Haber, Son Dakika, Haberler

DHA YURT ÖZEL GÜNDEMİ -TEKRAR

Gaziantep'in yeni lezzeti 'Fıstık Kebabı' GAZİANTEP'te Güneydoğu'nun yeşil altını olarak bilinen, Antep fıstığı ile kuzunun kaburga etinin buluşmasıyla ortaya çıkan 'Fıstık Kebabı' yoğun ilgi görüyor.

27.02.2020 13:01 | Son Güncelleme: 27.02.2020 13:01
DHA YURT ÖZEL GÜNDEMİ -TEKRAR

Gaziantep'in yeni lezzeti 'Fıstık Kebabı'

GAZİANTEP'te Güneydoğu'nun yeşil altını olarak bilinen, Antep fıstığı ile kuzunun kaburga etinin buluşmasıyla ortaya çıkan 'Fıstık Kebabı' yoğun ilgi görüyor.

İçerisinde kaburga eti, tuz ve Antep fıstığı bulunan 'Fıstık Kebabı'nın yapımı öncelikle etin zırhtan geçirilmesi ile başlıyor. Daha sonra tuz ve çekilmiş fıstık ile harmanlanan kıyma, kebap şişlerine saplanarak tezgahlardaki yerini alıyor. Fıstığın kebapta da yer aldığını ifade eden kebapçı ustası Faruk Kılınçoğlu fıstık ve kaburga etinin karışımıyla ortaya çok güzel bir lezzetin çıktığını söyledi.

Fıstık Kebabına çok fazla rağbet olduğunu ve güzel bir lezzetin ortaya çıktığını ifade eden kebapçı ustası Faruk Kılınçoğlu, "Fıstık Kebabına talep çok fazla var. Kaburga eti, fıstık ve tuzla yapıyoruz. Lezzetli yemeğimize her şeyde olduğu gibi fıstık kullanıyoruz. Gaziantep'te fıstık bizim olmazsa olmazımızdır. Yağlı yağsız yemeklerde, ana yemeklerde ve kahvaltılarda tüketiyoruz. Kaburga eti ve fıstığın buluşması gerçekten çok farklı bir tat ortaya çıkardı. Şu anda şehir dışı ve yurt dışında gelen müşterilerimizin yoğun talebi varö diye konuştu.

Fiyatının uygun olduğunu ve fıstığın yemeklere lezzet kattığını belirten Kılınçoğlu, "Fıstık girdiği her şeyin tadını değiştirerek lezzetli hale getiriyor. Gaziantep'te akla ilk olarak baklava, fıstık ve lahmacun geliyor. Gaziantep'e gelen misafirler fıstıklı yiyecekler tüketmek istiyor. Bizde fıstığı kaburga etiyle birleştirerek güzel bir tat ortaya çıkardık. Kaburga etini zıhlayarak tuz atıyoruz. En sonda ise boz fıstık kullanarak karışımını yapıp müşterilerimize sunuyoruz. Fıstık kebabının bir dürümü 17 lira porsiyonu ise 34 liradan fiyatlandırıyoruzö dedi

Yurt içi ve yurt dışından özellikle fıstık kebabı yemek için geldiklerini belirten vatandaşlar ise çok güzek bir tat olduğunu, herkesin yerinde yapılışını görerek yemeleri gerektiğini ifade etti.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

----------------------------------

Kebabın yapılışı

Kebabın pişirilmesi

Müşterilerin yemesi

Fıstık kebabından görüntü

Faruk Kılınçoğlu ile röp.

Müşteriler ile röp.

Genel ve detay görüntüler

Haber : Mustafa KANLI-Kamera: Kadir GÜNEŞ-GAZİANTEP

Haber Kodu : 200227033

===============================

Karlı dağları bisikletle aşarak, minik gönüllere dokundular

MUŞ Bisiklet Derneği (MUBİD) üyeleri, kentte yer yer kar kalınlığının 6 metreye kadar ulaştığı ve zor kış şartlarının hüküm sürdüğü Ağıllı Köyü İlkokulu'nu ziyaret ederek öğrencilere sürpriz yaptı. Sınıfta yanan soba üzerinde kestane pişirip, saz eşliğinde şarkı ve türküler seslendiren üyeler, dağıtımını yaptıkları hediye paketleriyle öğrencilerin gönüllerine dokundu.

Muş'ta etkili olan kar yağışı ve tipi nedeniyle sürekli yolu ulaşıma kapanan ve yaklaşık 2 ila 6 metre kar kalınlığının bulunduğu Ağıllı Köyü'ndeki öğrenciler, unutulmadı. 9 köy ve 22 mezranın bulunduğu Üçevler Grup Köy Yolu bölgesindeki Ağıllı Köyü İlkokulu'nu ziyaret eden Bisiklet Derneği (MUBİD) üyeleri, öğrencilere sürpriz yaptı. Zorlu köy yolunda birçok noktada araçları kara saplanan ve sadece köy çocuklarının gönlüne dokunmayı kendilerine amaç edinen dernek üyeleri, bot ve mont ile kışlık kıyafetlerin içerisinde bulunduğu hediye paketlerini köy öğrencilerine dağıttı. Neredeyse şehir merkezine hiç gelme şansı olmayan köy öğrencilerine sürpriz yapan dernek üyeleri, beraberlerinde getirdikleri kestaneleri de sınıfta yanan soba üzerinde pişirip ikramda bulundu. Ayrıca sıcak bir ortamın sağlandığı sınıfta saz eşliğinde şarkı ve türküler seslendiren dernek üyeleri, köy öğrencilerinin gönlüne dokunmayı başardı.

Beraberlerinde getirdikleri bot, mont ve kışlık kıyafet gibi hediyelerin sadece bahane olduğunu, dağ köyünde ki öğrencilerle bir araya gelip gönüllerine dokunmak istediklerini belirten Muş Bisiklet Derneği Başkanı Mehmet Sezgin, "Bugün dernek olarak Muş'un bir dağ köyü olan Ağıllı Köyündeyiz. Deniz seviyesinden 2 bin 600 metre yükseklikte, kar kalınlığının ise 5 metreyi bulduğu bir köydeyiz. Tabi buradaki çocukların şehir hayatına, tiyatroya ve örneğin bir sinemaya ya da müzik dinletisine ulaşamadıkları için biz bir şekilde onlara geldik. Onların gönüllerine dokunabilmek için buradayız. Kestane pişirip, devamında saz dinletisi yaptık. Bu şekilde botu, montu bahane ederek çocukların gönüllerine dokunmaya çalıştık" diye konuştu.

Beraberinde getirdiği sazı ile birlikte köy öğrencilerine şarkı ve türküler seslendiren bir diğer dernek üyesi Erol Koçak da, "Ağıllı Köyü'ne geldik. Kıymetli bağışçılarımızın göndermiş olduğu bot ve montları çocuklarımıza ulaştırdık. Bunun mutluluğunu yaşıyoruz. Çocuklarımıza hediyelerini takdim ettik. Buradan tüm bağışçılarımıza çok çok teşekkürlerimizi sunuyoruz. Bugün çocuklarımıza hediyelerin yanında ayrıca müzikle, sanatla tanışmalarını sağlamayı da amaçladık. Onların bu enstrümanlarla tanışmasını da amaçladık. Türkülerimizi ve özellikle Muş türkümüzü de burada çocuklarımızla birlikte seslendirdik" dedi.

Gerçekleştirilen ziyaretten duydukları memnuniyetini dile getiren öğrenciler de, "Bugün ağabeylerimiz okulumuza gelip, bize sürpriz yaptılar. Saz çaldılar, beraber kestane pişirdik. Bizi için unutulmaz bir gün oldu. Onlara çok teşekkür ederiz" diye konuştu

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

-Ağıllı Köyü'ndeki karla mücadeleden detaylar

-Kar altındaki köyden detaylar

-Muş Bisiklet Derneği Üyelerinin okula gelişinden detay

-Dernek üyelerinin öğrencilerle buluşmasından detay

-Dernek üyelerinin öğrencilerle ilgilenmesinden detaylar

-Öğrencilere ikram edilecek kestanelerin hazırlanmasından detay

-Öğrencilere hediyelerin dağıtımı ve giydirilmesinden detaylar

-Muş Bisiklet Derneği Başkanı Mehmet Sezgin Röp.

-Dernek üyesi Erol Koçak Röp.

-Soba üzerinde kestanelerin pişirilmesinden detaylar

-Öğrencilere kestane ikramından detay

-Saz eşliğinde türkü ve şarkıların seslendirilmesinden detaylar

-Öğrenciler ile üyelerin kartopu oynayışından detay

-Köy öğrencisi Röp.

Haber-Kamera: Muhammed Sami MARAL/MUŞ,

Haber Kodu : 200227041

===============================

YÜTAM'da temiz odaya özel kıyafetle ve 3 kapıdan giriliyor

ERZURUM Teknik Üniversitesi (ETÜ) Yüksek Teknoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi'ndeki (YÜTAM) özel kıyafetlerle ve üç ayrı kapıdan geçilerek girilen temiz odalarda çip, lazer ve nano aygıt üretimi yapılıyor.

Kalkınma Bakanlığı'nın 2010 yılından sonra kurulmuş üniversitelere verdiği destek kapsamında kurulan ETÜ YÜTAM, kısa sürede Doğu Anadolu Bölgesi'nin en büyük araştırma merkezi haline geldi. 2 adet 1000 sınıfı temiz oda, 22 adet farklı büyüklüklerde laboratuvar, birer adet eğitim ve toplantı salonu, 4'er adet personel ve çalışma ofisi ile bir adet dinlenme odası bulunan YÜTAM'da güneş enerjisi teknolojileri, mikro/nano akışkanlar mekaniği, ısı transferi, biyomalzeme üretimi, biyomekonik ve biyoteknoloji gibi alanlarda araştırmalar yürütülüyor.

ÖZEL KIYAFETLE VE ÜÇ KAPIDAN GİRİLİYOR

ETÜ Kampüsü içerisindeki YÜTAM'ın en önemli laboratuvarlarından birisi '1000 sınıfı temiz oda' olarak bilinen merkezler. Çip, lazer, nano aygıtlar üretilen odaların içindeki havalar filtreler aracılığıyla temizleniyor. İçerde bulunan kirli ve milyonlarca partikülün bulunduğu hava menfezlerle dışarı atılıyor. İçerdeki partikül sayısı bine düşürüldüğü için isimlerine '100 sınıfı temiz oda' denilen yerlere girişte büyük bir özenle yapılıyor. Laboratuvarda araştırma yapacak olan akademisyenler, kimyasallara yüksek dayanıklılık, yüksek partikül filtrasyonu, yıpranmaya karşı uzun süre dayanıklılık özelliklerine sahip özel kıyafetleri giyerek üç kapıdan geçmek suretiyle '1000 sınıfı temiz oda'lara girebiliyorlar. Medikal alanlarda, steril üretim sahalarında, kimyasal üretimlerinde ve elektronik ürünlerin montajında kullanılan kıyafetlerle çip, lazer ve nano aygıtların üretimi gerçekleştiriliyor.

GAZLAR TEMİZLENEREK ATMOSFERE BIRAKILIYOR

Teknolojik aygıtların üretim laboratuvarı olan temiz odalarda özel filtreleme sistemi uygulanıyor. Sistemle içerdeki hava sürekli olarak partiküllerden temizleniyor. Filtreleme sistemiyle odaların hem nem oranı hem de partikül oranı en düşük düzeyde tutuluyor. Gerek temiz odalar ve gerekse laboratuvarda kullanılan gazlar ise içeride bulunan sistemle önce zehirlerinden arındırılıyor. Gaz sistemi odasındaki borular aracılığıyla kirli hava özel temizleyici sistemden geçirildikten sonra atmosfere salınıyor. Zehirli gazı temizleme altyapı özellikleri açısından Doğu'da tek olan YÜTAM, çevreci özellikleriyle de dikkat çekiyor.

METRENİN MİLYARDA BİRİ OLAN AYGITLAR

YÜTAM'ın 2016'dan itibaren hizmet vermeye başladığını belirten ETÜ Rektörü Prof.Dr. Bülent Çakmak, temiz oda ortamında özel mikro ve nano boyutta metrenin milyarda biri kadar aygıt üretimi yapıldığını söyledi. Laboratuvarlarda çip, elektronik optik aygıt üretimi gerçekleştirildiği bilgisini veren Prof. Dr. Çakmak, YÜTAM'da 4 önemli alanda araştırmalar yapıldığını söyledi. Çakmak, "Biyomekanik ve biyomedikal grubumuz var. Özellikle implant teknolojileriyle alakalı olarak üç boyutlu eklemeli üretim dediğimiz üçboyutlu metal üretimi yapabiliyorlar. Bu çalışmalarla Avrupa Birliği (AB) patenti almış durumdalar. Biyoteknoloji araştırma grubu, moleküler biyoloji ve genetik alanında çalışan arkadaşların araştırma yaptığı laboratuvarlar bulunuyor. Bunun haricinde mikro ve nano akışkanlar grubumuz var. Akışkanların karakteristik özelliklerini inceliyorlar" dedi.

ASELSAN VE TUSAŞ İLE TEMAS HALİNDEYİZ

Üniversite olarak ASELSAN ve Türk Havacılık ve Uzay Sanayii (TUSAŞ) ile temas halinde olduklarını belirten Çakmak, "Savunma sanayi teknolojileri alanına önem veriyoruz. Ülkemizin içinde bulunduğu konjonktür gereği İHA ve SİHA gibi havadan savunma ve saldırı sistemlerine baktığımızda ülkemiz kendine yeten bir ülke olmaya başladı. Biz de savunma teknolojilerinde, lazer alanında, güneş pilleri üretim alanında, termal kamera çipleri üretebilme potansiyeline sahibiz. Savunma teknolojilerinde söz sahibi olmak istiyoruz. Bu konuda bir çok araştırma kurumuyla ASELSAN ve TUSAŞ'la temas halindeyiz" diye konuştu.

ERZURUM İKLİM OLARAK UYGUN

Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, TÜBİTAK Başkanı Prof.Dr. Hasan Mandal, Savunma Sanayi Başkanlığı yöneticileriyle görüştüklerini belirten ETÜ Rektörü Prof.Dr. Bülent Çakmak, şunları söyledi: "Amacımız araştırma-geliştirmenin üniversitemizde üretimin ise Erzurum'da olabileceğini anlatmak. Üniversitemizde AR-GE yapılması üretimin de şehrimizde olmasını hayata geçirmek istiyoruz. Erzurum yüksek teknolojide üs olabilir. İklimi hava şartları çok uygun. Kuru bir havası var, çok sıcak bir iklim değil. Dolayısıyla temiz oda gibi ortamlar Erzurum gibi iklimi uygun olan yerlerde daha iyi oluyor. Bu konuyu Ankara'da anlatmak suretiyle orada önemli şirket genel müdürleriyle devletin önemli kademesinde bulunan yetkilileriyle görüşmek suretiyle bunu anlatıyoruz."

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

-Rektör ve akademisyenlerin kıyafet giymeleri

-Rektör Çakmak'ın konuşması

-Beyaz kıyafetli akademisyenlerin kapılardan geçmesi

-Temiz odada akademisyenlerin çalışması

-Rektör Çakmak ile röp

-YÜTAM'daki diğer laboratuvarların görüntüsü

Haber: Salih TEKİN - Kamera: Zafer KUMRU/ ERZURUM,

Haber Kodu : 200227027

================================

Otomobillerini satmak için 350 kilometre gittiler, dolandırıldılar

KOCAELİ'nin Gölcük ilçesinde, internet üzerinden otomobillerini satışa çıkaran Nagihan ve Rıdvan Yıldırım çifti, aracı satın almak isteyen kişilerin yalanlarına inanarak 350 kilometre uzaklıkta bulunan İzmir'e gitti. Aracın satışının yapılması sonrasında kredi çekebileceklerini söyleyen kişiler, satış işlemlerinin ardından 85 bin TL'lik araçla ortadan kayboldu. Yıldırım çifti aracın aynı gün Manisa'da bir galeriye satıldığını tespit edince, otomobillerini geri almak için hukuk mücadelesi başlattı.

Gölcük'te yaşayan Nagihan ve Rıdvan Yıldırım çifti 85 bin TL değerindeki otomobillerini satmak için internet üzerinden ilan verdi. Aracı çekeceği tarım kredisi ile satın alacağını söyleyen A.E. isimli kişinin talebi üzerine satış için İzmir'e giden aile, burada A.E. ile birlikte gelen H.E., E.A. ve G.Ş. isimli kişilerle buluştu. Aracı satın almak için tarım kredisi çekeceklerini söyleyen kişilere inanan Yıldırım çifti, Torbalı'da notere giderek burada aracı G.Ş. isimli kadının üzerine devretti. Noterden çıkarak A.E., H.E., E.A. ve G.Ş. ile birlikte aracın başına giden çift paranın kendilerine gelmesi için beklemeye başladı. Bu sırada arabanın anahtarını alan H.E. ve G.Ş., 'Parayı çekip geleceğiz' diyerek otomobil ile birlikte ayrıldı. Bu sırada A.E. ve E.A. da Nagihan ve Rıdvan Yıldırım'ı bankaya gideceklerini söyleyerek kendilerine ait araca bindirdi. İzmir'in çeşitli bölgelerinde bir süre dolaştırılan çift dolandırıldıklarını anlayarak polisten yardım istedi. Bornova ilçesinde aracı durduran polis ekipleri, Nagihan ve Rıdvan Yıldırım'ın şikayeti üzerine A.E. ve E.A.'yı gözaltına aldı. Karakola giden çift bu sırada otomobillerinin Manisa'nın Alaşehir ilçesindeki bir galeriye satıldığını öğrendi. Bunun üzerine İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı'na şikayette bulunan çift araca satış şerhi koydurdu. Otomobillerini geri almak için dava açan çift dolandırıcılara karşı hukuk mücadelesi başlattı.

'ESNAF KEFALET KREDİSİ KULLANIP ALACAĞINI BELİRTEREK EŞİMİ TELEFONDA İKNA ETTİ'

İzmir'den kendilerini arayan kişinin satışın İzmir'de olması gerektiğini söyleyerek kendilerini ikna ettiğini belirten Nagihan Yıldırım, "Biz internete aracımızı satmak için koyduk. Eşimin işi vesilesiyle acil satılık diye ilan verdik. Aracı ilana koyduktan 3 gün sonra İzmir Torbalı ilçesinden bir arkadaş ulaştı. Aracı almak istediğini söyledi. İki, üç gün boyunca bizi aradı. Kendisinin İzmir Torbalı, Ödemiş civarında çiftçilik yaptığını söyledi. Aracı da esnaf kefalet kredisi kullanıp alacağını belirterek eşimi telefonda ikna etti. Bizim de biraz aciliyetimiz olduğu için hiç yapmayacağımız bir şey yaptık. Buradan İzmir'e araç satmaya gittik. Kendileri bizi orada karşıladılar. Bizi buradan oraya çağırdıkları zaman aracı kendileri krediyi kullanıp, 'Sadece satışın bu bölgede yapılması gerekiyor' diyerek çağırdılar. Aracın devrini verip krediyi sonradan kullanacağız gibi bir bilgi bizde yoktu. Buradan gittik, oturduk, çay içtik. Orada senetler, sepetler, sözleşmeler çıkardılar. Orada eşimi ikna ettiler. Çünkü 4 kişilerdi. Her bir taraftan biri bir şey söyledi" dedi.

'İKİ DAKİKA İÇERİSİNDE ARACIMIZA BİNİP GİTTİLER'

Noter sonrasında kafa karıştırarak aracın anahtarını aldıklarını söyleyen Nagihan Yıldırım, "Biz çıktık noterde satışımızı yaptık bayanla birlikte. Zaten bir gün öncesinde Torbalı'daki istasyonda aracımız için muayene randevusu almışlardı. 50-55 yaşlarında olan bey, 'Saat 11'e 10 var. Geç kalıyoruz. Aracı muayeneye götürmemiz gerekiyor. Bankaya o raporu da sunacağız' diyerek orada bir kargaşa ortamı oluşturdu. Eşimin elinden anahtarı çekti, aldı. Satışı yaptığımız bayan da hemen arabaya bindi. Zaten biliyorlar, hep aynı yöntemle yapıyorlar. Bayan yanına bindi, o bey de direksiyona bindi. 'Biz muayeneye geçiyoruz. Raporu alıp bankaya geliyoruz. Siz bankaya gidin. İşlemleri siz de hızlandırın. Biz de rapor alıp geliyoruz. Hemen ödemeyi öğleden önce yapalım. Arkadaşların yolu uzun gitsinler' dedi. Ben orada, 'Biz de gelelim. Niye biz gelmiyoruz? Hep beraber gidelim' dedim. Adam orada hemen böyle bir acele şekilde binince kafamız karıştı. İki dakika içerisinde aracımıza binip gittiler" diye konuştu.

'JANDARMA İLE TELEFONDAN MESAJLAŞTIM'

Dolandırıldıklarını anladıktan sonra telefonda konuşamadığı için jandarma görevlileriyle telefondan mesajlaştığını anlatan Nagihan Yıldırım, şöyle konuştu:

"Diğer iki arkadaş bizi bankaya götürmek için araçlarına bindirdi. Bayağı gittikten sonra yolda Ödemiş tabelası gördüm. Ben tabelayı görünce kuşkuya düştüm. Önde oturan arkadaşlara, 'Biz Ödemiş'e niye gidiyoruz?' diye sorunca Ödemiş'te tarlalarının olduğunu bizi banka işleriyle uğraştırmamak için orayı gezdirmeye götürdüklerini söyledi. Ben de sinirlenerek, 'Ben sizin tarlalarınızı görmeye gelmedim buraya. Ben satış yapmaya geldim. Satışı yaptım, param yok. Arabam da gitti. Çabuk dön geriye, araba neredeyse yanına gidelim. Ne yapılacaksa beraber yapalım' dedim. Bunun üzerine sürekli oyalamaya başladılar. Vakit kazanmak istedikleri apaçık belli. Ben sinirlenince döndüler tabi. Bir akaryakıt istasyonunda durdular bunlar. Bir tanesi tuvalet bahanesiyle, bir tanesi de su bahanesiyle inmeye çalıştı arabadan. Ben sağ taraftaki şahsın yanına geçip kapıyı tuttum. 'Aşağı inemezsin' dedim ve hemen orada polisi aradım. Orası jandarma bölgesiymiş. Korktuğum için bir jandarma görevlisiyle telefondan mesaj üzerinden yazıştım. 'Hayati tehlikemiz de olabilir. Bu adamlar bizi dolandırdı. Konuşamıyorum, arayamıyorum. Bildirilmesi gereken her yere bildirin' yazdım."

'KARAKOLA KENDİMİZ TESLİM ETTİK'

Şahısları polise teslim ettiklerini söyleyen Yıldırım, "Ondan sonra bana kendileri mağdurmuş gibi konuşmaya başladılar. Bende, 'Tamam, bırakın işlemleri falan. Gidelim noterin oraya. Ben aracımı geri alacağım. Ben satmıyorum, noter masraflarını karşılayıp arabamı alacağım. Getirsin versin bana aracı. İsterse 100 bin lira versin satmıyorum' dedim. Orada beni yine ikna ettiler. Noterin önüne geldik. Ne araba var, ne şahıslar var tabi ki. Bunlar terlemeye başladılar. Orada yine tuvalete gitmek istediler. Ben orada yine kapıya dayandım. 'Arabadan aşağı inemezsin' diye biraz bağırdım. Polisi aradık, Çamdibi karakolundan arkadaşlar geldiler. Bunları ekip arabasına bindirdik. Karakola biz kendimiz teslim ettik. 4,5 ay oldu. Sosyal medyada bir grup oluşturduk. Grubumuzda birçok mağdur var. İsimler aynı, şahıslar aynı, yöntemler harfi harfine aynı. Manisa, Denizli, Aydın, Kuşadası, Afyonkarahisar, Samsun, Kocaeli ve daha birçok ilde mağdurlar var. Genelde Ege Bölgesi, Manisa ve Denizli'de. Zaten benim aracımın satışını aldıktan sonra, Manisa Alaşehir'e götürüp bir galericiyle anlaşıp iki saat içerisinde bir galeriye satış yapmışlar" dedi.

'ARACIMIZA SATILAMAZ ŞERHİ KOYDURDUK'

Olayın ertesi gününde İzmir Adliyesi'ne başvuruda bulunduklarını açıklayan Nagihan Yıldırım, "Yöntem hep aynı. Bizden alıyorlar, galericiye veriyorlar. Benim şöyle bir avantajım var. Benim aracım üçüncü şahısta duruyor şu anda. Olayın ertesi sabahında adliyede, savcılıkta uğraştık. Hemen aracımıza satılamaz şerhi koydurduk. Benim aracım şu anda Alaşehir'de bir galericide. Şu anda bizim ulaşabildiğimiz 130 mağdur var. Belki de aynı kişiler tarafından dolandırılan bilmediğimiz binlerce mağdur var. Biz bunları bilmeden, bilmeyerek, bir hata yaptık ve gittik. Biz bunlarla oturduk çay içtik. Bunların arabasına bindik. Bunlar bizi öldürebilirdi" diye konuştu.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

------------------------------

-Nagihan Yıldırım'ın evde görüntüsü

-Röp.

-Detay

HABER-KAMERA: Dinçer AKBİR/GÖLCÜK(Kocaeli),

Haber Kodu : 200227040

===============================

Ali, tek parmağını kullanarak kitap yazdı

KOCAELİ'nin Darıca ilçesinde, serebral palsi hastası Ali Umut Seçkin'in (16) hayatı, 5,5 yıl önce eğitim görmek için gittiği rehabilitasyon merkezindeki öğretmeni Nefise Gülmüş ile tanışınca değişti. Öğrencisi Ali Umut Seçkin ile dil ve konuşma terapisi yapan Nefise Gülmüş, önce Ali Umut'un konuşma yetisinin düzelmesini sağladı, ardından okuma-yazma öğretti. Ali Umut, ailesinin kendisine aldığı tableti tek parmağı ile kullanarak yazdığı 'Gökten 3 Hikaye Düştü' kitabı, 28 Şubat'ta satışa çıkacak.

Darıca'da yaşayan Filiz ve Erdem Seçkin'in oğulları Ali Umut Seçkin, serebral palsi hastası olarak doğdu. Yüzde 98 engelli raporu olan ve hiçbir ihtiyacını kendi başına karşılayamayan Ali Umut'un hayatı, 5,5 yıl önce eğitim görmek için gittiği rehabilitasyon merkezindeki öğretmeni Nefise Gülmüş ile tanışınca değişti. Öğrencisi Ali Umut Seçkin ile dil ve konuşma terapisi yapan Nefise Gülmüş, önce Ali Umut'un konuşma yetisinin düzelmesini sağladı, ardından okuma-yazma öğretti. Harfleri ve okuma yazmayı öğrendikçe daha çok ilgi duyan Ali Umut, ailesinin kendisine aldığı tableti tek parmağı ile kullanarak hikayeler yazmaya başladı.

Ali Umut'un yazdığı hikayeler, Bir Dileğim Var Derneği Başkanı Alper Türedi'nin yardımı ile bağımsız editörlere ulaştırıldı. Hikaye yazarının engelli bir çocuk olduğunu bilmeden okuyan editörler, metinleri beğenerek kitap haline getirilmesini istedi. Bunun üzerine Ali Umut Seçkin'in 142 sayfalık 'Gökten 3 Hikaye Düştü' isimli kitabı baskıya girdi. Ali Umut Seçkin'in tek parmağı ile yazdığı kitabı 28 Şubat'ta kitapçıların raflarında satışa çıkacak.

'YAŞAMAK İSTEDİĞİ ŞEYLER, HAYAL ETTİĞİ ŞEYLERDEN BAHSEDİYOR'

Ali Umut'un hikayelerinde, hayallerinden ve yaşamak istediklerinden bahsettiğini söyleyen anne Filiz Seçkin, "Ali'ye babası tablet almıştı. O güne kadar Ali hiçbir şey yazmamıştı. Ben babasına, 'Ali bunu kullanacak düzeyde değil. Yapamaz' dedim. O da bana, 'Denesin bir bakalım' dedi. İlk önce harflerle başladı. Harflerin hepsine tek tek basarak kendisi öğrendi. Biz zaten doğduğundan beri Ali'yle birlikte özel eğitim alıyoruz. Ben Ali'nin zekasını orada fark etmiştim. Daha sonra yazmaya başladı. Önce ufak ufak hikayeler yazmaya başladı. Bundan 5,5 yıl önce Nefise Gülmüş öğretmenimizle çalışmaya başladık. Ona Ali'nin bu durumundan bahsettim. Kendisi de çok yardımcı oldu. Noktalama işaretlerine varana kadar her şeyi öğretti. Bu şekilde yazmaya başladı" dedi.

Oğlunun kitabında hayallerinden bahsettiğini ifade eden Filiz Seçkin, "Bence, Ali hikayelerinde kendi hayallerinden bahsediyor. Yaşamak istediği şeyler, hayal ettiği şeylerden bahsediyor. Ali, yazmayı hiçbir zaman bırakmayacağını söylüyor. Biz de aynı şekilde devam etmeyi düşünüyoruz. Ali şu anda çok büyüdü. Artık okula bile çok sık gidemiyoruz. Çünkü Ali'yi çıkartamıyorum, indiremiyorum. Bu da Ali'nin eve bağımlı olması demek. Bu yüzden yazması çok güzel bir şey, çünkü onun kafasını dağıtıyor. Bir şeylerle meşgul oluyor. Evde sıkılmıyor. Bu çok iyi bir şey" diye konuştu.

'ONUN HAYAL DÜNYASINI AÇMAYA ÇALIŞTIK'

Öğrencisi ile gurur duyduğunu söyleyen Nefise Gülmüş, "Ali 5,5 yıl önce bizim rehabilitasyon merkezimize geldi. 5,5 yıldır ben eğitim veriyorum. Önce dil ve konuşma ile başladık. Ondan sonra zeka pırıltılarını görünce 'Ben neden okuma yazma öğretmeyeyim' diyerek okuma yazma çalışmalarına başladık. Çok kısa sürede okuma yazma öğrendi. Sonrasında Ali bize sürpriz yaparak, kendi kendine tablette tek parmağını kullanarak hikayeler yazmaya başladı. Daha sonra internetteki özel bir sitede yayınlamaya başladı" dedi.

Öğrencisine hikayeler okuduğunu belirten Nefise Gülmüş, şöyle konuştu:

"Ben ona hikayeler okudum. Hayal alemini genişletmek için birtakım olayları anlattım. Sürekli konuşarak onun hayal dünyasını açmaya çalıştık. Tüm bunların sonucunda, 'Ali sen de bir gün yazabilirsin' dedim. O sırada benim haberim yoktu ama Ali zaten tabletinde yazılar yazıyormuş. Önce kendi yakın çevresinden başlayarak kurgulamasını istedim. Çok güzel hikayeler yazabileceğini söyleyerek onu motive ettim. O sözler de Ali için bir doping oldu. Annesi ve babası tabii ki benden daha çok ama ben de Ali ile çok gurur duyuyorum."

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

-Ali Umut'un tablet ile yazı yazması

-Anne Filiz Seçkin ile röp.

-Öğretmen Nefise Gülmüş ile röp.

-Detay

HABER: Erol POLAT-KAMERA: Dinçer AKBİR/DARICA(Kocaeli),

Haber Kodu : 200227025

======================================

Hz. İsa'nın çarmıha gerildiği haçı muhafaza eden taş sandık bulundu

SİNOP'ta 9 yıldır devam eden Balatlar Yapı Topluluğu'ndaki kazı çalışmalarında Hz. İsa'nın çarmıha gerildiği haçı içinde muhafaza ettiği tahmin edilen taş sandık bulundu. Hristiyan dünyası tarafından kutsal kabul edilen eser, Sinop Arkeoloji Müzesi'nde muhafaza altında tutuluyor.

Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın desteğiyle 9 yıl önce başlatılan Sinop kent merkezindeki 2 bin 300 yıllık tarihe sahip olduğu vurgulanan Balatlar Yapı Topluluğu'nda kazı çalışmaları devam ediyor. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gülgün Köroğlu'nun başkanlığında sürdürülen kazı çalışmalarında bugüne kadar on binlerce eser ortaya çıkarıldı. Kazı çalışmaları kapsamda 5 ve 6'ıncı yüzyıllar arasında tarihlenen Gaziantep ve Antakya Zeugma Antik Kenti'nin mozaiklerine benzer mozaikler, 7'nci yüzyıla ait mezar odaları ortaya çıkarıldı. Kazı çalışmalarında Hz. İsa'nın çarmıha gerildiği haçı içinde muhafaza ettiği tahmin edilen taş sandık da bulundu. Hristiyan dünyası tarafından kutsal kabul edilen eser Sinop Arkeoloji Müzesi'nde muhafaza altında tutuluyor.

'11 BİN ESER GÜN YÜZÜNE ÇIKARILDI'

Sinop'un bir liman kenti olduğunu ve insanlığın en eski yerleşim yerlerinden birisi olduğunu belirten Sinop İl Kültür ve Turizm Müdürü Hikmet Tosun, hem kent tarihi hem de dünya tarihinin aydınlatılması bakımından Balatlar Yapı Topluluğu kazısının önemine vurgu yaptı. 9 yıldır kazı çalışmasının devam ettiğini belirten Tosun, "Müzemizin zenginleşmesinde buradaki kazı çalışmaları çok etkili oldu. Müzede şu an 2 bin eser sergiliyoruz, depomuzdaki eser sayısı ise 11 bin ve bu eserlerin hepsi de bu kazı alanından çıktı. Çok önemli bulgular da ortaya çıktı, bu kazı çalışmasını Yunanistan ve İtalya'da takip ediyor. Burada yer alan kilise ayrıca bir Aziz Fokas Kilisesi'dir. Aziz Fokas'ın bizim inancımızdaki karşılığı Hıdrellez zaviyesidir. İnanca göre, denizde darda kalan insanlara Aziz Fokas yardım eder. Onun için deniz yoluyla kente gelen insanlar, bu alanı çok geziyorlarö dedi.

'DÜNYANIN PEŞİNDE OLDUĞU MİTRİDAT'IN HEYKELİ DE ÇIKACAK'

Sinop'un bir antik kent olduğunu anlatan Tosun, M.Ö. 112-63 yılları arasında yaşamış Pontus Kralı Mitridat'ın sarayının ve heykelinin bu bölgede olabileceğini kaydetti. Tosun, kazı alanında erken Roma, geç Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı medeniyetlerinin izlerinin bulunduğunu belirterek, şunları söyledi:

"Kazı çalışması ilerledikçe bu alanın otel, ambar, hamam, eğlence yeri olarak kullanıldığını görüyoruz. Hatta Mitridat'ın sarayının burada olduğunu düşünüyoruz. Bütün dünyanın peşinde olduğu, İngiliz kitaplarında 'sarayın önünde' diye tabir edilen Mitridat heykelinin de burada olduğu söyleniyor. 6. Mitridat, Roma'yı 42 defa yenen bir adam, tarihte çok önemli bir üne sahip. Önümüzdeki dönemlerde yapılacak kazılarda belki o heykele de ulaşacağız. Mitridat'ın sarayını ve heykelini bulduğumuz gün, Sinop'a bir milyon turist gelecek. Hz. İsa'nın, çarmıha gerildiği gerçek haçını içinde muhafaza etmiş olabilecek bir taş sandık bulundu. Hristiyan dünyası tarafından kutsal kabul edilen bir eser bu. Hatta Fener Rum Patriği Bartholomeos, heyetiyle buraya geldi ve inceleme yaptı. Sinop'ta; Ortodoks dünyasının, Rusya coğrafyasının, Yunanistan ve İtalya'nın takip ettiği bir kazı çalışması var."

Tosun, bu alanın bir ören yeri olarak hizmete sunulduğunda Karadeniz turizmine büyük katkı sağlanacağını da ifade etti.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

------------------------------

Drone detayları

Kazı alanı detayları

Sandığın fotosu

Muhabir anonsu

İl Müdürü Hikmet Tosun işle röp.

Detaylar

Haber: Irmak Zeynep ÖCAL - Kamera: Tayfur KARA SİNOP-DHA

Haber Kodu : 200227048

========================

Ambulans şoförlerinin zamanla yarışan mesaisi

SAMSUN'da 112 İl Ambulans Servisi Başhekimliği bünyesinde görev yapan ambulans şoförleri, vakalara hızlı bir şekilde ulaşabilmek için büyük çaba gösteriyor. Trafikte zaman zaman zor anlar yaşayan ambulans şoförleri diğer sürücülerden yol verme noktasında hassasiyet bekliyor.

Samsun'da 112 İl Ambulans Servisi Başhekimliği koordinesinde görev yapan ambulans şoförleri her türlü olumsuz yol ve iklim koşullarına rağmen vakalara hızlıca ulaşabilmek için yoğun gayret  gösteriyor. Samsun'da 112 İl Ambulans Servisi Başhekimliği bünyesinde 42 acil sağlık istasyonunda 168 ambulans şoförü görev yapıyor. Zaman zaman trafikte zor anlar da yaşayan ambulans şoförlerinin performansı hastalara müdahale için kritik önem arz ediyor. Zamanla yarışan ambulans şoförleri sürücülerden trafikte ambulanslara yol vererek gerekli hassasiyeti göstermelerini istiyor.

'VAKAYA ULAŞMA SÜRESİ 6.4 DAKİKA'

İl Sağlık Müdürü Dr. Muhammet Ali Oruç, Samsun'da 112 sağlık hizmetleri olarak 615 personel ile hizmet verdiklerini belirterek "42 acil sağlık istasyonunda tüm vakalarımızda dünya kriterlerinde ortalamanın daha altında bir sürede hizmet vermeye çalışıyoruz. Samsun'da kentsel olarak vakaya ulaşma süremiz 6.4 dakika. Bu hem Türkiye hem OECD ortalamasının daha altında. Çok hızlı bir şekilde ulaşmaya çalışıyoruz. Vakalara ulaşma noktasında yaşadığımız sıkıntılar var. Biz ambulans şoförlerimiz her ne kadar tecrübeli olsalar da bazen trafikteki diğer vatandaşlarımız duyarsız olabiliyorlar. Bu ambulans sizin evinize yakınlarına da geliyor olabilir ve bu noktada vatandaşlarımızın hassas olmalarını bekliyoruz. Trafikte ambulansa en hızlı şekilde yol vermelerini istiyoruz. Biraz daha hassasiyet ve özveri istiyoruz ki çok hızlı bir şekilde vakaya ulaşabilelim. Ekiplerimiz çağrıyı aldığı andan itibaren zamanla yarışıyor. Biz ne kadar hızlı davranıyorsak toplumdaki vatandaşlarımızın da ambulanslara yol vermelerini istiyoruz" dedi.

'ÖZEL EĞİTİM ALIYORLAR'

Oruç, ambulans şoförü olmanın özel beceri, yetenek ve eğitim isteyen bir iş olduğunu belirterek "Acil bir şekilde kendi hayatlarını çoğu zaman riske atarak çok hızlı bir şekilde gidiyorlar. Ambulans süren bütün arkadaşlarımız ambulans sürüş teknikleri eğitimi alıyor. Sınava tabi tutuyoruz sınavı geçenler ambulans şoförü olabiliyor. Onların aldığı eğitimler onları trafikteki zor durumlarda onların çok daha hızlı hareket etmelerini sağlıyor. Bu eğitimleri zaman zaman tekrarlıyoruz" diye konuştu.

'BİR AN ÖNCE VAKAYA ULAŞMAMIZ GEREKİYOR'

Ambulans şoförü ve acil bakım teknikeri olan Süleyman Şen, 4 yıldır 112'de çalıştığını belirterek "Olayların içine gidiyoruz. Bazen sıkıntı yaşıyoruz güvenlik ekipleri geliyor. Köylere gidiyoruz kar oluyor kapalı yolları açtırıp vakaya ulaşıyoruz. 3 can var. Hiç vaka olmasa bile can taşıyoruz. Bir an önce vakaya ulaşmamız gerekiyor. Dikkat ederek gitmeye çalışıyoruz. Çok riskli bir yandan hız yapmamız gerekiyor bir yandan da tedbirli gitmemiz gerekiyor" dedi.

'CANI SANA EMANET'

8 yıldır 112'de görev yapan ambulans şoförü ve acil tıp teknisyeni Yahya Kürklükaya ise "Ambulans sürücüsü olmak zor. İki çalışma arkadaşının ve hastaların canı sana emanet. trafikte zaman zaman zor anlar yaşıyoruz. Bazen yol vermeme olayları olabiliyor. Hastaya ulaşana kadar zamanla yaşıyoruz. Ambulans gördüklerinde lütfen yol versinler" diye konuştu.

Görüntü Dökümü:

---------------------

-112 ekibinin istasyonda beklemesi

-Telsizden vaka anonsu gelmesi

-Ekip 112 istasyonundan çıkışı

-Ekibin ambulansla hareket etmesi

-Ambulansın içinden detay

-Röportajlar

-Detaylar

Haber-Kamera: Yaprak KOÇER-Hüseyin KALAY/SAMSUN,

Haber Kodu : 200227067

===================================

Trabzon Kalesi'nin surlarında yapılaşma

Trabzon'da milattan önce 4'üncü yüzyılda Roma Dönemi'nde Tabakhane ve Zağnos vadileri arasındaki yüksek kaya kitlesi üzerine kurulan Trabzon Kalesi ve surları günümüzde yapılaşma nedeniyle tehdit altında  Çok sayıda yapının yer aldığı kale ve surlarda görüntü kirliliği oluştu. Doğal ve Tarihi Değerleri Koruma Derneği Başkanı Coşkun Erüz, "Tarihi surların statik yapısının üzerine konularak baskı yapan betonarme yapılar çok çirkin bir görüntü ortaya koyuyor" dedi.

Trabzon'da milattan önce 4'üncü yüzyılda Roma Dönemi'nde Tabakhane ve Zağnos vadileri arasındaki yüksek kaya kitlesi üzerine kurulan Trabzon Kalesi ve surları günümüzde yapılaşmalara teslim oldu. Ortahisar Mahallesi'nde Tabakhane ve Zağnos Vadileri arasında bulunan kale surlarına bitişik yapılar inşa edildi. Yapılaşma nedeniyle kale surları tahrip oldu, görüntü kirliliği oluştu. Trabzon Kalesi ve surlarının restore edilerek koruma altına alınması isteniyor.

'KALE SURLARINI TEHDİT EDİYOR'

Doğal ve Tarihi Değerleri Koruma Derneği Başkanı Coşkun Erüz, etrafındaki yapıların kale surlarını tehdit ettiğini söyledi. Erüz, "Trabzon'da tarihi kent ve modern kent birbirinden ayrışmadığı için kentte tarihi kalenin üzerine çok büyük bir yapılaşma baskısı var. Aşağı Hisar'ın büyük bir kısmı yapılan binalarla birlikte tahrip oldu. Şu anda Ortahisar ve Yukarıhisar korunuyor gibi görünüyor. Osmanlı döneminden itibaren kalelerin artık savunmadan çıkıp da yaşam alanlarına dönmesi ile birlikte o alanlarda bir şekilde tapulandı ve hak sahipleri tarafından kullanılmaya başladı. Cumhuriyet dönemi ile birlikte de koruma altına alınamadığı için kalenin içinde yapıların bir kısmı yıkılarak yerlerine modern betonarme yapılar yapıldı. Bu da kale surlarını tehdit ediyor. Çünkü tarihi surun statik yapısının üzerine konulan betonarme yapılar surlara baskı yapıp tahrip ediyor, aynı zamanda çok çirkin bir görüntü ortaya koyuyor" dedi.

'TRABZON KALESİNİ KAYBETMEK ÜZEREYİZ'

Surların turizme kazandırılması gerektiğini belirten Erüz, "Surlar normalde tarihi, turistik yapı olması gerekirken ana yollar haricinde surlara hiçbir şekilde ulaşma şansımız yok. İnsanların kalenin içerisinde olduklarını hissedebilme şansları yok. Bu kısımları istimlak edilmeli ve betonarme binalardan arındırılması gerekiyor. Restorasyon çalışmalarında da sura baskı uygulamayacak ve gezilebilecek şekilde bir çalışma yapılarak tarihi kent dokusuna buraların kavuşturulması gerekiyor. Tarihi görünümlü modern binalar değil gerçekten Osmanlı dönemi cumbalı tarihi evlerin yapılması gerekiyor. Şimdi ki gibi üzerine taş kaplama yapılmış kimliksiz binalar oralara kondurulmamalı. Şu anda Trabzon'un kalesini kaybetmek üzereyiz. Bir an önce önlem alınmalı. Hem yaşayan hem de turistik mekan olarak buraların kullanılması gerekiyor" diye konuştu.

VATANDAŞLAR, TARİHİ YAPILARIN KORUNMASINI İSTİYOR

Kent sakini Salih Zeki Kızıler kale surlarını merak eden çok sayıda turistin olduğunu söyleyerek, "Evler hep kaleye yapışık yapılmış durumda. Evleri kentsel dönüşüm diye yıktılar ama evin bir kısmı surda kaldı, ya da ev yıkılırken surlarda yıkılmalar meydana geldi. Buraların artık turizme kazandırılmasını istiyorum. Trabzon'un tarihi bunu hak ediyor" diye konuştu. Fuat Dikkanoğlu, evlerin tapulu olduğunu belirterek, "Bu surları korumak gerekiyor. Dışarıdan gelen herkesin baktığında imrendiği bir tarihimiz var. Bu tarihi dokuya ne yazık ki sahip çıkamadık. Buralar zamanında tapulanmış. İnsanlarda kendi tapuları üzerine ev yapmışlar. Ama kalelere yapışık yapmışlar evlerini. Şimdi o evlerin çoğu yıkıldı. Yıkılırken de surların bir kısmı da yıkıldı. Buralar turist çekmek için çok uygun mekanlar. Belli çalışmalarla burası turizme kazandırılmalı" dedi.

'TARİHİ SURLAR HARAP EDİLMİŞ DURUMDA'

Ufuk Arslan ise, "Tarihi surlar harap edilmiş durumda. Şu kaleler başka bir milletin elinde olsaydı böyle yok olmaya bırakılmazdı. Buralara yıllardır turistler gelir, içeriye girmek ister ama bir türlü giremez, öyle döner gider. Biz buraların değerini bilemiyoruz. Buralar çöplük olarak kullanılmaya başlandı" dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

------------------------------

-Trabzon Kalesi'nden drone görüntüleri

-Kale surlarından görüntüler

-Tahrip olan Kale surlarından ve yıkılan evlerden surlarda kalan kalıntılar

-Kale içinde olan yerleşim alanları

-Doğal ve Tarihi Değerleri Koruma Derneği Başkanı Doç. Dr. Coşkun Erüz röportaj

-Vatandaşlarla röportaj

-Muhabir (Aleyna KESKİN) anonsu

-Haber genel ve detay görüntüleri

Haber-Kamera: Aleyna KESKİN-Selçuk BAŞAR TRABZON

Haber Kodu : 200227044

==================================

Köy okuluna yapılan müzik sınıfında enstrümanlı ders

KARAMAN'ın Ermenek ilçesinde İncikzade Mustafa ve Emine Keleş Cumhuriyet Ortaokulu'ndaki öğrenciler, hayırseverlerin yardımıyla kurulan müzik sınıfında, enstrümanla ders yapıyor. İlk kez piyano ve gitar gibi enstrümanları gören öğrenciler, ders yapmaktan oldukça memnun.

Ermenek ilçesinde 478 öğrencinin eğitim gördüğü İncikzade Mustafa ve Emine Keleş Cumhuriyet Ortaokulu'na hayırseverler tarafından, piyano, gitar, bağlama ve ritim aletleri gibi enstrümanlar alınıp 3 ay önce müzik sınıfı kuruldu. Okulda öğrenim gören öğrenciler de böylece müzik derslerini bu sınıfta yapıyor. Aynı okulda eğitim gören, özel eğitimli öğrenciler de bu sınıfta müzik dersi yapma şansı buluyor. Hayatlarında ilk kez gördükleri piyano, gitar gibi enstrümanlarla ders yapan öğrenciler ise oldukça memnun.

'MÜZİKLE DAHA ÇOK AÇILDILAR'

Özel Eğitim Öğretmeni Yusuf Ziya Çataltaş,  özel eğitimli öğrencilerin müzik dersleri sayesinde diğer öğrenci arkadaşlarıyla iletişimlerinin artığını belirterek, "Özel eğitimli öğrencilerimiz çok duygusal. Müzikle daha çok açıldılar, arkadaşlarıyla iletişimleri daha çok arttı. Bu sınıfta vakit geçiriyorlar. Sürekli bu sınıfa gelip, bağlama ve gitar çalmak istiyorlar" dedi.

Müzik Öğretmeni Mehmet Emin Aysal, sınıf yaklaşık 3 ay önce kurulduğunu belirtti. Aysal, "Sınıfımızda 1 piyano, 8 gitar, 8 bağlama ile küçük ritim çalgıları var. Öğrencilerimiz arasında daha hala piyona ile tanışmayan, gitar ve bağlama görmeyen vardı. Şu anda bu müzik aletleriyle tanıştılar. Hem müzik dersine ilgileri arttı hem de bu sınıf sayesinde diğer derslerine de daha iyi motive olmaya başladılar" diye konuştu.

Özel eğitim öğrencisi Sude Bayındır ise şiir okumaya çok sevdiğini belirterek, "Müzik sayesinde şiirlerimi daha iyi ezberliyorum" dedi.

1 yıldır gitar çaldığını belirten Umut Akman da okulda da gitar çalabilmekten dolayı mutlu olduğunu söyledi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

------------------------------

-Öğrencilerin enstrümanlarla ders yapması

-Şiir okumaları

-Ders ve öğrencilerden detay

-Röportajlar

Haber- Kamera: Ali Rıza ETCİ ERMENEK KARAMAN

Haber Kodu : 200227026

=====================================

Kahve telvesinden sanata

İZMİR'de yaşayan resim öğretmeni Gürkan Yılmaz (36), kahve telvesini sanata dönüştürdü. Boya yerine kahve ve su kullanarak Türk kahvesini tuvalle buluşturan Yılmaz, kahve telvesinden insan, doğa ve yapı resimleri yapıyor.

İzmir'de resim öğretmenliği yapan Gürkan Yılmaz, bir arkadaşının kahve konulu yüksek lisans projesi için onun ricası üzerine kahve telvesi ile resim yapmaya başladı. Ardından bunu sürekli hale getiren Yılmaz, boya yerine kahve ve su kullanarak Atatürk başta olmak üzere, portre resimleri ile çeşitli kentlerde bulunan tarihi yapı ve doğa resimlerini çizerek sergi açmaya başladı. Kahveyi insanların evine sanatla birlikte sokmayı hedeflediğini söyleyen Yılmaz, "Yüksek lisans yaptığım dönemde bir arkadaşımla proje geliştirdik. Bu da kahve ile alakalı bir çalışmaydı. Arkadaşım benden kahve ile resim yapmamı istedi. Bunun üzerine proje için kahve resmi yapmaya başladım. Daha sonra bunu sürekli hale getirip insanlara sunabilirim diye düşündüm. 'Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır' atasözünden yola çıkıp biz de bunu insanların evine sanatla birlikte sokarsak herkes mutlu olur diye düşündük. Böylece bir yakınınıza kahveden yapılmış hediyeler verseniz ve evinizde mis gibi kahve koksa konulu bir proje gelişti" dedi.

'RESİMLERİN KAHVE İLE YAPILDIĞINA İNANMAYIP TATMAK İSTEYENLER OLUYOR'

Kahve telvesi ile resim yapıldığını gören insanların çok şaşırıp inanmadığını ve resmin üzerindeki kahveyi tadıp koklamak istediklerini anlatan Yılmaz, "İnsanlar kahve resimleriyle karşılaşınca şaşırıyorlar. Boyanın ne olduğunu soruyorlar. İki malzememiz var kahve ve su. Uygulamalı olarak da gösteriyorum. Workshop tarzı çalışmalar yapıyorum. İnsanların koklamaları, görmeleri ve denemeleri için de fırsat sunuyoruz. İnsanlar şaşırıyor ve nasıl yapıldığını merak ediyor. Kahve olduğuna inanmayanlar oluyor. Koklamak ve tadına bakmak isteyenler oluyor.  Onlar için özel bir köşe yapıyoruz" diye konuştu.

'RESİMLERİN KAHVEDEN YAPILDIĞINA İNANAMADIM'

Kahveden yapılmış resimleri ilk kez gördüğünü anlatan Tuğba Ülker (35), "Resimlerin kahveden yapıldığına inanamadım, çünkü çok orijinal ve ince detaylar var. Gerçekten çok güzel, çok beğendim. Özellikle Atatürk resmini çok beğendim. Çok ince çalışılmış. Kahveden yapılmış resimleri ilk defa görüyorum, gerçekten çok şaşırdım" dedi.

Resimleri beğendiğini ve çok şaşırdığını aktaran Taylan Karacaoğlu (19) ise, "Özellikle böyle sanatçıları görmek bizi çok mutlu ediyor. İzmir'in böyle sanatçılara çok ihtiyacı var. Gerçekten ilginç bir konu. Beğendim ve şaşırdım. Ellerine sağlık" diye konuştu.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:

Kahve ile yapılmış resimlerden görüntü

Resmin yapılışından görüntü

İzleyenlerden görüntü

Genel detaylar

Gürkan Yılmaz ile röportaj

Taylan Karacaoğlu ile röportaj

Tuğba Ülker ile röportaj

Haber-Kamera: Ahmet Turhan ALTAY/İZMİR,

Haber Kodu : 200227037

===============================

Feride'nin öldüğü kazada sürücü epilepsi krizi geçirmemiş, cep telefonuyla görüşüyormuş

İZMİR'in Bornova ilçesinde, kontrolden çıkan servis otobüsünün önündeki servis minibüsüne çarptıktan sonra yayaların arasına dalması sonucu otobüsün altında kalarak yaşamını yitiren Feride Melike Kürecili'nin (27) ölümüyle ilgili hakim karşısına çıkan sürücü Ali S., epilepsi krizi geçirdiğini ve bu yüzden kazanın yaşandığını söyledi. Sanığın açıklamasına tepki gösteren ailenin avukatı Aslı Deniz Ceyhan Tokat, kazanın yaşandığı sırada sanığın telefonla konuştuğunu belgelerle kanıtladıklarını söyledi.

Kaza, 19 Aralık 2018 akşamında Mustafa Kemal Caddesi'nden Bornova Kaymakamlığı'na istikametine doğru kavşaktan dönen Ali S. yönetimindeki 35 S 65 194 plakalı servis otobüsü, sürücüsünün direksiyon kontrolünü yitirmesi sonucu yolcu indirmek için duran M.Ö. yönetimindeki 35 S 00757 plakalı servis minibüsüne arkadan çarptı. Çarpmanın şiddetiyle otobüs, kaldırımdaki yayaların arasına daldı. Kazada otobüsün altında kalan Feride Melike Kürecili hayatını kaybetti. Kazada 3 kişi de yaralandı. Yaralılar, sağlık görevlilerince Ege Üniversitesi Hastanesi'ne kaldırıldı. Kürecili, Aydın'ın Kuşadası ilçesindeki Güzelçamlı Mahallesi Merkez Camii'nde tabutun üzerine serilen gelinlikle son yolculuğuna uğurlandı. Kazada yaralanan ablası Merve Kürecili Uygun (30) ise yaklaşık bir ay boyunca hastanede tedavi görürken, 4 ay sonra ayağa kalkabildi. Olayın ardından tutuklanan servis şoförü Ali S., ise 'taksirle ölüme ve yaralamaya neden olma' suçlarıyla hakim karşısına çıktı. 41 yıllık şoför olduğunu söyleyen Ali S., kaza sırasında epilepsi krizi geçirdiğini ve yaşananları hatırlamadığını ileri sürdü. Mahkeme heyeti, Ali S.'nin tutukluluk halinin devamına karar vererek; delil, rapor ve kamera kayıtlarının incelenmesine hükmederek duruşmayı ileri bir tarihe erteledi.

'MERVE SENİ PUZZLE GİBİ TOPLADIK'

Kazada kardeşini kaybeden ve aylar süren tedavinin ardından ayağa kalkan Merve Kürecili Uygun, olay anında yaşadıklarını anlattı. Doktorlarının kendisine 'Seni puzzle gibi topladık' dediklerini hatırlatan Kürecili Uygun, "Melike ile işten sonra anneme gitmek için sözleşmiştik. Mesai bitiminden sonra servise her zamankinden geç bindik ve yer kalmayınca arka koltuğa oturmak zorunda kaldık. Hatta bu yüzden Melike bana, 'İnsek mi acaba' diye sordu ancak ben gerek olmadığını söyledim. Yolculuğumuz da çok eğlenceli geçmişti. Melike orada iki yıldır iniyordu. Arkada kapından önce arkadaşımız sonra ben ve Melike en son indik. Kafamı çevirdiğimde servis otobüsünün üzerimize geldiğini gördüm. Şoförün bir eli direksiyonda diğer eli de telefondaydı. Arkadaşıma seslendiğim sırada kendimi yerde buldum. Belimden aşağısı otobüsün altındaydı ve ayaklarımı görünce büyük bir çığlık attım. Kalçam da ters dönmüştü. 'Bacaklarımı düzeltin' diye bağırdığımı hatırlıyorum. Bacaklarıma bakmamam için kafamı tutuyorlardı. Ardından Melike'yi sormaya başladım ve diğer arkadaşların baktığını söylediler. Ambulansla hastaneye kaldırıldım ve birer hafta arayla üç ameliyat oldum. Kalçam, kuyruk sokumum ve leğen kemiğim kırıktı. Belime ve femur kemiğime bir plak takıldı. 27 gün hastanede kaldım ve 5 Mart'a kadar ayağa kalkamadım. 25 Mart'ta fizik tedaviye başladım. Sol tarafımda felç var. Kalçam normal anatomisinde değil. Doktorum bana, 'Merve seni puzzle gibi topladık' dedi. Fizik tedavi sürecim bitti ve ilaç kullanmaya devam ediyorum" dedi.

'FİZİKEN İYİLEŞİYORUM AMA RUHEN İYİLEŞEMEDİM'

Kardeşinin hayatını kaybettiğinin kendinden sakladıklarını belirten Kürecili Uygun, "Sürekli Melike'nin yoğun bakımda uyutulduğunu söylediler. Ben de hep bir an önce ayağa kalkıp kardeşimin yanında olmayı düşündüm. Bana telefon da vermiyorlardı. Bir gün Melike'nin müsait zamanı bulup sosyal medyaya girdim ve yazılan yorumları görünce kardeşimin öldüğünü öğrendim. Başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Aileme sorduğumda 2 gün boyunca doğru olmadığını söylediler. 2.5 ay bana hiç belli etmediler. Ailem bu konuda yeterince zorlandığı için sıkı durmak zorundaydım. Melike'nin geri gelmeyeceğini biliyordum ve tedavime odaklandım. Fiziken toparlanıyorum ama ruhen iyileşmedim" diye konuştu.

'EN AĞIR CEZAYI ALSIN'

Kazada bir kızını kaybeden, diğer kızı da ölümden dönen Gülhayat Çam (59) ise sürücünün en ağır cezayı alması gerektiğini savunarak, "Melike ve Merve arasında fazla yaş farkı olmadığı için ikiz gibi büyümüşlerdi. Çok zor şartlar altında büyüdüler ama beni hiç üzmediler. Sadece beni değil çevrelerinde de hep gıptayla bakılan çocuklardı. Geride kalan iki evladım için yaşayacağım. Melike'nin mezarına her gün giderek dua ediyorum. Şoför biraz daha dikkatli olsaydı bu durumlar meydana gelmezdi. Madem telefonla konuşacaktın, kenara çekip konuşabilirdin. 27 yaşında bir çocuk kolay büyümüyor. Evlat acısı hayatın en zor acısı. Çocuğum için kara toprağa gidiyorum. En ağır cezayı almasını istiyorum" ifadelerini kullandı.

'TELEFON KAYITLARI EPİLEPSİ SAVUNMASINI YALANLIYOR'

Ailenin avukatı Aslı Deniz Ceyhan Tokat (40), sürücü Ali S.'nin mahkemede epilepsi krizi sebebiyle kaza yaptığı savunmasının doğru olmadığını ileri sürdü. Tokat, "Merve Küreceli'nin hatırladıklarından yola çıkarak yaptığımız araştırmalarda sanığın hızının yüksek olduğunu ve aynı zamanda cep telefonuyla konuştuğu bilgisine ulaştık. Mahkemeden telefon sinyallerini istedik ve gelen raporda Ali S.'nin olay zamanında telefonla konuştuğu ispatlanmış oldu. Bu yüzden suçun taksirle öldürmek değil, olası kastla ölüme sebep olmak suçundan yargılanmasını istiyoruz. Yapılan araştırmalarda, alkollü olarak araç kullanırken kaza riski 4 kat artıyorsa, telefonla uğraşılırsa bu risk 8 kat artıyor. Nasıl ki kırmızı ışık ihlalinde, alkol kullanımında olan kazalarda olası kast uygulanıyorsa, cep telefonu sebebiyle de olası kast olması gerektiğine inanıyoruz. Bunun yanı sıra görüntülerde görüyoruz ki sürücü hızını kesmek için hiçbir şey yapmamış. Olay yerinde fren izi bile yok" diye konuştu.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:

Merve Kürecili röportaj

Gülhayat Çam röportaj

Avukat röportaj

Aileden genel ve detay görüntü

Avukattan genel ve detay görüntü

Güvenlik kamera görüntüsü

Haber: Tolga TAHÇI -Kamera: Tekin GÜRBULAK/İZMİR,

Haber Kodu : 200227038

============================

Manisa Şehir Hastanesi Başhekimi Saka: Otel konforunda hizmet veriyoruz

MANİSA Şehir Hastanesi hizmet vermeye başladığı 16 aydan bu yana yaklaşık 1 buçuk milyon hastayı tedavi etti. Başhekim Uzm. Dr. Serkan Saka, hasta memnuniyetinin üst düzeyde olduğunu ifade ederek, hastalara ve hasta yakınlarına otel konforunda hizmet verdiklerini söyledi.

Türkiye'nin 7'nci şehir hastanesi olarak 30 Ekim 2018'de hizmet vermeye başlayan 558 yataklı Manisa Şehir Hastanesi'ne bugüne kadar 1 buçuk milyona yakın vatandaş tedavi için başvurdu. Manisa Şehir Hastanesi Başhekimi Uzm. Dr. Serkan Saka, bugüne kadar 1 milyon 340 bin 194 poliklinik hastasına hizmet verdiklerini kaydetti. Saka, "46 bin 165 hasta, hastanemizde yatarak tedavi gördü. 438 bin 55 kişi acil servislerimize başvurarak tedavi alma imkanı oldu. 24 bin 379 hastamız ameliyat edildi. 3 bin 812 doğum gerçekleşti. 5 bin 640 anjiyo yapıldı ve 285'te bypass ameliyatı gerçekleştirildi. Bu rakamlar gerçekten çok ciddi rakamlardır" dedi.'MEMNUNİYET ORANIMIZ ÇOK YÜKSEK'

Hem çalışanlar hem de hastaneden tedavi olanlar açısından memnuniyet oranlarının çok yüksek olduğunu belirten Saka, "Bu da bizi çok mutlu ediyor. Geri dönüşler çok olumlu. Hep daha iyisini yapmak için çalışıyoruz, çabalıyoruz. Ekibimiz iyi. Çalışan arkadaşlarımız gayretli. 300 hemşireyle başladık. Şuan 600 hemşiremizle hizmet veriyoruz. 3 olan çocuk hekimi sayısı 15'e çıktı. Bunların hepsi nereden nereye geldiğimizin bir göstergesidir. Hasta ve hasta yakınlarımıza kaliteli, rahat, konforlu ve güvenli bir sağlık hizmeti sunuyoruz. Otel konforunda hizmet veriyoruz" dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:

Şehir Hastanesi'nin içerisinden görüntü

Muayene odalarından görüntü

Sıra bekleyen hastalardan görüntü

Başhekim Uzm. Dr. Serkan Saka röp.

Hastaneden dış görüntü

Genel ve detay görüntüler

Haber- Kamera: Cemil SEVAL/ MANİSA,

Haber Kodu : 200227097

========================

Denizlili polis Avrupa 2'ncisi oldu

DENİZLİ'de görev yapan 21 yıllık polis memuru Zekai Doruk, Antalya'da Türkiye Wushu Kung Fu Federasyonu tarafından düzenlenen Ashihara Avrupa Şampiyonası'nda, gümüş madalya kazandı.

Pamukkale İlçe Emniyet Müdürlüğü Ekipler Büro Amirliği'nde görevli polis memuru Zekai Doruk (46), 19-23 Şubat tarihleri arasında düzenlenen Türkiye Wushu Kung Fu Federasyonu tarafından düzenlenen Ashihara Avrupa Şampiyonası'na katıldı. Denizli Kick Boks İl Temsilciliği görevini üstlenen aynı zamanda da Wushu sporuyla da ilgilenen Doruk, milli formayı giydiği turnuvada +90 kilo kategorisinde Avrupa ikincisi oldu. 15 ülkeden 987 sporcunun katıldığı turnuvada gümüş madalyanın sahibi olan Doruk, büyük gurur yaşadı. Doruk, geçtiğimiz yıl da 29 ülkeden 2 bin 500 sporcunun katıldığı 4'üncü Uluslararası Açık Kick Boks Turnuvası'nda da bronz madalyanın sahibi olmuştu.

Katıldığı turnuvadan madalyayla ayrıldığı için mutlu olduğunu belirten Doruk, "Spor ile iç içe yaşıyorum. 19 yıldır kick boks, 13 yıldır da wushu sporuyla ilgileniyorum. Ashihara Avrupa Şampiyonası'nda derece elde ettiğim için çok sevinçliyim. Önümüzdeki dönemde de madalyalar kazanabilmek için çalışmalarımı sürdüreceğim" dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:

Zekai Doruk'un müsabakasından görüntü

Haber-Kamera: Deniz TOKAT/ DENİZLİ,

Haber Kodu : 200227031

=========================

Kırgız ve Türk aile, çapraz nakille 'kardeş' oldu

Kırgızistan'dan böbrek nakli için Antalya'ya gelen Edilbek Toktonaliyev (47) ile Niğdeli Birol Aydoğan (55), çapraz nakille yaşama tutundu.

Kırgızistan'ın Bişkek kentinde yaşayan polis memuru Edilbek Toktonaliyev, yüksek tansiyon nedeniyle uzun yıllar tedavi gördü. Böbrekleri artık çalışamaz hale gelen Toktonaliyev, diyalize girmeye başladı. Bir süre sonra doktorların böbrek nakli olması gerektiğini söylediği Kırgız hasta, Antalya'ya geldi. Toktonaliyev'in ablası Alma Abdırasulova (53) böbreğini bağışlamak istedi ancak yapılan tetkikler sonucu böbreğin uyumlu olmadığı anlaşıldı. Niğde'den Antalya'ya gelen böbrek hastası Birol Aydoğan'a da eşi İlmiye Aydoğan (51) verici olmak istedi. Ancak onun böbreği de uyumsuz çıkınca çapraz nakle karar verildi. Yapılan tetkikler sonucu Kırgız aile ile Aydoğan ailesinin çapraz nakil için uygun olduğu belirlendi. Birol Aydoğan'ın eşi Kırgız hastaya, Kırgız hastanın ablası da Türk hastaya böbrek bağışladı. İki aileye büyük mutluluk yaşatan çapraz nakil sonunda, hastalar sağlığına kavuştu.

İKİNCİ KEZ NAKİL OLDU

2016 yılında kadavradan böbrek nakli olduğunu anlatan Birol Aydoğan, "Dört yıl sonra böbrek reddi oldu. Bunun üzerine yeniden nakle karar verildi. 4 çocuğum ve eşim böbrek vermek istedi ama uyumsuz çıkınca çapraz nakle karar verdik" dedi. Başvurdukları hastanede eşi İlmiye Aydoğan'ın Kırgız Edilbek Toktonaliyev'e, Kırgız hastanın ablasının ise kendisine böbrek verdiğini söyleyen Bilal Aydoğan, doktorlarına ve Kırgız aileye teşekkür etti.

'ARTIK TÜRKİYE'DE BİR AİLEM VAR'

Bişkek'te yaşayan polis memuru Edilbek Toktonaliyev ise 2013 yıldan bu yana kronik böbrek yetmezliği hastası olduğunu belirterek, böbrek nakli için Kırgızistan Sağlık Bakanlığı tarafından Ankara'ya gönderildiğini söyledi. Ankara'da uyumlu verici bulunamadığı için Antalya'ya geldiklerini belirten Toktonaliyev, ilk kez geldiği Türkiye'de çapraz nakille yaşama yeniden bağlandığını kaydetti. Toktonaliyev, "Türk halkına çok teşekkür ederim. Benim artık Türkiye'de bir ailem var" dedi.

KIRGIZİSTAN'A DAVET ETTİ

Edilbek Toktonaliyev, kendisini yeniden hayata bağlayan Aydoğan ailesini Kırgızistan'a davet ederek, "Sizi Issık Gölü'ne götürmek isterim" dedi. Birol Aydoğan ise Toktonaliyev'in davetine "Kısmet olursa bir gün inşallah geliriz" karşılığını verdi.

Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Havva Asuman Yavuz, çapraz nakil sonunda hastaların da vericilerin de sağlık durumunun iyi olduğunu belirtti. Prof. Dr. Yavuz, her iki aileye de sağlıklı yıllar diledi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

--------------

Hastaların yan yana görüntüsü

Prof.Dr. Havva Asuman Yavuz ile hastaların diyalogları

Böbrek hastası Birol Aydoğan röp

Böbrek hastası Edilbek Toktonaliyev röp

Hastalar ile vericiler Alma Abdırasulova, İlmiye Aydoğan'ın görüntüsü

Hastalar ve vericilerin el ele tutuşup poz vermeleri

Detay görüntüler

HABER: Selma KUNAR- KAMERA: Alparslan ÇINAR/ANTALYA,

Haber Kodu : 200227032

==========================

Patara dahil 9 antik kentin eserleri Likya Uygarlıkları Müzesi'nde

ANTALYA'nın Demre ilçesindeki Likya Uygarlıkları Müzesi'nde aralarında Patara'nın da bulunduğu 9 antik kentten çıkarılan 1364 eser sergileniyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 2020'yi Patara Yılı ilan etmesinin ardından Likya Uygarlıkları Müzesi'nin de ilgi odağı olması bekleniyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından 2020 yılının 'Patara Yılı' ilan edilmesinin ardından gözlerin çevrildiği bir yer de Demre'deki Likya Uygarlıkları Müzesi oldu. Patara Antik Kenti'nde 32 yıldır sürdürülen antik kazılarda çıkarılan eserlerin büyük bir bölümü, Likya Uygarlıkları Müzesi'nde sergileniyor. Patara Antik Kenti'ni gezenler, bir sonraki durak olarak Likya Uygarlıkları Müzesi'ni ziyaret etmeye başladı.

Likya Uygarlıkları Müzesi, 2009 yılında Akdeniz Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Nevzat Çevik başkanlığında yürütülen Myra-Andriake kazılarında ortaya çıkarılan M.S. 129 yılından kalma Hadrian Granaryumu'nun restorasyonuyla oluştu. Dönemin Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay'ın önemli katkılarıyla başlayan müze çalışması, 2016 yılında tamamlanarak Likya Uygarlıkları Müzesi olarak açıldı. Andriake Antik Kenti ile birleştirilerek açık hava müzesi ve kapalı Likya Uygarlıkları Müzesi oluştu.

Likya Uygarlıkları Müzesi 2 bin 400 metrekarelik alandan oluşan 7 odayı kapsıyor. Müzede toplam 1364 eser bulunuyor. Bunlardan 640 eser, 400 sikke 1700 metrekarelik alanda sergileniyor. Bu eserler Likya'nın Patara, Xanthos, Myra, Tılos, Andriake, Arykanda, Olympos, Pınara ve Antiphellos antik kentlerinden çıkarıldı. Eserlerden 117'si ve sikkelerden, 40'ı Patara Antik Kenti'nden çıkarılan eserlerden oluşuyor. 9 antik kentten çıkarılan eserler içinde mutfak eşyaları, cam ve toprak eşyalar, mermer heykeller, göz yaşı kutuları, altın, gümüş takılar, amforalar, deniz çapaları önemli yer tutuyor. Müzenin etrafında yapılan canlandırmalarda ise Andriake Limanı günümüze taşınmış durumda. Çevresindeki Andriake Açık Hava Müzesi ve Noel Baba Kuş Cenneti'nin de müzeye olan ilgiyi artırması bekleniyor. Andriake Açık Hava Müzesi'nde liman yapıları, ticaret agorası, işlikler, kilise yapıları, hamam, yeraltı su sarnıcı, anıtlar ve Yahudi Tapınağı yer alıyor.

'ÇOK GÜZEL ESERLER VAR'

Müzeyi gezen Azeri Ramin Yusubov, "Geçen günlerde Patara'yı gezdim. Çok güzel bir şehirdi, antik kentti. Oradan çıkarılan eserlerin burada Andriake-Likya Müzesi'nde sergilendiğini öğrendim. Burayı gezdim. Çok güzel eserler var burada. Herkesin gelip bu eserleri görmesi lazım" dedi.

'HARİKA BİR MÜZE'

Romanyalı gezgin Eszter Zocska da, "Bölgenin tarihi yerlerini, internetten izleyerek geziyorum. Bugün bu müzedeyim. Likya tarihini bu müzede gördüm. Çok harika bir müze. Çok sayıda kentten çıkarılan eser var. Size Likya'da yolculuk yaptırıyor" diye konuştu.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

--------------

Müzenin drone görüntüsü

Müzenin girişinden detay

Müzedeki eserlerden genel ve detay görüntüler

Röportajlar

HABER -KAMERA: Ahmet ACAR/DEMRE (Antalya),

Haber Kodu : 200227032

==========================

Dernek Başkanı'ndan dolandırıcı uyarısı: Ürünlerinizi halde satın

TÜRKİYE'nin narenciye cenneti Mersin'de ortaya çıkan dolandırıcılık çetesi, bir çok üreticiyi mağdur etti. Bahçeden satın aldıkları ürünleri toplayıp, para ödemeden ortadan kaybolan dolandırıcılara karşı Mersin Yaş Sebze ve Meyve Komisyoncuları Derneği Başkanı Münir Şen, "Üreticilere ürünlerini hallerde satmasını öneriyoruz. Bu dolandırıcılık çetesi, üretici bölgelerini seçmiş durumda. Bu tür olayların hallerde olması mümkün değil" uyarısı yaptı.

Mersin ve çevresindeki illerde ortaya çıkan bir çete, kivi, nar, portakal, limon üreticilerini hedef alıyor. Mersin Yaş Sebze ve Meyve Komisyoncuları Derneği Başkanı Münir Şen, yaşanan dolandırıcılık olayları üzerine şunları söyledi:

"Bunlar özellikle üretici bölgelerini seçmiş durumdalar. Bu tür şeylerin hallerde olması mümkün değil. Eğer bu ürünler hale gelmiş olsaydı komisyoncunun garantisi altındaydı. Üretici arkadaşlarımız, herhangi bir komisyoncudan tahsilatlarını yapamadıkları zaman öncelikle bize başvuruyorlar, biz çözüyoruz. Çözemediğimiz durumlarda da haller müdürlüğüne başvurarak, her komisyoncunun vermiş olduğu teminat mektupları çözülerek, üreticinin hesabına yatırılıyor. 15 günlük bir yasal süre var. Yasal süre içerisinde para ödenmediği takdirde ruhsat iptaline kadar gidiliyor. Kısacası hale gelen her sandığın parası garanti altındadır. Ama bu arkadaşlarımız 5957 Sayılı Haller Yasası'nın verdiği serbestlikten dolayı ürünlerini hale getirmekten ziyade dışarıda satmayı tercih ediyorlar. Dışarıda sattıkları zaman da maalesef bu tür sıkıntılarla yüz yüze kalmak durumundalar. Bu  tip sıkıntılarla karşılaşmamaları için üreticilere ürünlerini hale getirmelerini öneriyoruz. Hale getirdikleri her ürünün bizler arkasındayız."

70 BİN LİRA DOLANDIRILDI

Dolandırıcılık çetesinin Mersin'deki mağdurlarından biri de Yusuf Asfuroğlu oldu. Nar üreticisi Asfuroğlu'na çete üyeleri M.K. ve F.D., 55 ton nar karşılığı 1000 TL kapora verdi. Toplam 70 bin liralık narları alan ikili, parayı 2 taksitle ödeyeceklerini söyledi. Ancak ortdan kayboldu. Asfuroğlu'nun şikayeti üzerine başlatılan soruşturma sonunda halen firari olan M.K. ve F.D. hakkında Mersin Ağır Ceza Mahkemesi'nde dava açıldı. Yusuf Asfuroğlu'nun oğlu Derviş Asfuroğlu, "Sezonda gelip bizimle pazarlık yaptılar, kapora verdiler. Daha sonra bahçeye gidip 55 ton narımızı kestiler. Bize de 4 kasa nar bıraktılar. Daha sonra ulaşamadık. Konuyu avukatımız aracılığı ile yargıya taşıdık. Şimdilik bekliyoruz" dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

----------------

-Mersin Halin girişi

-Araçtan ürün indirilirken

-Araca ürün yüklenirken

-Limon ve portakaldan genel ve detay

-İki kişi alışveriş için pazarlık yaparken

-Yaş Sebze ve Meyve Komisyoncuları Derneği Başkanı Münir Şen ile röp.

-Derviş Asfuroğlu ile röp

Haber-Kamera: Mustafa ERCAN-Soner AYDIN/MERSİN,

Haber Kodu : 200227060

======================================

Türkiye, savaş mağduru sivillere 3 ayda 30 milyon ekmek götürdü

SURİYE'de Esad rejimi ve destekçisinin saldırılarına maruz kalan Suriyeli siviller, göç etmek zorunda kaldıkları Türkiye sınırı yakınlarındaki derme çatma kamplarında hayata tutunuyor. Ancak, insanların yeme-içme ihtiyaç maddelerinden biri olan ekmek ise İnsan Hak ve Hürriyetleri (İHH) İnsani Yardım Vakfı'nın hem Türkiye'de ve hem de Suriye tarafında bulunan fırınlarında pişirilerek karşılanıyor. İHH Suriye Çalışmaları Medya Sorumlusu Selim Tosun, 20 Aralık 2019 gününden bu yana meydana gelen yoğun saldırılar sırasında ekmek bulmakta zorlanan insanların bu ihtiyacını karşılamak amacıyla 30 milyon adet ekmek ürettiklerini ve halka ulaştırdıklarını söyledi.

Sınırın diğer tarafında, Esad rejimi ve destekçisinin saldırılarına maruz kalan Suriyeli siviller, göç etmek zorunda kaldıkları Türkiye sınırı yakınlarındaki derme çatma kamplarında hayata tutunuyorlar. İnsanların temel ihtiyaç maddelerinden biri olan ekmek, İHH İnsani Yardım Vakfı'nın hem Türkiye'de hem de Suriye tarafında bulunan fırınlarında pişirilerek tedarik ediliyor.

İHH Suriye Çalışmaları Medya Sorumlusu Selim Tosun, 20 Aralık 2019 gününden bu yana meydana gelen yoğun saldırılar sırasında ekmek bulmakta zorlanan insanların bu ihtiyacını karşılamak amacıyla 30 milyon adet ekmek ürettiklerini ve halka ulaştırdıklarını belirterek, "Bölgede yoğun saldırıların başladığı 20 aralık 2019 gününden bu yana Esed rejimi ve destek verenler tarafından İdlib'de sivil yerleşim yerlerine yönelik yoğun hava ve kara saldırıları yaşanıyor. Bu nedenle sivillerde canlarını kurtarmak için Türkiye sınırına, Azez ve Afrin bölgelerine doğru göç etmek zorunda kaldı. İHH Vakfı olarak bu süreç içerisinde sivillere birçok insani yardım malzemesi ulaştırdık. Bunların arasında en temel gıda maddelerinden bir tanesini de ekmek oluşturuyor. Hem Türkiye ve hem de Suriye içerisindeki  fırınlarımızda üretmiş olduğumuz yaklaşık 30 milyon adet ekmeği son 3 ayda savaş mağduru ailelere ulaştırarak önemli bir ihtiyaçlarını giderdik. İHH olarak yardım çalışmalarımız devam ediyor" dedi.

'DAMAK TADINA UYGUN'

Ekmeğin özelliğinden söz eden Tosun, "Ürettiğimiz ekmekler savaş ortamında 3 gün boyunca bozulmadan kalacak şekilde üretilip paketleniyor. Ayrıca ekmekler, Suriyelilerin yıllardır tükettiği ve kendi damak tatlarına uygun olarak üretiliyor. Ekmekler fabrikalarımızda modern makinelerde el değmeden üretilmektedir" diye konuştu.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:

-------------------------------

-Hamurlar hazırlanırken

-Hamurlar makine bantlarından geçerken

-Pişerken

-Ekmek haline gelirken

-Paketleme yapılırken

-İHH Selim Tosun'un açıklaması

Haber-Kamera: Ferhat DERVİŞOĞLU/ REYHANLI(Hatay),

Haber Kodu : 200227036


Kaynak: DHA

Etiketler: Türkiye, Güncel

Paylaş
Google'da Takip Et Facebook'ta Paylaş! Twitter'da Paylaş! Whatsapp'da Paylaş! Instagram Sayfası
Haberler ›› Güncel ››DHA YURT ÖZEL GÜNDEMİ -TEKRAR - Haberler