyorum" diye konuştu.

2010 yılından beri doğa yürüyüşü yapan Serim Çoruh (67), "İzmir'in çıkmadığımız dağı tepesi kalmadı. Bu yaz Artvin'in de bütün dağlarına çıktım. Fizik öyle olmasa da kendimi ruhsal olarak 18 yaşında hissediyorum. İbrahim abi Türkiye standartlarında örnek bir kişi. Yürüyüşlerde onun arkasından yetişemediğimiz için 'Yavaş' diye çok bağırdığım olmuştur. Bana mahsus değil, benden çok daha gençleri bile dağlarda İbrahim abi ile baş edemez" diye anlattı.

Timur Demirci (59), "Çok uzun yıllardır İbrahim abiyle birlikte yürüyorum. Çok iyi bir yürüyücü, yaşına göre örnek alınacak bir insan. Zaten benim de en büyük rol modellerimden biri. Her zaman da söylüyorum, dağlarda onun hızına yetiştiğim zaman Himalaya Dağları'na çıkacağım. Yakalamam çok zor. Allah vergisi bir gücü var. Dağları çok iyi ezberinde tutan, insanların güvenle arkasında yürüyebileceği bir rehber. Herkese örnek olan biri" diye konuştu.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:

İbrahim Bey ve grubunun dağ yürüyüşünden genel ve detay görüntüler

Anons

İbrahim Bey'in gruba yol göstermesinden görüntüler

İbrahim Taşkan'la röp.

Yürüyüş arkadaşları ile röp.

Toplu detay görüntüler

Haber: Melis KARAKUZULU, Kamera: Tekin GÜRBULAK/İZMİR,

=======================

YEŞİLOVA HÖYÜĞÜ'NDE 8 BİN 500 YIL ÖNCESİNE AİT DENİZ ÜRÜNLERİ BULUNTULARINA RASTLANDI

İzmir'de 2005 yılından bu yana kazı çalışmalarının devam ettiği Bornova Yeşilova Höyüğü'nde, binlerce yıl öncesine ait tarihe ışık tutacak buluntular, gün yüzüne çıkmaya devam ediyor. Uzman ekip tarafından sürdürülen kazılarda, İzmirlilerin deniz tutkusunun simgesi haline dönüşen midye ile çipura, öldürücü bir tür olan zehirli vatoz balığı, denizkestanesi, istiridye buluntularına rastlandı. 8 bin 500 yıllık kalıntılar, İzmir'de yaşayanların denizle olan bağlantısının yanı sıra midyeye olan tutkusunun yüz yıllar öncesine dayandığını ortaya koyuyor.

Kültür ve Turizm Bakanlığı, İzmir Büyükşehir Belediyesi, Bornova Belediyesi ve Ege Üniversitesi'nin desteği ile kazı çalışmalarının devam ettiği Yeşilova Höyüğü'nde, bir kez daha binlerce yıl öncesine ait kalıntılara rastlandı. Kazı Başkanı Doç. Dr. Zafer Derin ve ekibi tarafından yapılan kazılarda, İzmirlilerin çok fazla tükettiği deniz ürünlerinin kalıntılarına rastlandı. Yeşilova Höyüğü'nde son olarak, çipura, öldürücü bir tür olan zehirli vatoz balığı, denizkestanesi, istiridye ve midye buluntuları çıkarıldı. Buluntular, İzmirlilerin denizle olan bağlantısı ve midyeye olan tutkusunun 8 bin 500 yıl öncesine dayandığını ortaya koyuyor. Kazı Başkanı Doç. Dr. Zafer Derin, çalışmaların tarih öncesine ait olan arkeolojik alanda sürdürüldüğünü, Egelilerin yaşamlarına dair ilk izleri burada öğrenmeye çalıştıklarını ve her yıl değişen, farklılaşan sayıda buluntularla karşılaştıklarını söyledi. Yaptıkları çalışmalarda İzmir'in denize dönük yüzünü anlatan, ortaya çıkaran birçok bulgularla karşılaştıklarını aktaran Zafer Derin, "Deniz, 8 bin 500 yıl önce -35 metre civarında olmasına karşın, Egeliler ve Bornovalılar, özellikle hep denizle ilgilenmişler. Midye, deniz salyangozu, istiridye gibi deniz ürünlerini toplamışlar" dedi.

Yapılan çalışmalarda, bölgede yaşayanların avcılık da uğraştığına dair bilgiler elde ettiklerini ifade eden Derin, yine çipura kemiklerinin bulunduğunu belirterek, "Bu buluntu önemli. Çünkü deniz ve İzmir ile özdeşleşen bir balık türü. Bunların dışında yine deniz kıyısında yaşayan vatoz ile ilgili bazı kalıntılarımız var. Çalışmalarımızda bölgede yaşayanların denize dönük bu topluluk olduğunu gördük. Bunun yanı sıra tarım yaparak, bir taraftan da hayvancılık yaparak yaşamlarını sürdürmüş. ve 8 bin 500 önce buraya yerleşenler, Egeli olarak yaşamışlar" dedi.

'BORNOVA'NIN KİMLİĞİ YEŞİLOVA HÖYÜĞÜ VE HOMEROS'TUR'

Bornova Belediye Başkanı Mustafa İduğ da, İzmir'in tarih öncesinde bile deniz şehri olduğunu, ilçenin de denizle iç içe bulunduğunu aktardı. Kazı alanında 8 bin 500 yıl öncesine ait kalıntıların yeni şeyleri ortaya çıkardığını anlatan Mustafa İduğ, bölgedeki kazılara hız vereceklerini söyledi. İduğ, "Biz 'Bornova'ya deniz getireceğiz' demiştik. Aslında Bornova'da deniz varmış, getirmeye gerek kalmadı. 8 bin 500 yıl önce Ege Üniversitesi'nin arka tarafı denizmiş" dedi. Bornova'nın geçmişte Levantenlerin yaşadığı bir yer olduğunu, ilçede 24'ün üzerinde köşk bulunduğunu vurgulayan İduğ, "Bunları bir müze haline getirerek turizmi geliştirmeye çalışıyoruz. Bornova'nın kimliği Yeşilova Höyüğü ve Homeros'tur. Bunları birleştirerek 2020 yılında turizme çok ciddi anlamda destek vereceğiz. Bence Türkiye'de birçok yerli turistin burayı görmesi gerekiyor. İzmir'e sadece Konak ve Karşıyaka'yı görmeye değil, Yeşilova Höyüğü için gelen turistleri görmeyi hayal ediyoruz. Bu hayalimizi gerçekleştireceğiz" diye konuştu.

Tarih öncesine ait buluntuların sergilendiği Yeşilova Höyüğü Ziyaretçi Merkezi'ni her yıl en az 20-25 bin kadar turist ziyaret ediyor.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

Müzeden görüntü

8 bin 500 yıllık kalıntılardan görüntü

Kalıntıların sergilendiği alandan görüntü

Kazı Başkanı Doç. Dr. Zafer Derin ve Bornova Belediye Başkanı Mustafa İduğ ile röp.

Genel ve detay görüntü

Drone görüntüsü

Haber: Umut KARAKOYUN-Kamera: Mücahit BEKTAŞ/ İZMİR,

=======================

MENEMEN'DE GÖRME ENGELLİ SEKRETER ARANIYOR

İzmir'in Menemen ilçesinde, hizmet vermeye başlayan belediyeye ait Emiralem Engelsiz Yaşam Merkezi ve Engelsiz Çilek Kafe'de bir otizmli, bir işitme, bir zihinsel ve iki ortopedik engelli çalışıyor. Kafedeki müşterilere mutlu yüzlerle servis yapan çalışanlar hem işe yaramanın hem de gelir elde etmenin mutluluğunu yaşıyor. Merkezde sadece görme engelli personel bulunmadığını belirten Menemen Belediyesi sosyal hizmetler uzmanı Hande Sençer, başvuru olması halinde bir görme engelliye sekreter olarak iş verebileceklerini söyledi.

Menemen'de engelli bireylerin eğitimlerine ve sosyalleşmelerine katkı sağlamak amacıyla açılan Emiralem Engelsiz Yaşam Merkezi ve Çilek Kafe, hem engelli hem de engelsiz vatandaşlar için bir kaynaşma noktası haline geldi. 5'i engelli toplam 12 personelin istihdam edildiği merkezde hem engelli ailelerine hem de kadın ve çocuklara yönelik faaliyetler düzenlediklerini söyleyen Menemen Belediyesi Emiralem Şube Sorumlusu Ali Evgi, meslek elemanlarının ücretsiz kurslar ve danışmanlık hizmeti verdiklerini anlattı. Merkezin bir kampüs olarak düzenlendiğini anlatan Evgi, "Temel amacımız engellilerle bir kaynaştırma merkezi olmasını sağlamak. Çocuklar ve gençler için müzik kursları ve bilim atölyesi düzenledik. Burada tüm engelleri kaldırmak istiyoruz" dedi.

Merkezde hem sosyal hizmet hem çocuk gelişim uzmanı olarak görev yapan Hande Sençer de bir otizmli, bir işitme, bir zihinsel ve iki ortopedik engellinin çalıştığı Çilek Kafe'de çalışan sayısını arttırmak istediklerini söyleyerek şöyle konuştu:

"Kafede farklı etkinliklere ev sahipliği yapıyoruz. Henüz yeni açılmamıza karşın yoğunluğumuz giderek artıyor. Telefonlara yanıt verecek ve programlamayı yapacak bir sekretere ihtiyacımız var. Bu işi de bir görme engelli rahatlıkla yapabilir. Merkezde sadece görme engelli bir çalışan yok. Henüz böyle bir başvuru yapılmadı. Çalışma performansları açısından baktığımızda engelli personellerin diğer arkadaşlardan daha verimli olduklarını söyleyebiliriz. Bunu müşteri yorumlarından da anlıyoruz. Bu işi çok sahiplendiler. Dışarıda onlara böyle bir şans tanınmadığı için, burada canla başla çalışıyorlar. Özgüvenleri gibi, motor becerileri de destekleniyor. Çünkü sürekli aktifler. Bu iş beden sağlığı açısından evde oturmalarından çok daha iyi. Müşterilerden hiç olumsuz bir yorum almadık. Tam tersi herkes onların güler yüzlü olduklarını söylüyor."

İŞLERİNE SEVEREK GELİYORLAR

Yüzde 75 bedensel engelli Serebral Palsi hastası Didem Konca (23) da güler yüzüyle hem müşteriler hem de çalışma arkadaşları tarafından çok sevilen personellerden biri oldu. Kafede çalışmayı çok sevdiğini belirten Konca, "Burada aile ortamı var. Ben üniversitede sosyal hizmetler bölümü okuyordum. Burası açılınca işe girdim. Çok memnunum. İşimi severek yapıyorum. Ömür boyu burada çalışabilirim. Müşterilerle de aram çok iyi hiç yabancılık çekmiyoruz" dedi. Kafede kasa elemanı olarak çalışan Serdar Sökmen (36), kafeye gelenlere adisyon açıp ödemeleri alıyor. Daha önce farklı yerlerde çalıştığını anlatan Sökmen, "Burada çalışmaktan mutluyum. Bazı günler çok yoğun oluyor. Yeni açılmasına rağmen ilgi güzel. Benim sağ elimde felç var. Bir ayağımda varise bağlı ödem oluşuyor. Şiştiği için fazla ayakta kalamıyorum. 14 yaşına kadar koşup oynayan sağlıklı bir çocuktum. Ama şimdiki halime de şükrediyorum" diye konuştu. 30 yaşındaki Osman Uluşans ise ortopedik engeline karşın işini severek yaptığını söyleyerek şunları anlattı: "Burada garsonluk yapıyorum. Servislerde yardımcı oluyorum. Daha önce de çalıştım. Ama buradaki iş sayesinde kendimi daha mutlu hissediyorum."

MÜŞTERİLER DE MUTLU

Kafeye gelen müşterilerden Hüseyin Çiftçi ve Huriye Çiftçi de hizmetten memnun kaldıklarını söyleyerek "Burada tost yedik ayran içtik. İlk kez geldik çok memnun kaldık. Personelin ilgisi çok iyi. Eskiden burası bakımsızdı. Temizlendi çok güzel oldu" dedi. Menemen'de sebze meyve ticareti işiyle uğraşan Adnan Eksin de şöyle konuştu:

"1969'dan beri burada yaşıyorum. Yeni halini çok sevdim. Nezih bir ortam var. Personelden de memnunum. Çoğunu tanıyorum. Aynı köydeniz. İşimiz bahçede bitti mi buraya gelip çay içiyoruz. Engelli bireylerin çalışıyor olmasını görmek çok güzel. Onların arasındaki yardımlaşmayı da görmek çok güzel. Engellilerin özgüveni artıyor. Ekonomik özgürlükleri var. Kimseye bağımlı değiller."

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:

-Engellilerin kafede çalışmasından görüntü,

-Garsonların servis hizmetinden görüntü,

-Merkezin bahçesi ve kafenin dışından görüntü,

-Ali Evgi ve Hande Sençer ile röp,

-Engelli çalışanlarla röp,

-Müşterilerle röp.

Haber: Nevra UÇKAÇ - Kamera: Mücahit BEKTAŞ/ İZMİR,

=======================

KİLO ALMAK İÇİN BAŞLADI, ŞİMDİ ŞAMPİYONLUK HEDEFLİYOR

Denizli'nin Merkezefendi ilçesinde, 18 yaşındayken kilo almak için vücut geliştirme sporuna başlayan, gönül verdiği spor dalında dereceler elde eden milli sporcu Ufuk Satı (30), dünya şampiyonluğu hedefiyle çalışmalarını sürdürüyor.

Merkezefendi'de yaşayan Ufuk Satı, 18 yaşındayken 52 kilo olduğu için kilo almak amacıyla yakınlarının tavsiyesiyle vücut geliştirme sporuna başladı. salonunda yoğun çalışma temposu içine giren Satı, 3 yıl içerisinde hem kilo aldı hem de istediği fit ve kaslı vücuda kavuştu. Spor salonu ve ağırlıklar hayatının bir parçası haline gelen Satı, Pamukkale Üniversitesi Biyoloji Bölümü'nden mezun olduktan sonra, kentteki çeşitli spor salonlarında fitness antrenörü olarak çalışmaya başladı. Gününün büyük bölümünü spora ayıran Satı, katıldığı birçok yarışmadan dereceler elde etti. Milli formayı da giymeye hak kazanan Satı, Antalya'da düzenlenen Türkiye Vücut Geliştirme ve Fitness Şampiyonası ile Dünya Şampiyonası Milli Takım Seçmelerinde 'büyükler' kategorisinde 1'inci oldu. Satı elde ettiği bu başarıyla, Birleşik Arap Emirlikleri'nde 5-10 Kasım arasında düzenlenecek Dünya Vücut Geliştirme Şampiyonasında yarışmaya hak kazandı.

SPORLA GÜZEL BİR FİZİĞE SAHİP OLDU

Dünya Şampiyonası'nda Türk bayrağını dalgalandırabilmek için yoğun bir çalışma içerisine girdiğini belirten Satı, günde 3 kez antrenman yaptığını ve gün içerisinde toplam 3 ton ağırlık kaldırdığını söyledi. Daha önceden çelimsiz bir vücudunun olduğunu, sporla hayatının değiştiğini aktaran Satı, "18 yaşıma kadar zayıf bir vücut yapım vardı. Daha sonra ise vücut geliştirme sporuyla tanıştım. Bu spor benim hayatımı değiştirdi. Bu sporla önce sağlıklı bir şekilde kilo aldım. Güzel bir vücuda sahip oldum. Artık günlerim tamamen spor salonunda geçiyor" dedi.

Üç yıl önce geçirdiği sakatlık nedeniyle kariyerinin sona erme tehlikesi yaşadığını da kaydeden Satı, "Bilek güreşi yaparken kolum kırıldı. Bu sakatlık nedeniyle ameliyat geçirdim. Doktorlar artık kolumu eskisi gibi kullanamayacağımı söyledi. Ben pes etmedim. Sporu bırakmayı da hiç istemedim. Bu spor sayesinde 'kullanılamaz' denilen kolumu çok rahat kullanabiliyorum. Bu spor beni hayata bağladı. Çalışmalarımın karşılığını almaya başladım" diye konuştu.

TÜRK BAYRAĞINI DALGALANDIRMAK İSTİYOR

Hedefinin Birleşik Arap Emirlikleri'nde düzenlenecek Dünya Şampiyonası'ndan dereceyle dönmek olduğunu dile getiren Satı, "Şampiyonaya çok iyi hazırlanıyorum. Yoğun bir çalışma programım var. Türkiye'de ve Avrupa'da dereceler elde ettim. Hedefim Dünya Şampiyonası'nda ülkemi en iyi şekilde temsil edip Türk Bayrağı'nı dalgalandırmak" diye konuştu.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:

Ufuk Satı'nın spor yapması

Ufuk Satı'dan milli takım formasıyla detaylar

Ufuk Satı'nın vücudunu sergilemesi

Ufuk Satı ile röp.

Haber- Kamera: Deniz TOKAT/ DENİZLİ,

=======================

DEZAVANTAJLI ÖĞRENCİLERİNİ SANATLA BULUŞTURDU

Muğla'daki bir ortaokulda beden eğitimi öğretmeni 35 yaşındaki Fırat Kahraman, 'Renkli okullar, mutlu çocuklar' adlı projesiyle dezavantajlı öğrencileri sanatla buluşturdu. Okulun duvarlarına çeşitli figürler çizip boyayan öğrencilerin ortaya çıkardığı eserler, dikkat çekti. İl Milli Eğim Müdürü Pervin Töre, "Öğretmenimizin branşı beden eğitimi olmasına rağmen, resim öğretmeni gibi yavrularımıza resmi sevdirmesinden dolayı onur duydum" dedi.

Menteşe'nin kırsal Çiftlik Mahallesi'ndeki bir ortaokulda beden eğitimi öğretmenliği yapan evli Fırat Kahraman, 'Renkli okullar, mutlu çocuklar' adlı anlamlı bir projeye imza attı. Kahraman, okuldaki dezavantajlı öğrencilerin kendilerine güven, saygı ve becerilerine katkı sağlamak için 'Onlarda içimizden birisi' sloganıyla harekete geçti. Proje kapsamında okuldaki 5 ila 7'nci sınıflarda eğitim gören 10 dezavantajlı öğrenci, okulun duvarlarına balık, ahtapot, yılan, denizyıldızı, kuş, deniz kaplumbağası, Kız Kulesi ve Bandırma Vapuru figürlerini çizerek boyaladı. İl Milli Eğim Müdürü Pervin Töre, okulu ziyaret ederek öğretmen Fırat Kahraman ve öğrencileri tebrik etti. Töre, öğrencilere, Bandırma Vapurunu boyama aşamasına eşlik etti.

İl Milli Eğim Müdürü Töre, "Fırat öğretmenimizin branşı beden eğitimi olmasına rağmen bir resim öğretmeni gibi yavrularımıza resmi sevdirmesinden dolayı onur duydum. İyi ki varsınız. Mustafa Kemal Atatürk'ün dediği gibi, çocuklarımızı muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkaracağız. Ortada büyük bir emek var. Öğrencilerimizin eserleri mükemmel ötesi. Hayal dünyalarını yansıttılar. Çocuğu resimle buluşturduğumuz zaman ruhunu, aile yaşantısını ve geleceğini okuyabiliyorsunuz. Öğretmenlerimizin de farklı yeteneğini ortaya çıkarmak istiyoruz. Bu çalışmayı görünce, herkes gibi bende çok etkilendim" dedi.

DÜNYAYA BAKIŞ AÇILARI GENİŞLEDİ

Öğretmen Fırat Kahraman ise, "Öğrencilerimizi resim ve sanatla buluşturmak, ufaklarını geliştirmek hedefiyle böyle bir çalışma yapmaya karar verdim. Dezavantajlı evlatlarımızın hayatlarına renk kattığımıza inanıyorum. Aynı çalışmayı yakın zamanda okul içindeki duvarlarda da uygulayacağız. Öğrencilerimizin dünyaya bakış açıları daha da genişledi. Resimle iç içe oldular" diye konuştu.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:

Öğrencilerin okul duvarlarına çizdikleri figürleri boyarken görüntüsü

Muğla İl Milli Eğitim Müdürü'nün öğrenciler ile boyama yapması

Öğrencilerin boyadığı figürlerin görüntüsü

Muğla İl Milli Eğitim Müdürü Pervin Töre ile röp.

Öğretmen Fatih Kahraman ile röp.

Haber: Cavit AKGÜN- Kamera: Aykut KURT/ MUĞLA,



İzmir, Güncel

Kaynak: DHA

25.1.2020 11:47:42