DHA YURT ÖZEL GÜNDEM

Evinde 200 muhabbet kuşu besliyorAntalya'da oturan Alim Atakan Canseven (40), evinin bir odasını, beslediği 200 kuş için yuvaya çevirdi.

23.01.2020 08:52 | Son Güncelleme: 23.01.2020 08:52DHA YURT ÖZEL GÜNDEM

Evinde 200 muhabbet kuşu besliyor

Antalya'da oturan Alim Atakan Canseven (40), evinin bir odasını, beslediği 200 kuş için yuvaya çevirdi. Terastaki odaya özel ısıtma sistemi kuran, kuşlarının bakımı için ayda 1500 lira masraf yapan Canseven, tutkusunu muhabbet kuşlarının Türkiye ve Avrupa şampiyonluğu kazanmasıyla taçlandırdı.

Klima ustası Alim Atakan Canseven, hayvan sevgisinden dolayı 4 muhabbet kuşu satın alarak evinde beslemeye başladı. Kuşları yumurtlayıp, sayısı çoğalmaya başlayınca evinin terasında onlar için özel bir oda oluşturdu. Hobisi evine sığmayan Canseven'in oluşturduğu oda, farklı renklerde 200 muhabbet kuşuna yuva oldu. Odaya özel ısıtma ve soğutma sistemi kuran Canseven, kuşlarına gözü gibi bakıyor.

Canseven'in, yumurtalarından çıkmasını beklediği ya da yumurtadan yeni çıkmış kuşlarının yanı sıra, şampiyon muhabbet kuşları da bulunuyor. Muhabbet kuşu yetiştirme tutkusunu kafes kuşları için düzenlenen şampiyonalara katılarak taçlandıran Canseven, kuşlarıyla şimdiye kadar çok sayıda Türkiye şampiyonluğu ve 2 Avrupa şampiyonluğu kazandı. Canseven, muhabbet kuşu yetiştirme tutkusunun katıldığı yarışmalarda diğer kuş severler tarafından beğenilip, kuşlarının güzelliğiyle madalya kazanmasının kendisini gururlandığını belirtti.

Her gün iki saat kuşlarıyla ilgilenen Canseven, onların yemi, kafeslerinin temizliği gibi uğraşları hevesle yapıp, kuşlarıyla dertleşerek günün stresini attığını dile getirdi. Muhabbet kuşlarını evladı gibi gördüğünü anlatan Canseven, onların bakımı için ayda 1500 lira civarında masraf yaptığını söyledi.

İki çocuğu ile eşinin de muhabbet kuşu sevdiğini ve bakımında kendisine destek olduğunu ifade eden Censeven, "Muhabbet kuşları benim dünyamda özel bir yere sahip. İlk önce hobi olarak beslemeye başladım. Kuşlar yavrulamaya başlayınca ayrı bir heyecan oluştu. Türkiye Kafes Kuşları Federasyonu'nun düzenlediği yarışmalara katıldım. 3 defa Türkiye şampiyonu oldum. 2 defa Avrupa şampiyonluğu kazandım. Bunu benim kuşlarım başardı. Ben sadece kuşların ihtiyacını gideriyorum. Onlar da benim bu hevesimi bana kazandırdıkları madalya ile ödüllendiriyor. Bu muhteşem bir duygu. Ben muhabbet kuşlarım olmadan yaşayamam. Benim için bu yaşam tarzı. Onlarsız sabah akşam geçiremiyorum. 200 civarında muhabbet kuşumla kurduğum dünyam çok farklı" diye konuştu.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:

-------------------------------

Kuşlardan detay

Alim Atakan Canseven'in kuşlarla ilgilenmesi

Alim Atakan Canseven röportaj

Haber- Kamera: Tolga YILDIRIM/ ANTALYA,

========================================

Marmaris'te ocak güneşi keyfi

Muğla'nın Marmaris ilçesinde, yazdan kalma günler yaşanırken, güneşli havayı fırsat bilenler, sahil ve yürüyüş yollarında renkli görüntüler oluşturdu.

Türkiye'nin büyük bölümünde görülen soğuk havanın aksine Marmaris'te, ocak ayında yazdan kalma bir gün yaşandı. Sıcaklığın 18 dereceyi bulduğu ilçede yaşayanlar, deniz kenarındaki kafeteryalara akın etti. Sahilde kurulan sandalye ve masalarda kışın güneşin keyfini yaşayanlar, deniz manzarası eşliğinde içeceklerini yudumladı. Aileler ise çocuklarıyla gün boyu, plajlarda oyun oynadı. Bazı yerli ve yabancı turistler yelkenli öğrenmek için eğitmenler eşliğinde denize açıldı. Marmaris meteoroloji yetkililerinden alınan bilgiye göre; pazartesi gününe kadar havanın açık olacağı, gündüz 15-18, geceleri ise 3-5-derece arasında sıcaklığın değişeceği belirtildi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:

Sahil ve yürüyüş yollarında yürüyenlerden görüntü

Yeklerden görüntü

Sahilde kurulan sandalye ve masalarda oturanlardan görüntü

Ailesiyle birlikte sahilde oyun oynayan çocuklardan görüntü

Haber- Kamera; Cavit AKGÜN- Aykut KURT/ MARMARİS (Muğla),

==============================

Sömestirde termali ile ünlü Karahıyat'a tatilci akını

Türkiyenin önemli termal turizm merkezlerinden biri olan ve şifalı olduğu öne sürülen kırmızı suyuyla ünlü Denizli'nin Pamukkale ilçesindeki Karahayıt Mahallesi'nde yarıyıl tatil yoğunluğu yaşanıyor. Bölgedeki otel ve pansiyonlar yüzde yüz doluluk oranına ulaşırken, tatilciler soğuk hava da yaklaşık 40 derece şifalı termal havuzlara girip, keyfini çıkarıyor.

Okulların yarıyıl tatiline girmesiyle birlikte Türkiye'nin her yerinden yerli turistler aileleriyle birlikte, Denizli'nin Pamukkale ilçesindeki Karahayıt Mahallesi'ne adeta akın ediyor. Önemli termal turizm merkezlerinden biri olan şifalı kırmızı suyuyla ünlü Karahayıt'ta bulunan otel ve pansiyonlar günler öncesinden yüzde 100 doluluk oranına ulaştı. Pamukkale'ye özgü olan dünyaca ünlü beyaz travertenlerin kırmızısı da Karahayıt'ta bulunuyor. Yaklaşık 500 metrekare alanda bulunan kırmızı renkteki travertenleri ziyaret eden tatilciler, soğuk havada termal sıcak suyun keyfini yaşıyor. Ziyaretçiler, havuzlardaki kırmızı suyun çamurunu yüzlerine ve vücutlarına sürüyor. Kırmızı su ve termal çamurun böbrek taşı, kalp, damar sertliği, yüksek tansiyon, romatizmal hastalıklar, siyatik, kireçlenme, kadın ve deri hastalıkları, bel ve boyun fıtığı, sindirim, mide, bağırsak, karaciğer, safra yolları, diyabet, egzama, vücut direncini arttırma, metabolizma bozuklukları tedavisinde de son derece şifalı olduğu belirtiliyor.

Yarıyıl tatili için Hatay'dan ailesiyle birlikte Karahayıt'a gelen Ahmet Yüzbaşı, "Karahayıt'a ilk kez kırmızı suyu görmeye geldik. Tatili termal merkezde değerlendirmek istedik. Soğuk havada termal havuzlara girerek tatilin tadını çocuklarla birlikte çıkarıyoruz" dedi.  İzmir'den gelen ortaokul öğrencisi Ege Çapan, bu yıl yarıyıl tatilini babasıyla birlikte farklı şekilde değerlendirdiklerini ifade ederek, "Babam beni karne hediyesi için buraya getirdi. Termal sıcak havuzlara girip, keyfini çıkarıyorum" dedi. Kuşadası'ndan gelen Zerrin Yılmaz da Karahayıt'a daha önce de tedavi amaçlı geldiğini vurgulayıp, "Geçirdiğim ameliyatlar sonrası tedavi amaçlı buraya sık sık geliyorum. Buranın imkanları çok iyi, büyükşehir ve ilçe belediyesinin verdiği imkanlarda çok iyi, özellikle ulaşım çok kolay ve trafik yoğunluğu yok" dedi.

SU KAYNAKTA 58, HAVUZDA 40 DERECE

Antalya'dan gelen Adnan-Yeşim Dönmez çifti, yarıyıl tatili için çocuklarıyla birlikte geldiklerini belirtip, "Karahayıt'ın suyu çok güzel, stresi bile termal havuzlarda atıyorsunuz. Eklem ağrılarıma çok iyi geliyor. Vücudumuz sıcak havuzlarda çok rahatlıyor. Soğuk havada termal havuzlarda yüzmek büyük keyif veriyor. Sürekli gelmek istiyoruz. Özellikle bu şifalı su cilde de çok iyi geliyor. Tatilden ziyade termal sular sağlık için çok önemli. Özelikle kış aylarında yarıyıl tatillerinin en güzel değerlendirilebileceği yerlerden birisi Karahayıt" dedi.

Karahayıt'ta otel müdürü olan Taner Ulutaşdemir ise, Karahayıt'ta termal suyun kaynağından 58 derece çıktığını, oteldeki termal havuzda ise 40 derecede olduğuna dikkati çekip, "Yarıyıl tatil öncesi otelimiz yüzde 100 doluluk oranına ulaştı. Buraya gelen misafirlerimiz soğuk havada termal havuzlara girerek, farklı bir tatil keyfi yaşıyor" dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:

Kırmızı travertenlerden görüntü

Ziyaretçilerden görüntü

Termal havuzlarda yüzenlerden görüntü

Sıcak suyun buharından görüntü

Sırasıyla Ahmet Yüzbaşı, Ege Çapan, Zerrin Yılmaz, Adnan-yeşim Dönmez çifti ve otel müdürü Taner Ulutaşdemir röp.

Haber: Ramazan ÇETİN - Kamera : Deniz TOKAT/ DENİZLİ,

==============================

Manisalı çiftçiler soğuk ve yağışlı havadan memnun

MANİSA'da, son günlerde etkisini artıran soğuk hava çiftçileri mutlu etti. Şehzadeler Ziraat Odası Başkanı Hüseyin Altındağ, "Soğuk hava, bilinenin aksine Manisa Ovası'nda yetişen meyveler için oldukça faydalıdır. Eğer havalar sıcak giderse, yetiştirdiğimiz ürünler için tehlike kapıda demektir" dedi.

Manisa'da son günlerde etkisini artıran soğuk hava çiftçileri sevindirdi. Şehzadeler Ziraat Odası Başkanı Hüseyin Altındağ, Türkiye genelinde olduğu gibi Manisa'da da etkili soğuk havanın hem meyveler hem de toprak için faydalı olduğuna dikkat çekti. Kentin yüksek kesimlerine kar yağarken, merkezde hava sıcaklığı gece 0 dereceye kadar düşüyor. Özellikle üzüm, zeytin ve kiraz gibi meyvelerin çoğunlukta olduğu Manisa Ovası'nda soğuktan etkilenecek çok fazla ürün bulunmadığını ifade eden Altındağ, soğuk havanın ürünlere faydalı olduğundan bahsetti. Soğuk havanın neden faydalı olduğunu anlatan Altındağ, "Soğuk hava, bilinenin aksine bu ürünler için oldukça faydalı. Eğer havalar sıcak giderse, saydığımız ürünler için tehlike kapıda demektir. Çünkü hava soğuk olursa bu ağaçlar uykuda olur ve baharın sıcak günlerinde dinç, verimli bir şekilde uyanır. Ancak havalar sıcak olursa, erken uyanma riski oluşur. Bu da özellikle mart ayında yaşanması muhtemel soğuklarda meyvelerin gözlerinin kuruması, çiçeklerinin ve torlarının dökülmesine sebep olur. Dolayısıyla verim de düşer" diye konuştu.

'ÜSTÜ AÇIK BİR FABRİKAYIZ'

Merkeze kar yağmadığının ve yağmur yağışlarının da az olduğunu söyleyen Altındağ, "Ocak ayının ortalarında olmamıza rağmen yağışlar maalesef beklenen seviyede değil. Merkeze kar yağsa, en azından yağmur yağışı bile olsa toprak ve bitkiler için bulunmaz nimet olur. Ancak hep bahsettiğimiz gibi, biz üstü açık bir fabrikayız. Ürünlerin verimli olmasıyla ilgili bizim elimizde olan kadar olmayan sebepler de var. Bu nedenle yağışların gelmesini beklemekten başka çaremiz yok. İnşallah çiftçi için güzel bir yıl olur. Bereketli ürünlerimiz olur" dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:

-Bağlardan drone görüntüsü

-Şehzadeler Ziraat Odası Başkanı Hüseyin Altındağ röp.

-Üzüm bağlarının görüntüsü

-Genel ve Detay görüntü

Haber- Kamera: Cemil SEVAL/ MANİSA,

===============================

Karaburun'un nergis tarlalarında festival heyecanı

İZMİR'de Karaburun Belediyesi bu yıl 26 Ocak'ta 3'üncüsünü düzenleyeceği Nergis Festivali hazırlıklarına başladı. Nergis üreticileri de, festival öncesi son planlamalarını yaparken, üreticiler ise tarlalarda hasat heyecanı yaşıyor.

Karaburun Belediyesi ilçenin tanıtımının yanı sıra ekonomisine de katkı sunan Nergis Çiçeği Festivali'nin 3'ncüsünü yapmaya hazırlanıyor. Üreticiler, festival öncesi son hazırlıklarını yapmaya başladı. İlçede bu yıl 157 çiftçi tarafından toplamda 200 dekar alanda, nergis ekimi yapıldı. Bir demet haline getirilen 50 kök nergis çiçeği, 30 TL'den satışa sunuluyor. Tarlada bin bir emekle yetişen, kokusu dillere destan nergis çiçeği üreticileri de, heyecanlı. Karaburun'un Karareis Mahallesi'nde 15 dönümlük arazi üzerine nergis çiçeği eken 3 çocuk babası üretici Halil Zeybek (83), 10 yaşından beri bu işle uğraştığını, nergis çiçeği yetiştiriciliğinin zor bir iş olduğunu belirtti. Ürüne emek verdiklerini söyleyen Zeybek, "İzmir'de ilk defa nergis yetiştirenlerden biriyim. Zayıf soğan ilk sene ürün vermez. Zahmeti çok. Dikiyoruz, çapalıyoruz, suluyoruz. Uğraşıyoruz. Bunlar emek vermekle oluyor. Çapalama ve bakımla bu hale geliyor. Bu ürün bizim kıymetlimiz. Ben her şeyimi nergisten yaptım. 1965 yılından beridir nergis ile uğraşıyorum. Evimin geçimini bundan sağlıyorum. Çocuklarımı nergis sayesinde okuttum. Çiçeği çok seviyorum. Çiftçilere destek verilmesini istiyoruz" dedi.

Karaburun Ziraat Odası Başkanı Gazanfer Yavaş (37) da, ilçede gelir getiren ürünlerde nergisin ilk sırada olduğunu kaydetti. Havaların sıcak olması halinde nergis çiçeğinin hepsinin aynı anda açtığını, bunun da fiyatları olumsuz şekilde etkilediğini ifade eden Yavaş, "Eğer havalar sıcak giderse çiçeklerin hepsi açıyor. Böyle olunca da fiyat düşüyor. Soğuk olursa azar azar açıyor, o zaman fiyatı daha yüksek oluyor. Değerini koruyor" dedi.

'ÜRETİCİ SON YILLARDA EMEĞİNİN KARŞILIĞINI ALMAYA BAŞLADI'

Gazenfer Yavaş, nergisin sadece süs bitkisi olarak kullanıldığını, daha önceki yılarda kokusundan parfüm yapmak istediklerini ancak bunu başaramadıklarını kaydetti.  Üreticinin son yıllarda emeğinin karşılığını almaya başladığını da anlatan Yavaş, "Karaburun, nergis ile özdeşleşti. Nergis, Karaburun'un gözbebeği. İlçede yıllardır var olan bir bitki. Bundan sonra da biz bunu elimizden geldiği kadar destekleyeceğiz. Nergis çiçeği önceki yıllarda bu kadar bilinmiyordu. Bu kadar tutulmuyordu. Bu yıl havalar soğuk. Çiçek azar azar açıyor. Bu nedenle değerini korudu. Büyüklerimiz destek verdiği sürece bu ürünün daha da değer kazanacağına inanıyoruz." diye konuştu.

'NERGİS ÇİÇEĞİ BİZİM GÖZ BEBEĞİMİZ'

Gazanfer Yavaş'ın eşi 2 çocuk annesi Dilek Yavaş (35) da, nergis çiçeğine bakıldığı zaman bu üründen verim alınabileceğini, bu nedenle her yıl çiçek veren soğanının sökülüp yeniden dikilmesi gerektiğini söyledi. Nergisin Karaburun'a özgü bir çiçek olduğunu, başka bölgelerden de nergis çiçeğinin geldiğini ancak kokusunun ilçede yetişenler kadar yoğun olmadığına dikkat çeken Yavaş, "Nergis çiçeği Karaburun'da birçok ailenin geçim kaynağı. Birçok insan geçimlerini nergis çiçeğinden sağlıyor. Bakımı çok zor. Toplaması zor. Nazik bir çiçek. Bakıma ihtiyacı var. Nergis çiçeği bizim göz bebeğimiz. Bu tarlaya geldiğimiz zaman güzel kokusu bizi cezbediyor. İnsan bu tarlanın içerisinden çıkmak istemiyor" dedi.

Karaburun'da 26 Ocak Pazar günü düzenlenecek olan festival, saat 12.00'de başlayıp, akşam sona erecek.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

Nergis tarlasından görüntü

Çiçeklerden görüntü

Üretici çiçekleri toplarken görüntü

Drone çekimi

Üretici ve Karaburun Ziraat Odası Başkanı Gazanfer ile röp.

Genel ve detay görüntü

Haber: Umut KARAKOYUN-Kamera: Mücahir BEKTAŞ/ İZMİR,

===================================

Veliden tarifeye uymayan servis ücretine itiraz

İZMİR'de yaşayan 3 çocuk annesi Aylin İncesu, okul servis ücretlerine itiraz etmek için İl Tüketici Hakem Heyeti'ne başvurdu. Servis firmalarının devlet tarafından il bazında belirlenen kilometre başına servis ücretlerine uymadığını iddia eden İncesu, kardeş sayısı indiriminden de faydalanamadığını söyleyerek "Tüketici hakem heyeti haklı olduğumu gördü. Şirketten parayı ödemesini talep ettik. Benim gibi birçok veli servis ücretleri nedeniyle mağduriyet yaşıyor. Belirlenen servis ücretlerinin üzerinde bedel ödüyorlarsa haklarını arasınlar" diye konuştu.

İzmir'de Büyükşehir Belediyesi Ulaşım Koordinasyon Şube Müdürlüğü'nün (UKOME) belirlediği fiyatlara uymayan bazı özel servis firmaları, özellikle birden fazla öğrencisi bulunan aileleri büyük sıkıntıya uğratıyor. Karşıyaka ilçesinde yaşayan ve bir özel okulun 2'nci sınıf öğrencisi Kerim İncesu (8), 16 yaşındaki lise öğrencisi ikizler Ege Lal ve Berke İncesu'nun velisi, Doktor Aylin İncesu da servis ücretleri nedeniyle mağduriyet yaşayan ailelerden biri oldu. Servis belirlerken herhangi bir alternatifleri olmadığını söyleyen anne Aylin İncesu, okulun hangi firmayla anlaştıysa o servisi seçmek zorunda olduklarını belirterek, "Her yıl, özel servislerin de il bazında UKOME kararlarına uyması gerektiğini öğrendim. Buna göre kilometre başına ve çocuk sayısına göre servis ücretleri belirleniyor. Ama bu rakamlarla benim ödediğim miktar arasında tam bir uçurum olduğunu fark ettim" dedi. İncesu 3 çocuktan doğan mağduriyetinin 8 bin 294 lira olduğunu söyleyerek şöyle devam etti:

"Ben geçen yıl birinci çocuk için senelik 6 bin 450 lira servis ücreti ödedim. İkinci ve üçüncü kardeşe ise yüzde 5'er indirim yapıldı. Onlar için de 6 bin 120'şer lira ödedim. Ama UKOME'nin kararına göre birinci çocuğa servis ücreti olarak 3 bin 750, ikinci çocuğa yüzde 10 indirimden 3 bin 360 lira ödemem lazım. Üçüncü çocuğa da 3 bin 300 lira ödemem lazım. Arada muazzam bir fark var. 3 Kasım 2019'da İl Tüketici Hakem Heyeti'ne başvurdum. 10 Aralık 2019 tarihinde sonuçlandı. Uyuşmazlık bedeli 8 bin 294 lira olarak belirlendi. Bu miktarın firma tarafından bana ödenmesi gerekiyor. Daha önce kız kardeşim ilçeye başvurup parasını aldı. Firma bu parayı ödemek zorunda. Tüketici hakem heyeti benim haklı olduğumu gördü."

DENETİM İSTEDİ

Tüm velilere UKOME kararlarını takip etmesini öneren İncesu, haksızlık yaşadığını düşünenlerin haklarını arayabileceğini söyleyerek, "Bizim servis seçme hakkımız yok. Geçen yıl yakın yerler 4 bin 500 liraydı. Halbuki Çiçekliköy'deki bir devlet okulunun geçen seneki servis ücreti sadece 200 lira. 2 katından fazla fark var. Kuralların belirlenmesinin yanında denetlenmesini talep ediyoruz. Fiyatları belirleyen var ama denetleyen yok" dedi. Bu yıl okul değişikliği yapan küçük oğlu Kerim'i kendi imkanlarıyla okula getirip götürdüklerini anlatan İncesu, şunları söyledi:

"Bu yıl servis ücreti 7 bin 800'e çıktı. 3 çocuğu hesaplarsanız ayrı bir okul parası ediyor. Bu fiyat farkını firmaya sorduğumda biz S plaka almak zorundayız diyor. Hostes bulundurduklarını söylüyorlar. Bunlar aradaki fiyat farkını açıklamaz. Servis fiyatlarındaki artış özellikle çoğul çocuğu olan velileri zora sokuyor. Yetkililerin bu konuda bir denetim yapmasını istiyorum."

'BAŞVURAN AİLELER KARLI ÇIKIYOR'

Servis ücretlerindeki tek yetkili kurumun UKOME olduğuna dikkat çeken İzmir Otobüsçüler ve Umum Servis Araçları İşletmecileri Esnaf Odası Başkanı Hasan Basri Bostancı da özel ya da devlet, tüm okulların aynı tarifeye uymak zorunda olduğunu anlattı. Velileri tüketici hakem heyetine başvurmaya davet eden Bostancı, "Servis firmaları UKOME kararlarının dışında bir ücret isteyemezler. Aldıkları paraları da iade etmek zorundalar. Başvuran aileler karlı çıkıyor. Başvurmayanlar ise mecburen bu ücretleri ödüyor. Kesinlikle UKOME fiyatları tabandır. İzmir'de bu yıl servis ücretlerinde yüzde 12 civarında artış oldu. İzmir'deki fiyatlar İstanbul'un yüzde 25 altında. Büyükşehirler arasında en ucuz taşımacılık İzmir'de" dedi.

'BAŞVURULAR YETERLİ DEĞİL'

İzmir Barosu Tüketici Komisyonu Üyesi Avukat Salih Emrah Ertan da şöyle konuştu:

"Tüketicinin hakkını araması gerekir. Büyükşehir belediyesi ile birlikte servisçiler esnaf odasının sitesinde bu tarifeler yayınlanıyor. Veli karşılaştırma yaptığında fazla ödediğini düşünüyorsa bağlı bulunduğu il ve ilçenin tüketici hakem heyetine başvurabilir. Haksız şart varsa, sözleşmede tüketicinin aleyhine kanuna aykırı düzenleme varsa değerlendirilip karar verilir. Bu yıl bize gelen başvurular yeterli değil. Tüketiciler bu konuyla ilgili çok bilgi sahibi değil. Belki de servis firmalarıyla münakaşa yaşamak istemiyorlar. Velilerin servis seçme şansı yok. Tüketici hakem heyetine şikayet ederse çocuğunun başına bir şey gelebilir diye korkuyor. İyi hizmet alamayacağını düşünüyor. Servis firmasıyla ilişkisi bittikten sonra da ödediği paraların iadesi için hakem heyetine başvurabilirler. 5 yıl zaman aşımı var. Veli ödediği tarihten geriye dönük 5 yıl için para talep edebilir. Kilometre ve kardeş kriteri var. Veliler bunlara da dikkat etsin."

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:

-Anne Aylin İncesu ve oğlu Kerim'in detay görüntüsü,

-Aylin İncesu ile röportaj

-Avukat Salih Emrah Ertan ile röportaj

-Salih Emrah Ertan'ın detay görüntüsü.

Haber: Nevra UÇKAÇ - Kamera: Ahmet Turhan ALTAY/ İZMİR,

==============================

Hatalı baskı 20 YTL için 50 bin lira istiyor

TOKAT'ta aktarlık yapan Serdar Türk (47), 15 yıl önce bir müşterisinin verdiği 20 Yeni Türk Lirası'nda (YTL) baskı hatası olduğunu fark etti. Parayı 15 yıldır kasasında saklayan Türk, meraklısının çıkması halinde 20 YTL'yi, 50 bin lira karşılığında verebileceğini söyledi.

2005 yılında Türk Lirası'ndan 6 sıfırın atılması kararı sonrası Yeni Türk Lirası tedavüle girdi. 30 yıldır Tokat'ta aktarlık yapan evli ve 2 çocuk babası Serdar Türk, o yıl satış yaparken bir müşterisinden aldığı 20 YTL'nin hatalı basıldığını fark etti. Önce müşterisinden parayı değiştirmesini istedi. Müşterinin, "Onu, Siz bankadan değiştirirsiniz" cevabı üzerine kabul etti. Banknot kağıdının bir kısmının baskı sırasında katlanması sonucu boşluk oluştuğu ve bu yüzden hatalı kesildiği anlaşıldı. Serdar Türk parayı aldıktan sonra bankaya götürüp yenisi ile değiştirmek yerine saklamaya karar verdi. Parayı dükkanındaki kasasına koyarak muhafaza etti. 2010 yılında ise TL ibareli banknotlar devreye girdi.

'50 BİN LİRAYA BUNU VEREBİLİRİM'

Kendisinin para koleksiyoncusu olmadığını belirten Serdar Türk, "Yaklaşık 15 yıl önce bir müşterimiz bize bu parayı getirdi. O dönemde de hatırlarsanız paradan 6 sıfır atılmıştı. Ben de paranın basımının hatalı olduğunu görünce 'parayı değiştirir misin' demiştim müşteriye. Para katlı olarak basılmış. Müşterimizde bana, 'Ben bankaya gidip değiştiremem. Siz bir ara gidip değiştirin' dedi. Ben de o anda almıştım, yıllardır saklıyorum. Koleksiyoner değilim ama ilgisini çeken olursa 50 bin lira karşılığında bunu verebilirim" diye konuştu.

Türk, 15 yıldır sakladığı paranın, dükkanına gelen müşterilerin de ilgisini çektiğini söyledi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

--------------------------------

-Dükkandan görüntüler

-Hatalı baskı 20 YTL'nın görüntüsü

-Konuşmaları

Haber-Kamera:  Fatih YILMAZ/TOKAT,

============================

Gövdesinden 17 ağaç yetişen asırlık ladin, şaşırtıyor

ORDU'nun Kabadüz ilçesinde ladin ormanları içinde devrilen bir ağacın gövdesinde filizlenip büyüyen 17 ağaç, görenler şaşırtıyor. Gönüllü turizm elçisi Serdar Şimşek'in doğa gezisi sırasında rastladığı ve koruma altına alınan eşine nadir rastlanılan asırlık ladin ağacının, tescillenmesi hedefleniyor.

İlçeye bağlı Çambaşı Yaylası, Kale Boynu Obası'ndaki ormanlık alanda 2 yıl önce gezintiye çıkan gönüllü turizm elçisi Serdar Şimşek, devrilmiş ladin ağacının gövdesi üzerinde filizlenen, 17 ağacın büyüdüğünü fark etti. Bu ilginç doğa manzarası karşısında şaşkınlığı gizleyemeyen Şimşek, ağacın koruma altına alınması için Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü ile Kültür ve Turizm İl Müdürlüğü'ne başvuruda bulundu.

VALİLİK KORUMA ALTINA ALDI

Valiliğin konu ile ilgili görevlendirdiği yetkililerin yaptıkları çalışma ve incelemeler sonucu eşine nadir rastlanan ve yaklaşık 300 yıllık olduğu tahmin edilen ladin ağacını, koruma altına aldı. Devrilmiş gövdesi üzerinde 17 ağaç yetişmiş görüntüsüyle dikkati çeken ladin ağacını, yerinde ve fotoğraflarının paylaşıldığı sosyal medyada görenler de, şaşırıyor. Yüksekliği 20, eni ise 11 metre olarak ölçülen ağacın tescillenmesi hedefleniyor.

'GERÇEKTEN DÜNYA HARİKASI BİR AĞAÇ'

Ağacın koruma altına alınması ve bölgenin 'Doğal Sit Alanı' olarak değerlendirilmesi için ilgili yerlere müracaat ettiğini anlatan Şimşek, 2 yıl önce doğada gezerken ağaca rastlamasıyla büyük bir şaşkınlık yaşadığını söyledi. Şimşek, "Bir ağacın devrilen gövdesinden 17 ağaç hayat bulmuş, gerçekten muhteşem bir andı. Bu ağacın koruma altına alınması için Ordu Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü'ne giderek, durumu anlattık. Ağacın 'tarihi anıt ağacı' olması için çalışmalar devam ediyor. Dünyada eşi benzeri olmadığı söylendi, gerçekten de dünya harikası bir ağaçö dedi.

'RAPORLAR HAZIRLANDI'

Ağacın olduğu bölgede incelemelerin sürdüğünü aktaran Şimşek, "İncelemenin ardından Samsun Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonu, bu bölgeyi değerlendirecek. Ancak yapılan başvurular, inceleme ve değerlendirmeler neticesinde potansiyel tabiat varlığı ve doğal sit alanı olabilecek yeni bölgeler tespit edilmiş. Nadir bulunabilen ve koruma altına alınmazsa zarar görme tehlikesi bulunan bu yerlerle ilgili gerekçeli raporlar hazırlandı. Mevki olarak da turizme açılabilecek bir yerde. Devrilen ağacın gövdesi üzerinde bulunan 4 ağaç zarar görmüş, bu nedenle ağaç koruma altına alınmalıö diye konuştu.

VALİ GÜLER: TARİHİ ANIT AĞAÇ OLARAK TESCİLLENECEK

Ordu Büyükşehir Belediyesi Başkanı Mehmet Hilmi Güler de, ağacın 'tarihi anıt ağacı' olması için Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü'ne gerekli başvurunun yapıldığını, yapılacak çalışmanın ardından ağacın tescilleneceğini söyledi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

------------------------------

-Devrilmiş ladin ağacından detaylar

-Ağacı keşfeden Gönüllü Turizm Elçisi Serdar Şimşek (42) ile röportaj

-Devrilmiş ladin ağacından detaylar

Haber-Kamera: Ahmet BAYRAK(ORDU),

===============================

Su samurundan şüphelendi, balıklarını yaban kedisi yiyormuş

BOLU'da, 40 yıldır alabalık çiftliğinde balık üreticiliği yapan Fikret Köksal, havuzlardaki balıkların azaldığını fark ederek, tuzak kafesi kurdu. Köksal'ın çiftliğindeki balıkları çalan yaban kedisi kafese yakalandı. Bir hayli kilo almış olduğu görülen kediye kıyamayan Köksal, onu doğal ortamına saldı.

Bolu-Mudurnu yolunda bir alabalık üretim çiftliğini işleten Fikret Köksal, yetiştirdiği balıkların azaldığını fark etti. Köksal, daha önce havuza dadanan su samurundan şüphelenerek havuzun başına tuzak kafesi kurdu. Önceki gün kafesi kontrol eden Köksal, kafesin içinde yaban kedisi ile karşılaştı. Köksal balık yemekten bir hayli kilo aldığı görülen kediyi doğal ortamına saldı.

Kedinin çok fazla balık yiyemediği için kendisine bir zararı olmadığını anlatan Fikret Köksal, tesisin yakınında bulunan dereden gelen su samurlarının balıklarını büyük ölçüde azalttığını söyledi.

Zaman zaman yakaladığı su samurlarını yakın çevredeki dere ve göllere bıraktığını anlatan Fikret Köksal, "Bizim burada çok su samurları var. Abant gölünde de çok var. Bizim bu derede de çok var. Biz bunları genelde köpek kafesleri ile canlı balık koyup yakalıyoruz. Sonra balık nakline giderken Çerkeş Deresi ya da Melen Deresi'ne salıyoruz. Öldürmüyoruz, hayvanın kıymetini biliyoruz. Ama yakaladık mı adres değiştiriyoruz." dedi.

SU SAMURU SANDI, KEDİ ÇIKTI

Fikret Köksal, su samurundan şüphelenip kurduğu kafeste kedi yakalayınca şaşırdığını ifade ederek, "Geçen de balıkların azaldığını fark ettim. Buraya bu tuzağı kurdum. Hayvana zarar veren bir şey değil. Baktım dün bir kedi yatıyor içinde. Tanıyorum ben o kediyi. Yaban kedisi. Bizim normal kedinin 2 misli boyunda. Yakalanmış, sakindi, hırçın bir hayvan değildi. Balığın kokusuna gelmiş. Ben daha önceden de yakalamıştım bu hayvanı. Siyah çizgili aradaki çizgileri küflenmiş altın renginde. Salıverdim doğaya. Bana zararı yok onun. Yaban kedilerimiz var. Vaşak da var bu ormanlarda. Avcılarımız dokunmuyorlar onlara, ellemiyorlar. Bayağı da bir değerli hayvan ne zararı olacak ki." diye konuştu.

SU SAMURUNDAN SIKINTIMIZ VAR

Yılda 2-3 tane su samuru yakalayıp başka bir yere bıraktığını belirten Köksal, "Su samurundan sıkıntımız var yani. Yetkili kişiler su samurunun nesli tükeniyor diyor ama nesli tükenmedi bunun. Daha da fazla. Bu gece 12-1'den sonra çıkıyor. Bana çok büyük zarar veriyor su samuru. Ben bunları kafeste yakalayıp daha önce de salıvermiştim. Yeniçağa gölüne salıyorum. Biraz da orada beslensinler. Bana kızıyorlar niye buraya getiriyorsun diye. Nereye götüreceğim ben bu hayvanı. Yakaladığım senede 2-3 tane oluyor." dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

-Fikret Köksal'ın çiftlikte çalışması

-Balıkları sağması

-Röportaj

-Yakalanan kedinin görüntüsü

-Güvenlik kamerası görüntüsü

-Detaylar

Haber-Kamera: Murat KÜÇÜK/BOLU,

======================================

Alzheimer hastaları ve yakınları burada moral buluyor

GAZİANTEP Büyükşehir Belediyesi ile Aile, Çalışma ve Sosyal Politikalar Bakanlığı iş birliğiyle kurulan Alzheimer Hastaları ve Yakınları Buluşma Merkezi'nde (Moral Evi), hem hastalara ve yakınlarına hizmet veriyor. Merkeze gelen hastaların, hastalıkları yapılan etkinler sayesinde hem fiziksel hem de zihinsel olarak geciktiriliyor.

Kentte yaşayan Alzheimer hastalarına ve yakınları için kurulan Moral Evi'nin kapısını 14 Mayıs 2018 tarihinde hastalara açtı. Kayıtlı 102 Alzheimer hastasına hizmet veren merkez, hafta içi her gün sabahtan, akşama kadar açık. Hastalığı ilk ve orta düzeyde olan hastaların kabul edildiği merkezde, Alzheimer hastalığının ilerlemesinin durdurulması için farklı aktiviteler yapılıyor. Ahşap boyamadan, müzik dinletisine, zeka oyunlarına kadar birçok sosyal çalışmanın yürütüldüğü merkezde, fizik tedavi ve faaliyetleriyle hastaların bedenleri de güçlendiriliyor. Hastalık derecesine göre gruplara ayrılan hastalar her gün evlerinden servisle ücretsiz olarak alınarak merkeze getiriliyor. Burada hastaların hafızaları ile el ve göz koordinasyonu düzenlenen oyun ve el işi etkinlikleriyle korunmaya çalışılıyor. Yine hastalığa bağlı kas ile iskelet yapısı bozulmaları da spor ve fizik tedavi yöntemleri ile korunuyor.

'ALZHEİMER TEŞHİSİ KONULANLAR BURAYA GELSİNLER ÇEKİNMESİNLER'

Moral Evi sakinlerinden 75 yaşındaki Bahri Özbulan 1,5 yıldır merkeze geldiğini ve çok memnun olduğunu söyleyerek, "Bir unutkanlık hastalığı ile buraya geldik. Burası önce Ankara'ya bağlıydı sonra büyükşehir belediyesine bağlandı. Çok güzel bir tesis. Burada spor etkinlikleri yapıyoruz, fizik tedavi yapıyoruz, oyun uğraşı var boyama etkinlikleri var. Güzel etkinlikler yapıyoruz. Ben 1 yıldır buradayım Allah kendilerine zeval vermesin. Bize çok iyi davranıyorlar. Asansöre biniyoruz bizimle birlikte aşağıya iniyorlar. Üniversiteye gittim bana Alzheimer teşhisi konuldu. Daha öncesinde evdeydim, açılınca buraya gelmeye başladım. Bu hastalık çok kötü. Eğer böyle bir teşhis konulmuşsa buraya gelsinler çekinmesinler. Ben hastalara tavsiye ediyorum" dedi.

'BU HASTALIK HEM ZİHNİ HEM FİZİKİ ETKİ YAPIYOR'

Merkezde Fizyoterapist olarak çalışan Furkan Ercan, Alzheimer'in hastaları sadece zihinsel olarak değil fiziksel olarak da etkilediğini belirterek şunları dedi:

"Özellikle ileri yaşlardaki hastalarda kasa ve iskelet problemleri artıyor ve bununla birlikte denge problemleri yaşıyor hastalarımız. Düşme riski artıyor buna bağlı olarak. Düşme riskinde bizim en büyük korkumuz ise kalça kırıkları olması. Unutkan yani Alzheimer hastası bir bireyin yatağa bağlı olduğunu düşünürsek, farkında olmadan defalarca ilaç alabilir. Bakım ihtiyacını karşılayan kişiler ciddi anlamda zorluk yaşayabilir. Biz bunun için burada hastalarımızın günlük yaşam aktivitelerini gerçekleştirmelerini sağlamak adına, kendi öz bakımlarını yapabilecekleri süreleri uzatmak adına çalışmalar yapıyoruz. Denge çalışmaları yaptırıyoruz, yine eklem açıklıklarını sağlamak için çalışmalar yaptırıyoruz. Kemik ve kas kalitelerini arttırmaya yönelik çalışmalar yaptırıyoruz. Hastalığın tedavisi yok yaptıklarımızla evre atlamasını geciktirmeye çalışıyoruz. Çünkü ilerleyen evrelerde hastalar reflekslerine kadar kayıplar yaşayabiliyor. Yutma, konuşma problemi yaşayabiliyorlar. Bir nevi hastaların zihinlerini biz burada gönüllü olarak üstleniyoruz."

'HEM HASTALARA, HEM YAKINLARINA HİZMET VERİYORUZ'

Merkez sorumlusu ve psikolog Selin Tunç ise merkezin sadece hastalara değil yakınlarına da hizmet verdiğini belirterek, "Burayı açtığımızda önce bin 200'ü aşkın ev ziyaretleri gerçekleştirerek uygun hastaları belirledik. Bu hastalarımızı üniversite hastanesine yönlendirdik. Şu anda 102 hastamız var. Hastaneye yönlendirdiğimiz hastaların tahlilleri yapılıyor. Bize bir uygunluk raporu geliyor. Eğer hasta kurum için uygunsa yani 1 ve 2'nci evredeyse biz hastayı kabul edebiliyoruz. Hastalarımız buradan tamamen ücretsiz olarak yararlanabiliyorlar. Burada hem fizik tedavi, hem akıl ve zeka oyunları, iş uğraş terapisi, müzik terapisi ve egzersizlerle birlikte bir hizmet veriyoruz hastalarımıza. Burada aslında amacımız onların biraz daha aktif olmasını sağlamak. Bu hastalığın maalesef tam bir tedavisi yok maalesef. Kullandığı ilaçların yanı sıra bu hastalık onlarda bir özgüven eksikliğine neden olabiliyor, içe kapanmaya sebep olabiliyor, sosyal iletişimde engellemelere sebep olabiliyor. Bizim de amacımız hem daha aktif olmalarını sağlamak hem zihinlerini biraz daha meşgul edebilmek hem de hasta yakınlarına aslında hizmet verebilmek. Önemli olan en büyük şeylerden birisi bu. Biz aynı zamanda hasta yakınlarına da hizmet veriyoruz. Hasta yakınları için grup terapileri düzenliyoruz, eğitimler düzenliyoruz. Alzheimer çok fazla bilinen bir hastalık değildi bugüne kadar. Herkes bu hastalığı yeni öğreniyor aslında. Bizde bunun ne olduğunu nasıl yaklaşılması gerektiğini, nelerin yenilip nelerden uzak durulması gerektiğini anlatıyoruz" şeklinde konuştu.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:

-------------------------------

Alzheimer Moral evi

Hastaların yaptığı çalışmalar

Eğitmenlerin hastalarla ilgilenmesi

Eğitmenler ile hastaların terapisi

Hastaların spor yapması

Fizyoterapist Halil Furkan Ercan ile röp

Alzheimer Merkezi sorumlusu Selin Tunç ile röp

Hastalar ile röp.

Genel ve detay görüntüler

Haber: Eyyüp BURUN - Kamera: Kadir GÜNEŞ-GAZİANTEP-DHA)

===================================

Melisa ağladı, ailesini ölümden kurtardı

ADIYAMAN'ın Kahta ilçesinde, dün sabaha karşı ağlayarak uyanan 3 yaşındaki Melisa Köse, kömür sobasından sızan karbonmonoksit gazından zehirlenen ailesini ölümden kurtardı.

Kent merkezinde yaşayan 5 kişilik Köse ailesi, geceden yaktıkları kömür sobasının yanında uykuya daldı. Sabah erken saatlerde evin en küçük çocuğu Melisa Köse uyanarak ağlamaya başladı. Kızlarının ağlamasıyla uyanan baba Ahmet Köse, sobadan sızan karbonmonoksitten zehirlendiklerini fark ederek eşi ve diğer çocuklarını hastaneye ulaştırdı. Hastanede yapılan tedavi sonrası Köse ailesinin 5 ferdi taburcu edilerek evlerine döndü.

'AĞLAMASIYLA BİZ UYANDIK'

3 yaşındaki kızının ağlamasıyla uyandıklarını belirten Ahmet Köse, "Akşam ben iş dönüşünde geldim bir iki saat önce sobayı yakmışlardı. Geldim yemek ve yatana kadar 2 saat geçti o arada ateş közlendi. Sabaha karşı baktım bizim ufaklık onun ağlamasıyla biz uyandık. Korkup uyandığını sandım. Hatta baktım gözleri açılmıyor ağzı kapanmış elini açamıyor ben bir ara belki dilini yutmuş diye parmağımla ağzını açmaya çalıştım. Ablası geldi 'baba ne oldu dedi?' Baba derken o düştü yere tabi ben çocuğu kaldırdım sen git bir araba çağır dedim. O da kalkamıyordu uykudan dolayı düşündüm sonra dışarı çıkınca düşmüş gittim onu da getirdim sonra anneme söyledim bir araba çağır telefonu arıyorum telefonu bulamıyorum. Artık aksilik peş peşe geldi. Sonra kapılar açılınca farkına vardım koştum dolaba yoğurt getirdim en azından bir iki kaşık verim yakınlarım sonra ikisini aldı götürdü. Sonra ambulans çağırdım onlarda diğerini götürdü şu an çok şükür iyiler sıkıntı yok. Biz genelde sobanın duman yapmaması için bacasını, altını, üstünü çalışır vaziyette olması için çalışıyoruz" dedi.

'KULLANDIĞIMIZ YAKITIN KALİTELİ OLMASI GEREKİYOR'

Vatandaşları uyaran Kahta Belediyesi İtfaiye Amiri Ahmet Yılanlı ise gece kömür sobasını söndürülmesi gerektiğini ve fazla ısınmak için yapılan boru takviyesinden uzak durması gerektiğini ifade ederek şunları söyledi:

"İlçemizde en çok ısınma amaçlı yöntem soba yöntemi doğal gaz da mevcut ama şuanda en çok kullanılan odun, kömür sobası bildiğimiz. Odun, kömür sobasını kullanırken tabi dikkat edilmesi gereken konular var. Kullandığımız yakıtın bir kere kaliteli olması gerekiyor sobamızda aynı şekilde bunların kaliteli olması sorunlardan kurtuldun anlamına gelmez. Sobanın kuruluşu, boruların dizilişi, yakma şekli bacanın bir metre yukarı çıkması baca şapkasının olması şart. Bunlara dikkat edildiği takdirde bu tür sıkıntılara en aza indirmiş olacağız. Tabi dün gece ilçemizde ters esen rüzgarlarda vardı bununda etkisi var. Kovamızın 3'te 2'sini kömürle dolduruyoruz en fazla daha fazlasına izin vermiyoruz çünkü sağlıklı bir yanmanın oluşması için sobanın rahat bir şekilde oksijen alması gerekir. Sobanın hava alıcı ve tahliye edici alanların tamamen kapatılmaması gerekiyor. Boruların birleşme noktaları bantlarla izole edilmesi gerekiyor ve borularda bükülmeler istemiyoruz. İstemediğimiz bir şekil bu tabi ısınma için avantajlı gibi görünüyor ama her dirsek bizim için sıkıntı olabildiği kadar az dirsek kullanılır ve odamızı ısıtmaya çalışırız."

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:

-------------------------------

Olay yeri

Soba kovası doldurulması

Soba yakılması

Ahmet Köse ile röp.

Kahta Belediyesi İtfaiye Amiri Ahmet Yılanlı ile röp.

Yılanlı sobadaki kurulum hatalarını anlatması

Kovanın doldurulması

Genel ve detay görüntüler

Haber-Kamera: Mahir ALAN-ADIYAMAN-DHA)

=======================================

Üniversitede ihtiyaç sahipleri için 'giy-çık' mağazası

Atatürk Üniversitesi bünyesinde 'Giy-Çık' mağazası açıldı. İhtiyaç sahibi öğrencilerin giysi, ayakkabı ve aksesuar ihtiyaçlarını karşılamalarına katkı sağlayacak olan mağazaya 2 ayda binden fazla giysi toplandı.

Atatürk Üniversitesi ihtiyaç sahibi öğrencilere destek olmak için proje başlattı. Kariyer Planlama ve Mezun İzleme Uygulama ve Araştırma Merkezi öncülüğünde yürütülen sosyal sorumluluk projesi kapsamında kampüs içerisinde 'Giy-Çık' mazağa ve atölyesi açıldı. İhtiyaç sahibi öğrencilerin giysi, ayakkabı ve aksesuar ihtiyaçlarını karşılamalarına katkı sağlayacak mağaza-atölyeye 2 ayda binden fazla giysi, ayakkabı ve aksesuar toplandı. Kariyer merkezi öğrencilerinin gönüllü olarak görev aldığı mağazada bir hafta içerisinde onlarca öğrenciye kıyafet desteği sağlandı. Üniversite bünyesinde görev yapan akademisyen ve idari personel ile öğrencilerin gönüllülük ve sosyal sorumluluk anlayışı ile verdikleri ürünlerin teslimi halinde de bilgi veriliyor. Gönüllü öğrenciler tarafından hazırlanan elbiselerin bir bölümü de Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencileri tarafından yeniden tasarlanıyor.

Mağaza-atölye konseptiyle açılan birimin Atatürk Üniversitesi'nin bütün birimlerinin ortak çalışmasıyla ortaya çıktığını belirten Kariyer Planlama ve Mezun İzleme Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Süleyman Toy, "Sadece iyilik üzerine kurulmuş bir konsept üzerine çalışıyor. Gücü yetmeyen, ihtiyacı olan, hatta ihtiyacı olmayıp ta elbisesini beğenmeyerek değiştirmek isteyenlere de hizmet veriyoruz. Tamamen bağışla iki ayda bin parça giysi aksesuar sağlandı. Bir haftadır açık olmasına rağmen internet sitemiz üzerinden onlarca elbiseyi ihtiyaç sahipleriyle buluşturduk" dedi.

İSRAFIN ÖNÜNE GEÇMEYİ AMAÇLIYORUZ

Dünyada iki saniyede bir TIR dolusu tekstil atığının çöpe gittiğini belirten Prof. Dr. Süleyman Toy, şunları söyledi:

"Şu an dünyada Birleşmiş Milletler'de kalkınma hedefleri dediğimiz bir gündem maddesi var. Bu proje dört ana hedefe hizmet ediyor. İklim değişikliği, artan su kaynakları ısrafı konusunda bizim yaptığımız girişimlerin katkı sağlayacağını düşünüyoruz. Kaliteli eğitimle hem yoksulluklara karşı mücadeleye katkı sağlayacağımızı düşünüyoruz. Mesala en dünya üzerinde en çok su harcayan sektör tekslit sektörü, en çok israf edilen sektör yine tekstil sektörü. Her iki saniyede bir TIR dolusu tekstil atığı çöpe gidiyor. Bu bir istatistiktir. Kendimiz karınca kararınca bu israfın önüna geçmek adına 'giy-çık' projesini başlattık."

TÜRKMENİSTANLI DARYA GÖNÜLLÜ

Nenehatun Kültür Merkezi'nin alt katında açılan mağazada gönüllü olarak çalışan Türkmenistanlı Darya Beschastnova, "Giy-çık mağazası için çok emek verdik. İhtiyacı olan ya da olmayan öğrenci arkadaşlarımıza burada hizmet sunmak istiyoruz. Projeyi arkadaşlarıma da söyledim, çok beğendiler. Projenin sürdürülebilir olacağına çok inanıyoruz. Aynı zamanda ekonomi ve ekolojiye katkı sağlayacağımızı düşünüyoruz" diye konuştu.

Giy-çık mağazası gönüllülerinden Mustafa Kaan Tanın, kıyafetlerin dolaplarda çürümesi yerine ihtiyacı olanlara verilmesinin çok anlamlı olacağını söyledi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:

-------------------------------

-Giy-çık mağazasının dış görüntüsü

-Mağazanın içindeki elbiseler

-Gönüllü öğrencilerin elbiseleri dizmesi

-Öğrencilerin çalışmalarından görüntü

-Prof. Dr. Süleyman Toy ile röp

-Darya Beschastnova ile röp

-Mustafa Kaan Tanın ile röp

Haber: Salih TEKİN - Kamera: Zafer KUMRU/ ERZURUM,

=================================================

Kayakçıların 'domino taşı' gösterisi

TÜRK kayak tarihinin en köklü kuruluşlarından Erzurum Kayak Kulübü'nün "Şampiyon" sporcuları Palandöken Kayak Merkezinde domino taşı olup peş peşe düşmeleri görsel şova dönüştü. Kayakçıların gösterisini vatandaşlar ilgiyle izledi.

Geleceğin şampiyon sporcularının yetiştirildiği Kayak Kulübü geçen yıl ulusal ve uluslararası yarışmalarda 55 madalya kazandı. Bu sezona da iddialı hazırlanan sporcular, verilen molalarda en çok sevdikleri domino taşı gösterisini sergiliyor. Yaklaşık 30 kayakcının bu zevkli gösterisi tatil için Palandökene gelen yerli ve yabancı turistlerin de ilgisini çekiyor. Deniz seviyesinden 3 bin 176 metre yükseklikteki Palandöken'in 2 bin 400 rakımdaki telesiyejlerin nünde toplanan kayakçılar, yan yana sıraya giriyor. Başta bulunan bir kişi sıranın ilk başındakini itekleyerek başlayan tek tek düşüşler dağda adeta şova dönüşüyor. Sporcular tarafından sosyal medyada paylaşın bu gösteriler ise büyük beğeni topluyor.

Erzurum Kayak Kulübü Başkanı Atakan Alaftargil, "Kulüp olarak yarışçı, temel eğitim ve alt yapı olarak çeşitli disiplinlerde sporcu yetiştiriyoruz. Her sene katıldığımız uluslararası ve ulusal şampiyonalarda kazandığımız madalya sayısını katlıyoruz. Şu an 160 sporcumuz bulunmakta. Bunların içerisinde 70'i aktif lisanlı diğer geri kalanları ise temel eğitim ve alt yapı düzeyindeki sporcular. Amacımız ülkemize faydalı sporcular yetiştirmek. Sporcularımız verilen antrenman aralarında hocaları eşliğinde çeşitli aktiviteler yapıyor. Bu domino taşı egzersizi de bunlardan birisi. Öğrencilerimiz bunu yaparken tatil için kayağa gelenlerde görsel bir şov  izliyor" diye konuştu.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:

-------------------------------

-Palandöken kayak merkezinden detay

-Öğrencilerin domino taşı gibi peş peşe düşmeleri

-Atakan Alaftargil ile röp.

-Kayak yapanlardan detay

Haber: Turgay İPEK - Kamera: Zafer KUMRU/ ERZURUM

==================================================

Mehmet'e patron değil, kol kanat oldu

ADANA'da işveren Ali Sancaklı (32), daha önce çalıştığı ayakkabıcı dükkanında elleri yanan Mehmet Çekip'i (18) işe aldı. Kullandıkları makineleri özel olarak dizayn ettiren Sancaklı, Çekip'in eskiden bir günde yapılan işleri çok kısa sürede yapmasını sağladı.

Adana'da Mehmet Çekip (18), 2019'da sigortasız çalıştığı ayakkabı atölyesinde çıkan yangın sonucunda elleri ve vücudu yandı. Çekip, 3 ay yoğun bakımdaki tedavisinin ardından taburcu edildi. Sol el parmaklarını kaybeden, sağ el parmakları da yanık nedeniyle kullanamayan Çekip, hasta babasının tedavisi ve evlerini kirasını ödemeyince iş aramaya başladı. 1 yıl boyunca iş arayan Çekip, çalışacak bir yer bulamayınca sosyal medyadaki iş ilanlarına bakmaya karar verdi. Ali Sancaklı'nın sahibi olduğu ve personel ihtiyacı olan, ev gereçleri imalatı yapılan firmaya başvurdu. Sancaklı'yla telefonda konuşan Çekip, "Benim işe çok ihtiyacım var, kimse bana iş vermiyor. Dilencilik yapamam, aileme bakmam gerekiyor ama benim ellerim yok" dedi. Bunun üzerine Sancaklı, Çekip ile buluştuktan sonra işe aldı. Sancaklı ilk olarak, Çekip'in sigortasını yapıp asgari ücretle işe başlattı. Sancaklı, elleri olmadığı için pres ve bükme makinelerinde çalışamayan Çekip'e, "Sen burada hiçbir iş yapma, sadece dükkanda dur, yapabileceğin şeyleri yap. Biz senin maaşını her ay vereceğiz" dedi.

MAKİNELERİ DİZAYN ETTİ

3 ay bu şekilde, işe gidip gelen Çekip, "Ben dilenci değilim, oturduğum yerden para alamam. Yapabileceğim bir iş yoksa ben gitmek istiyorum" deyince bu sözden çok etkilenen Sancaklı, atölyedeki insan gücü gerektiren makinelere, Mehmet Çekip'in bileğiyle kontrol edebileceği hidrolik kol ekletti. Bu dizayna 13 bin lira para harcayan Sancaklı, daha sonra Mehmet'i bu makineye görevlendirdi. Engelsiz bir insan gibi, rahatlıkla demir boruları büken Mehmet, eskiden 1 günde yapılan işleri çok kısa sürede yapmaya başladı. Yeniden doğduğunu artık para kazandığını söyleyen Mehmet, "Patronum bana hayat verdi. O benim ağabeyim, artık evime ekmek götürebiliyorum. Ellerim bu halde olduğu için kimse bana iş vermedi. Herkes beni dışladı, çok zor günler geçirdim. Şimdi herkes gibi çalışıyorum" dedi.

'ÜRETİM KAPASİTEMİZ BİLE ARTTI'

Mehmet'ten çok memnun olduğunu çok verimli çalıştığını belirten, Sancaklı ise "Şu anda eski oturdukları yerden daha güzel bir eve taşındılar. Diğer çalışanlarımızdan hiç ayırmıyoruz. Çalıştığı makiye de hidrolik bir kol yaptırdık. Bu tamamen bizim üretimimiz oldu. Mehmet, o kolu bileğiyle aşağı indirip, demir boruları büküyor. Üretim kapasitemiz bile arttı" diye konuştu.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:

-------------------------------

İşveren Ali Sancaklı  ile röp.

Elleri yanan Mehmek Çekip ile röp.

Mehmet'in makineyi kullanması

Genel ve detaylar

Haber: Çağlar ÖZTÜRK - Kamera: Eser PAZARBAŞI/ADANA,

========================================

Darp iddiasıyla tutuklanan eski erkek arkadaşına sahip çıktı

ADANA'da Neslihan A. (34), dilini kestiği, vücudunun çeşitli yerlerinden yaraladığı iddiasıyla tutuklanan eski erkek arkadaşına sahip çıktı. Olayın ardından M.K.'nın haksız yere tutuklandığını söyleyen Neslihan A., "O beni darp etmedi. Aksine kendime zarar vermeme engel olmaya çalışıyordu" dedi.

Olay, merkez Çukurova ilçesi Mavi Bulvar'da 23 Aralık Pazartesi günü saat 15.00 sıralarında meydana geldi. İddiaya göre, bir medikal firmasının sahibi olduğu öğrenilen Neslihan A. ile erkek arkadaşı M.K. otomobilde tartışmaya başladı. Tartışmanın büyümesiyle torpido gözündeki meyve bıçağını alan Neslihan A., kendine zarar vermeye kalkıştı. Bunun üzerine M.K., Neslihan A.'ya engel olmak isterken, bıçak kadının dilini ve vücudundaki çeşitli yerleri kesti. Çevredeki vatandaşların M.K.'yı linç etme girişiminde bulunduğu olayın ardından, M.K. tutuklandı.

Neslihan A., erkek arkadaşı M.K.'nın haksız yere hapishaneye gönderildiğini öne sürerek, "Aramızdaki arbede yanlış anlaşıldı. Arkadaşım beni darbetmek istemiyordu. Aksine kendime zarar vermeme engel olmaya çalışıyordu" diye konuştu.

'TARTIŞMAMIZ YANLIŞ ANLAŞILDI'

Neslihan A., "Daha önceden aramızda sorunlar vardı ve bunun üzerine küçük bir tartışma yaşadık. Ben biraz sinirli yapıda olduğum için gerildim. Otomobilde bulunan meyve soymak için kullandığım bıçağı aldım. Kendimi öldüreceğimi söylerken, arkadaşım bıçağı elimden almaya çalıştı. Aramızda arbede olunca bağırarak konuştuğum için bıçak ağzıma girdi. Bu sırada arkadaşımın da elini kestim. Çevredekiler durumu anlayamadıkları için galeyana gelip M.K.'yı otomobilden indirip darbetmeye başladı. Ben onlara anlatmaya çalıştım ama arkadaşımı dövmeye devam ettiler" dedi.

'HAKSIZ YERE HAPİSHANEDE OLMASINDAN RAHATSIZIM'

Kadına şiddetin ülkede bir sorun olduğunu, ancak kendisinin böyle bir olay yaşamadığını kaydeden Neslihan A., "Arkadaşımın haksız yere hapishanede olmasından dolayı vicdanen rahatsızım. Bıçağı ilk alan bendim ve o benim bunu yapmamı engellemek istedi. Ben kimseye yardım çağrısında bulunmadım. O gün otomobilde bir arbede yaşadık. Onun beni yaralama gibi bir düşüncesi ya da tavrı yoktu" diye konuştu.

Görüntü Dökümü:

------------------------

Kadın ile röp.

Kadından detaylar

Haber: Anıl ATAR-Kamera: Ceren BEGEÇ/ADANA,



Güncel

Kaynak: DHA

25.02.2020 06:56:05