Genco Erkal: Deliyi oynarken kendimi tedavi ediyorum

Kariyerinin altmışıncı yılında üretmeye ve ilham vermeye devam eden usta tiyatro oyuncusu Genco Erkal, Yaşam Kültürü Dergisi 'İST'e samimi açıklamalarda bulundu. Erkal, tiyatronun mevcut durumunu, yeni trendleri, sahnede yarım yüzyılı geride bırakan tek kişilik 'Bir Delinin Hatıra Defteri' oyununu, hayatını anlattı.

Genco Erkal: Deliyi oynarken kendimi tedavi ediyorum
19.03.2020 18:00 | Son Güncelleme: 19.03.2020 18:00

Kurucusu olduğu Dostlar Tiyatrosu ile elli yılı geride bırakan, altmış yıllık kariyerinde sayısız oyun sahneye koyan Genco Erkal, dramaturgluktan çevirmenliğe tiyatronun her dalında kendi deyişiyle 'söz sahibi bir tiyatro insanı'. Şu aralar kendisini kendi uyarlayıp yönettiği tek kişilik 'Merhaba' isimli oyunla farklı tiyatro salonlarında yakalayabilirsiniz. Öte yandan, kendisiyle özdeşleşen 'Bir Delinin Hatıra Defteri'ni sahnelemeye de devam ediyor. "Arada insanın yorgun ya da bezgin olduğu günler vardır tabii, onları da fazla yerlerde sürünmeden atlatmak lazım," diyen Erkal, değme gençlere taş çıkartacak bir performans sergiliyor hala.& ;

Son yıllarda bağımsız tiyatro topluluklarının sayısı artıyor, özel tiyatrolara ilgi hayli yoğun. Dostlar Tiyatrosu'nu kurarak özel tiyatro deneyimini siz bundan yarım asır önce yaşadınız. Hala yenilikçi ve öncüsünüz, Dostlar Tiyatrosu da halen ayakta. Bir dönemin avangardı olarak günümüzdeki bağımsız tiyatro toplulukları, butik tiyatrolar, interaktif tiyatro gibi eğilimler hakkında düşünüyorsunuz?& ;

Bugünün bağımsız tiyatroları batılı ülkelerde 'off' diye adlandırılan, ana akımın dışında kalan, küçük salonlarda oyunlar sergileyen topluluklar. Off-Broadway, Off-WestEnd diyoruz. Ülkemizde bazen 'Öteki Tiyatro' diye adlandırıyoruz. Gençlerin kurduğu bu yenilikçi topluluklar ülkemiz tiyatrosuna taze bir soluk getirdiler. Daha yolun başındalar kuşkusuz. Zamanla daha etkili olacaklarını düşünüyorum. Yeni yazarlarla işbirliği yapıyorlar, yeni bir dil oluşturmaya çalışıyorlar. İnteraktif yollar deniyorlar, performans sanatlarından yararlanıyorlar. Bütün bunlar çok saygıdeğer çabalar. Bunun dışında bir de ana akım tiyatro olması lazım. O açıdan günümüzde bir boşluk seziliyor. Bir zamanlar tiyatronun hem kurucusu hem de baş oyuncusunun adıyla anılan yıldız oyuncu-yapımcı tiyatrolarının zamanı doldu gibi. Şimdi tek bir yapım için bir araya gelen, genellikle televizyon yıldızlarının başını çektiği kadroların sunduğu oyunlar göze çarpıyor. Ne var ki bunlar ne kadar başarılı olursa olsunlar ayda sadece üç dört kez sahnedeler. AVM salonlarının egemenliğinde tiyatromuz. Her bir salonda her gece başka bir oyun oynanıyor, izleyici de hangisine gideceğini takip etmekte zorlanıyor. Sağlıksız bir gelişme yaşanıyor kısaca. Bunun bir geçiş dönemi olduğunu varsayalım ve ilerde daha sağlam bir yapıya kavuşacağımızı ümit edelim.

Seyirciyi nasıl değerlendirirsiniz?& ;

Seyircimiz sıcaktır, içtendir, çabuk heyecanlanır, çabuk güler, ağlar, sevdiği oyuncuyu bağrına basar. İyi güzel de, son yapılan araştırmaya göre halkımızın yüzde yetmiş üçü hayatında hiç tiyatroya gitmemiş. Aynı kişiler ayrıca kitap da okumuyormuş. Klasik müzik konseri ya da opera, bale izleyenlerin sayısı daha da az. Eğitim meselesi. Anne babalar çocuklarını nasıl eğitirlerse öyle devam ediyor. Bu alanda katedilecek çok yol var. Sanatçılar, izleyici bunu istiyor diye seviyeyi düşürecekleri yerde o düzeyi biraz daha yukarıya çekmeye çalışsalar daha yararlı olacaklar.

Bir röportajınızda "Anadolu'da kendimi Tarkan gibi hissediyorum" demiştiniz. Anadolu ve İstanbul seyircisi arasında nasıl farklılıklar var?& ;

İstanbul'da ne tarafa baksanız bir tiyatro salonu, konserler, sergiler, sinemalar… Hangi birini izleyeceğinizi bilemezsiniz, etkinliklere yetişemezsiniz. Oysa Anadolu'da bu bakımdan genelde bir yokluk söz konusu. İstanbul'dan bir tiyatro geldiği zaman, hele nitelikli bir topluluk ve seçkin bir oyunsa, inanılmaz ilgi görüyor. Müthiş bir coşku yaşanıyor, oynarken o izleyici sizi sarıp sarmalıyor, bir sevgi yumağı oluşuyor. Oyun sonunda büyük tezahürat var genelde. O nedenle kendimi o durumda bir pop şarkıcısına benzettim, söz gelişi tabii. İnsanlar geliyor, boynumuza sarılıyor, uzun birlikte fotoğraf çekilme törenleri. Bir de o insanların gözündeki ışık. "Biz sizin ne demek istediğinizi anlıyoruz, biz de aynen öyle düşünüyoruz, iyi ki varsınız!" diyen bakışlar. Bir tiyatro sanatçısı başka ne bekleyebilir? Yaptığım iş demek bir şeylere yarıyor diye düşünür, geceleyin rahat uyursunuz.

Sizinle özdeşleşen 'Bir Delinin Hatıra Defteri' de 50. yılını kutluyor. Aynı oyunu uzun yıllar oynamanın sizde yarattığı hissiyatı merak ediyoruz. Motivasyonunuzun kaynağı nedir? Elli yıl boyunca aynı heyecanla sahneye çıktığınızı söyleyebelir misiniz?

Öylesine zengin bir metin ki Gogol'ün öyküsü, bunca yıldır oynuyorum, hiç bıkmadım. Ayrı zamanlarda dört defa bambaşka yorumlarla sahneye koydum. İlkinde oyuna bir psikiyatr gibi yaklaştım, ikincisi Brechtçi bir yorumdu. Daha toplumcu, daha siyasi bir yorum. Üçüncüsünde oyunun kahramanını amatör bir tiyatrocu olarak yorumladım. Şimdi oynadığım son yorumdaysa bir filozof var karşımızda. Bunun dışında, oynarken hep yeni bir şeyler deniyorum, yeni ayrıntılar keşfediyorum. Arada insanın yorgun ya da bezgin olduğu günler vardır tabii, onları da fazla yerlerde sürünmeden atlatmak lazım. Ama genelde perde açılıp da ilk sözü söyledikten sonra her oyunda yeni bir macera, yeni bir yolculuk başlıyor. Seyirci de formundaysa, tadına doyulmaz bir birliktelik yaşanıyor.

Yeni oyununuz 'Merhaba' da tek kişilik bir oyun. Tamamen tek oyuncunun üzerinize inşa edilmiş tek kişilik oyunlar size bir hayli sorumluluk yüklüyor olmalı. Özellikle sağlığınıza dikkat etmeniz gerekiyordur. Sırrınız nedir, kendinize nasıl bakıyorsunuz?

İşin en önemli sırrı yaptığın işe tutkuyla bağlanmak, yürekten inanmak, ondan sonsuz keyif almak. Öyle olunca hiçbir şey ağır gelmiyor. Seksen iki yaşındayım, bu hafta repertuvardaki üç ayrı oyunu dönüşümlü olarak peş peşe altı gün oynadım. Üstelik her gün İstanbul'un ayrı bir köşesindeki değişik mekanlarda. Tabii bu arada sağlığa çok dikkat edilecek. Ölçülü ve dengeli beslenme, düzenli uyku, mutlaka spor. Ben yaz-kış yüzmeye ağırlık veriyorum. Bütün vücudu çalıştıran, kasları yumuşatan, kıvraklık sağlayan, benim yaşımdakiler için özellikle en faydalı spor.

Peki, size neler, kimler ilham verir?& ;

Müzik, tiyatro, sinema, edebiyat, sanatların hepsi beni besler. İyi bir izleyiciyim. Sürekli aküleri doldurmak, kendini yenilemek gerekir. Şimdi bu iş daha da kolaylaştı. İnternetten, özel kanallardan hemen her şeye istediğiniz anda ulaşabiliyorsunuz. Yeni projeler için bunlar size ilham veriyor, kafayı, düş gücünü harekete geçiriyor.

Oyunculuğu mu daha çok seviyorsunuz, rejiyi mi?

O saydıklarınızın dışında dramaturgluğum, uyarlamacılığım, çevirmenliğim, az da olsa yazarlığım var. Kendimi tiyatronun her dalında söz sahibi bir tiyatro insanı olarak görüyorum, ama şöyle bir dönüp geriye baktığımda esas sevdiğimin oyunculuk olduğunu düşünüyorum. O olmazsa yaşayamayacağım gibime geliyor. Tiyatronun her alanını çok seviyorum ama vazgeçilmezim oyunculuk. Misyonum mu diyeceğim bilmiyorum, ben sanki bu iş için yollanmışım bu tarafa.

Kaynak: Snob Magazin

Etiketler: Magazin, Haber
Haberler››Magazin››Genco Erkal: Deliyi oynarken kendimi tedavi ediyorum - Magazin