Figürasyonun önemi

+”Tıpkı filmlerdeki artistler gibi dövüştün.” !!window.__es_gtm_helper.inject_ad('outstream','1611794261outstream', !!0, !!0, !!0) --> -“Figüranlıktan kurtulduk desene.” Bazı geceler televizyonda siyah-beyaz Yeşilçam filmlerine rastlarsınız.

27.06.2019 02:23 Figürasyonun önemi
+”Tıpkı filmlerdeki artistler gibi dövüştün.”

-“Figüranlıktan kurtulduk desene.”

Bazı geceler televizyonda siyah-beyaz Yeşilçam filmlerine rastlarsınız. Süper kahraman “uyarlamalarımızın” çokça yayınlandığı bir dönem de olmuştu hatta. Yine o filmleri yakalamayı umduğum bir gecede, bu kez 1966 yapımı Beyoğlu Esrarı filmiyle karşılaşmıştım. Üstteki replikler filmin son sahnesinden. Yakışıklı jönümüz, kötü adamı döver ve sonunda sevdiği kadının kalbine girmeyi başarır. Her ne kadar klasik bir Yeşilçam senaryosu olsa da, bu sahne zihnime kazınmıştı. Toronto Raptors koçu Nick Nurse’ün hikâyesi de “tıpkı filmlerdeki gibi.” Figüranlıktan kurtulma hikâyesi…

Iowa’da, orta direk diyebileceğimiz bir ailede doğan Nick Nurse’ün spor geçmişi oldukça “renkliydi.” Öyle ki, Kuemper Katolik Lisesi’nde okuduğu dönemde bir yandan sırıkla atlamada eyaletin önde gelen isimlerinden biriyken, öte yandan Amerikan futbol takımının da quarterback’iydi. Yetmez! Aynı zamanda beyzbol takımının atıcısı olan Nurse, basketbol takımının da oyun kurucusuydu. Spor ve eğitimi bir arada sürdürebilmek ne kadar güzel değil mi?

Üniversite tercihleri sırasında ise bir seçim yapmak zorunda olan Nurse için beyzbol baskın geliyordu. Ta ki o geceye kadar. Basketbolda, eyaletin en iyi lise oyuncularından oluşan bir etkinlik düzenleniyordu. Nurse maça kenarda başlayacaktı. Ancak bir gece önceki antrenmanda kaburgasını kıran Ed Conroy bir bakıma tarihi de değiştiriyordu. Karşılaşmaya ilk beşte başlayan Nurse, 27 sayıyla oynayacak ve Northern Iowa Üniversitesi koçu Jim Berry’nin dikkatini çekecekti. Teklif edilen kolej bursunu kabul eden Nurse için artık sadece basketbol vardı.

Kolejde geçen dört senenin ardından Nurse’ün NBA’ye gidemeyeceği aşikârdı. Ancak Conroy gibi tarihi değiştiren bir isim daha vardı: Nurse’ün ikinci senesinde takımın başına gelen Eldon Miller. Koç Miller, oyuncusunun çalışkanlığına, liderlik özelliklerine ve oyuna olan tutkusuna hayran kalmıştı. Mezun olan oyuncusuna asistan koçluk teklifi yapan Miller’ın, onun ileride iyi bir koç olacağından şüphesi yoktu.

Tutkuluydu, yalnızca koç olarak değil. Oyunculuk konusunda da defteri hemen kapatmak istemiyordu. Asistan koç olarak geçirdiği 89-90 sezonunun ardından arayışlara başlamıştı. Muhasebe bölümünden mezun olmuştu ve bu özelliğinden de faydalanmak istiyordu. Tıpkı iyi bir koç gibi elindekileri kullanarak şansını en iyi şekilde zorlamaktı amacı. Mesela Japonya’daki bir firma, hem muhasebe mezunu hem de basketbol oynayabilen çalışanlar arıyordu. Mektuplar yazmaya başladı. Japonya’ya, İngiltere’ye…

Ve nihayet telefon çaldı: “Merhaba, şu an mektubunu okuyorum. Burada demişsin ki; ‘Yurt dışında oyuncu veya koç olarak çalışmak istiyorum.’ Peki, her ikisini de yapmaya ne dersin?”

Telefondaki, Britanya Basketbol Ligi takımlarından Derby Rams’in yöneticisiydi. Kısa süreli bir şokun ardından 23 yaşındaki Nick Nurse’ün İngiltere yolculuğu başlıyordu. Takımıyla yaşadığı bir sezonluk “oyuncu-koçluk” deneyiminin ardından NCAA’den ilk koçluk teklifini alan Nurse, Amerika’ya geri dönerek Grand View Üniversitesi’nin başına geçti. Geçirdiği iki sezonun ardından South Dakota Üniversitesi’ne geçti, burada iki sezon boyunca asistan koçluk görevini yürüttü. NCAA havasını iyice soluduktan sonra yarım kalan Britanya macerasının devamı için Birmingham Bullets’ın başına geçen Koç Nurse, 95-96 sezonunda ilk şampiyonluğuna ulaşıyordu. 1998’de kısa bir süre Belçika Ligi takımlarından Telindus Oostende’yi yöneten basketbol adamı, İngiltere’ye dönerek Manchester Giants takımının başına geçti. Nurse, 99-00 sezonunda kariyerinin ikinci şampiyonluğunu yaşadı, CV’sine bir de Yılın Koçu Ödülü’nü ekledi. Sonraki sezon, başına geçtiği London Towers ile Euroleague deneyimi de yaşayan Nick Nurse, zayıf kadrosuyla pek başarılı olamasa da heybesini yeni bilgilerle dolmuştu. Bulduğu her yeni fırsatı ve boş zamanını değerlendirmeye çalışan “tecrübeli” koç Amerika’daki minör liglerden biri olan USBL’de, Oklahoma Storm için asistan koçluk da yapıyordu. Bir yazını ise İtalya’da, Treviso’daki bir yaz ligi takımına koçluk yaparak geçirmişti. Britanya Ligi defterinin son beş yılını Brighton Bears ile yaşayan Nurse, 03-04 sezonunda bir kez daha Yılın Koçu seçiliyordu.

Nick Nurse, 1989’dan 2006’ya kadar geçen 17 sezonda, dört ülkede, beş ayrı ligde, 11 takım çalıştırmıştı. Bu çabasının tek bir amacı vardı: NBA… Ne yazık ki başarılı bir profesyonel oyunculuk kariyeri olmamıştı. Ailesinde eski bir NBA oyuncusu da yoktu. Koçluk kariyeri, bilhassa Britanya kariyeri başarılarla doluydu. Şampiyonluklar, kişisel ödüller, Euroleague deneyimi bile kazanmıştı. Ancak NBA’deki karar vericiler için tüm bunlar figürasyondan ibaretti. Adını bir şekilde duyurması gerekiyordu. Bunca yıl sonra kararını vermişti. Amerika’ya kesin olarak dönecekti. Hedef G-League’ti.

“Adamı kütüphane müdürü olarak göndermişler, kütüphanesiz bir yere. Oraya ilk iş bir kütüphane kurmuş. Demek ki hastanesi olmayan bir yere böyle doktor gönder, hemen sana bir hastane yapsın.” Madem Türk sinemasıyla başladık, öyle devam edelim. Vizontele Tuuba’da Belediye Başkanı Nazmi, böyle anlatıyordu Güner hocanın azmini ve tutkusunu. Nick Nurse de kendine bir G-League takımı arıyordu fakat kimseden koçluk teklifi alamıyordu. Asistan koçluk pozisyonları vardı ama NBA için bunun yeterli olmadığını biliyordu. Des Moines’te arabasını sürerken Wells Fargo Arena’yı gördü. Bu büyük stadyumda oynayan bir G-League takımı yoktu. Niçin olmasın? Oldurabilmek için birçok kişiyi aradı. Fikir beğenilmişti. Iowa eyaletinde bir G-League takımı olmalıydı. Fakat takımı oluşturmak için para lazımdı. En sonunda, Iowa’nın önemli avukatlarından ve aynı zamanda Demokrat Parti üyesi olan Jerry Crawford’a ulaşmayı başardı. Nurse, başlarda pek istekli görünmeyen Crawford’u ikna etmeyi başararak kendi azmiyle ve tutkusuyla kurduğu G-League takımı Iowa Energy’nin başına geçiyordu.

Dört sezon boyunca çalıştırdığı Iowa Energy ile 2010-2011 sezonunda şampiyonluğa ulaşan Koç Nurse, aynı sezon Yılın Koçu ödülünün de sahibi oldu. Takip eden sezonda bir başka G-League ekibi Rio Grande Valley Vipers’ın başına geçen Nurse, 12-13 sezonunda bir şampiyonluk daha kazanarak, G-League tarihinde iki ayrı takımla şampiyonluk kazanan ilk koç olma unvanını elde etti. Tüm bunlar olurken Britanya Milli Takımı’nın asistan koçu olarak 2012 Londra Olimpiyatları’na da katıldı. Yetmez! Bir tecrübe daha. Her daim kazanmayı düşünen Nurse hırslıydı fakat bu hırsı oyuncularına zarar veren türden değil, aksine onları bir adım öteye taşıyan türdendi. Öyle ki G-League’de geçirdiği altı sezon boyunca 23 oyuncusu NBA takımlarından davet aldı.

Nurse öyle büyük oynamıştı ki artık görülmemesi mümkün değildi. Nihayet 2013’te Toronto Raptors koçu Dwayne Casey’nin asistanı olarak NBA’e ilk adımını attı. Özellikle hücum oyunundaki başarısıyla öne çıkan Nick Nurse, Koç Casey’nin hücumdan sorumlu asistanıydı. 17-18 sezonunda 59 galibiyete ulaşan Raptors için bu bir rekordu ve bu performansla Doğu Konferansı’nı lider bitirmişlerdi. Bu başarılı sezon Dwayne Casey’ye Yılın Koçu ödülünü getirirken; hücumdaki olağanüstü gelişim, spotların Nick Nurse’e çevrilmesini sağlamış ve Nurse, bir bakıma ödülün gizli sahibi olarak görülmüştü. Nitekim play-off ikinci turunda Claveland Cavaliers tarafından süpürülen Raptors’ta yönetim, faturayı Casey’ye çıkararak onu görevden aldı.

51 yaşında hayallerine ulaşmayı bekleyen Nick Nurse’ün telefonu 28 yıl sonra yeniden çalıyordu. Bu kez arayan Toronto Raptors Basketbol Operasyonları Başkanı Masai Ujiri’ydi. Buraya kadar olan kısım bile yeterince büyük bir başarı hikâyesiyken Nurse için bu kadarı elbette yeterli değildi. Ujiri ve ekibinin bir de hediyesi vardı yeni koçlarına: Kawhi Leaonard. Koç Nurse, tırnaklarıyla kazıyarak geldiği bu noktada böylesi bir hediyeyi fazlasıyla hak ediyordu.

Geçtiğimiz sezonu yine oldukça iyi bir performansla bitiren Toronto Raptors için asıl engel hep play-offlar oluyordu. Nurse’ün hücum setleri ve bir miktar da Kawhi Leaonard sihriyle bu kez finale kadar ulaşmayı başarmışlardı. Finallerde rakip Golden State Warriors’tı ve artık şapkadan tavşan çıkarılması gerekiyordu. Box-and-one (rakibin en iyi oyuncusuyla bire bir eşleşilen, geri kalan dört savunmacının boyalı alan etrafına yerleştiği savunma biçimi) savunması Nick Nurse’ün heybesinin ne kadar derin olduğunu gösterdi. Genelde lise maçlarında uygulanan bir savunma türünü NBA Finalleri’nde Warriors’a karşı uygulamak, ancak lisede oynadığı yıllardan kalan notlarını hala yanında taşıyan birinden beklenirdi. Bu seçim, Kevin Durant ve Klay Thompson’un yokluğunda işe de yarıyordu. Toronto Raptors; “MVP” Kawhi Leonard, Kyle Lowry, Nick Nurse ile birlikte oyunlarında seviyeler atlayan Pascal Siakam ve Fred VanVleet’in öne çıktığı seriyi kazanarak tarihinin ilk şampiyonluğunu kazanmış oldu. Öte yandan Nick Nurse de Steve Kerr ve Tyronn Lue’dan sonra çaylak sezonunda NBA şampiyonu olmayı başaran üçüncü koç oluyordu. Tıpkı filmlerdeki gibi...

Yetmez! 2019 Dünya Kupası öncesi Kanada Milli Takımı’ndan gelen koçluk teklifini de kabul eden Nick Nurse, NBA şampiyonu olmuş bir koç olmasına rağmen hâlâ daha çok öğrenmek, daha çok tecrübe kazanmak istiyor. Figüranlıktan nasıl kurtulduğunu unutmuyor, figürasyonun önemini de...
Kaynak: EuroSport.com
Toronto Raptors, basketbol, Iowa, Spor

YORUMLAR