İNTERNET VE SOSYAL MEDYADA ÖNE ÇIKAN YURT HABERLERİ

'Koronavirüs' gebelikte anneden bebeğe geçmiyorJİNEKOLOG Opr. Dr. Mustafa Melih Erkan, İngiliz Kraliyet Kadın Doğum Derneği'nin yayımladığı kılavuza göre, anne adayından bebeğine geçen bir 'koronavirüs' vakasının yaşanmadığını belirtti.

İNTERNET VE SOSYAL MEDYADA ÖNE ÇIKAN YURT HABERLERİ
11.03.2020 15:22 | Son Güncelleme: 11.03.2020 15:22

'Koronavirüs' gebelikte anneden bebeğe geçmiyor

JİNEKOLOG Opr. Dr. Mustafa Melih Erkan, İngiliz Kraliyet Kadın Doğum Derneği'nin yayımladığı kılavuza göre, anne adayından bebeğine geçen bir 'koronavirüs' vakasının yaşanmadığını belirtti. Erkan, "Doğumdan hemen sonra anne ile temasa bağlı bulaş gerçekleşebilir. Ancak şu an tüm dünyada kabul gören yaklaşım anne ile bebeğin birlikte kalması yönündedir. Anne bebek bağlanmasının sağlanması bebeğin sağlığı için anne sütünü rahatlıkla alması, hem anne, hem de bebek için hayati derecede önemlidir. Bu nedenle anne ile bebek bazı önlemler alınarak aynı odada izlenebilir" dedi.

İzmir Kent Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opr. Dr. Mustafa Melih Erkan, koronavirüs ile ilgili yapılan bilimsel çalışmaları değerlendirdi. Çin ve ABD'deki 'koronavirüs' vakalarıyla ilgili verileri değerlendiren İngiliz Kraliyet Kadın Doğum Derneği'nin hazırladığı kılavuzu 9 Mart'ta yayımladığını belirten Opr. Dr. Erkan, "Yeni tip 'koronavirüs' Covid-19 veya SARS-COV-2 ismi ile bilinen ve yaklaşık 3 aydır tüm dünyada ciddi korku yaratan bu virüs aslında SARS ve MERS gibi ciddi solunum yolu hastalıklarına yol açan ve önceki yıllarda da dünya üzerinde ciddi salgınlar yapmış bir virüs ailesinin üyesi. Oldukça hızlı yayılan solunum yolu ile bulaşan bu virüs gebelerin de korkulu rüyası oldu. Anne adaylarımız en çok gebelikte geçirilen bir koronavirüs enfeksiyonunun anneye ve bebeğe ne gibi zararlar vereceği, anne karnındaki bebeğe enfeksiyonun geçip geçmeyeceği, doğum şekli, doğumdan sonra bebeğini emzirip emziremeyeceği gibi soruların cevabını merak ediyor. Öncelikle bilinmesi gereken gebelerde koronavirüs enfeksiyonunun bulguları diğer bireylerdekinden farklı değil" dedi.

'VİRÜS ANNE KARNINDA BEBEĞE GEÇMİYOR'

Opr. Dr. Erkan, İngiliz Kraliyet Kadın Doğum Derneği'nin yayımladığı kılavuza göre koronavirüsün anne adayından bebeğine geçmiş bir olgunun henüz gösterilmediğini kaydederek, şunları söyledi:

"Özellikle hastalığın en sık görüldüğü ülke olan Çin'de yapılan çalışmalarda, bebeğin içinde olduğu amniyon sıvısında, kordon kanında, yeni doğan bebeğin boğazından hemen doğum sonrasında alınmış sürüntü örneklerinde ve anne sütünde virüs izlenmemiştir. Bu sebeple güncel bilgiler ışığında koronavirüs enfeksiyonunun anne karnında bebeğe geçmediği kabul ediliyor. Aynı virüs ailesinin diğer üyelerinin sebep olduğu SARS ve MERS hastalıklarında ciddi derecede düşük ve erken doğum riski görülmüş olsa da yeni tip koronavirüs enfeksiyonunda düşük veya erken doğum riskinde bir artış yoktur. Tüm önlemlere rağmen gebelik sırasında koronavirüs enfeksiyonu geçiren kişiler, acilen sağlık kurumlarınca karantina altına alınmalı ve gerekli tedavi başlanmalıdır. Tedavi ve takip süreci diğer bireylerden farklı değildir. Özellikle bu dönemde çekilecek röntgen ve tomogrofiler bebeği etkileyebileceği için annelerin endişe etmesine sebep olur, ancak anne karnındaki bebek için gerekli koruma önlemleri alındıktan sonra bu tetkiklerin yapılmasına izin verilmelidir. Çünkü anne sağlığı her zaman birinci önceliktir. Virüsün alındıktan sonra yaklaşık 14 günlük bir kuluçka süresi vardır. Bu sebeple doğuma yakın enfekte olmuş hamilelerde henüz hastalık bulguları ortaya çıkmamış bile olsa, doğumdan sonra hastalık bulguları görülebilir. Böyle bir durumda mutlaka doktora başvurulmalıdır. Tüm dünyada görülen olgulardan ve yapılan çalışmalardan elde edilen sonuçlara göre koronavirüs enfeksiyonu doğum şeklini etkilemez. Enfeksiyon sebebi ile sezaryene gerek yoktur."

'ANNE İLE BEBEĞİN BİRLİKTE KALMASI YÖNÜNDEDİR'

Koronavirüsün anneden bebeğe anne karnında geçmediğini bir kez daha vurgulayan Opr. Dr. Mustafa Melih Erkan, "Ancak doğumdan hemen sonra anne ile temasa bağlı bulaş gerçekleşebilir. Bazı ülkelerde koronavirüslü annelerin bebeği doğduktan hemen sonra yanlarından alınmış başka bir ortamda gözlenmiş ve anne sütü verilmemiştir. Ancak şu an tüm dünyada kabul gören yaklaşım anne ile bebeğin birlikte kalması yönündedir. Anne bebek bağlanmasının sağlanması bebeğin sağlığı için anne sütünü rahatlıkla alması hem anne hem de bebek için hayati derecede önemlidir. Bu nedenle anne ile bebek bazı önlemler alınarak aynı odada izlenebilir" dedi.

'VİRÜS BANA BULAŞIRSA BEBEĞİME GEÇER Mİ DİYE ENDİŞELENDİM'

22 haftalık gebe Feyzan Durdu ise, "Koronavirüsün yayılma haberleri ile birlikte anne adayı olarak benim de endişelerim oldu. Acaba koronavirüs bana bulaşırsa bebeğime de bulaşır mı? Ona geçer mi? Onun için nasıl önlemler alabilirim? Bunlar düşündüm. Toplu alanlardan korktum. Market alışverişine gitmemiz gerekebiliyor, hastanelere gelmemiz gerekebiliyor. Onun dışında kendimce önlemler almaya çalıştım. El yıkama, maske kullanmak gibi önlemler aldım" diye konuştu.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:

Opr. Dr. Mustafa Melih Erkan ile röp.

-Anne adayı Ferzan Durdu ile röp.

-Anne adayının ultrasonla muayene edilmesinden görüntüler

Genel ve detay görüntüler

Haber: Ahmet Turhan ALTAY - Kamera: Melis KARAKUZULU/İZMİR,

Haber Kodu : 200311014

==============================

Adana'da, toplu taşımada koronavirüs tedirginliği

ADANA'da, olası koronavirüs vakalarına karşı özel halk otobüsü ve minibüslerde önlem alınmaması vatandaşların tepkisine neden oldu.

Çin'in Wuhan kentinde 12 Aralık 2019'da ortaya çıkan koronavirüs dünyanın pek çok ülkesine yayılırken, Türkiye'de de görüldü. Yakın temas, öksürük, aksırık, tokalaşma gibi yollarla yayılan virüs, insanların kalabalık olduğu mekanlarda tedirginliğe neden oldu. Adana'da vatandaşlar, özel halk otobüsleri, minibüsler ve pekçok durakta önlem alınmamasına tepki gösterdi. Otobüsünde koronavirüse karşı özel dezenfekte çalışması yapmadıklarını dile getiren şoför Ahmet Selim, kendilerince temizlik yaparak önlem almaya çalıştıklarını kaydetti. Sık sık ıslak mendil kullandığını ve otobüsü akşamları yıkadığını anlatan Selim, 'Maske taksak insanlar yanlış anlayacak. Hapşururken, öksürürken dikkat ediyoruz, tokalaşmamaya çalışıyoruz. En kısa zamanda bu virüse özel dezenfekte çalışmamız başlayacak" dedi.

Çukurova Üniversitesi öğrencisi Kongo Cumhuriyeti vatandaşı İsmail Trauri ise toplum olarak bu virüse karşı dikkatli olunması gerektiğine dikkat çekerek, "Hayatta en önemli şey sağlık. Öğrenci olduğumuz için her zaman otobüslere biniyoruz ama sürekli ellerimizi yıkıyoruz" diye konuştu.

OTOBÜSLER ÇOK KALABALIK

Öğrenci Hale Vatansever de pek çok otobüste ve duraklarda virüse karşı dezenfekte sistemi bulunmadığını vurgulayarak şunları söyledi:

"İnsanlar yeterince dikkat etmiyorlar. En basiti, hapşurduğumuz zaman ağzımızı elimizle değil kolumuzla kapatmamız lazım ama dolmuşta bir sürü insan görüyorum ulu orta hapşuruyorlar, kapatmıyorlar. Otobüsler de çok kalabalık, tıkış tıkış. Virüs olsa yayılması çok müsait. Televizyonda görmüştüm, bazı yerlerde değişik dezenfektanlarla dezenfekte yapılıyor. Adana'da da o şekilde yapabilirler bence. Kesinlikle duraklarda da olmasını isterim."

İbrahim Oğraş ise belediyelerin tek başına önlem almasıyla salgınların önlenmeyeceğini belirterek, vatandaşların da mutlaka hijyen kurallarına uyması gerektiğini anlattı.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

----------------

Otobüs durağından görüntü

Otobüs bekleyenler

Otobüse binenler

Durak içinden görüntü

Şoför ile röp.

Gençlerle röp.

Otobüs içinden görüntü

Haber-Kamera: Nuri PİR - Gökhan KESKİNCİ/ ADANA

Haber Kodu : 200311056

=================================

Öğrencilerin 'Sakin' adını verdiği köpek, okulun maskotu oldu

Bursa Yıldırım Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi okul yönetimi, öğrencilere hayvan sevgisini aşılamak için köpek sahiplendi. Okulun maskotu haline gelen köpeğe, öğrenciler 'Sakin' ismini verdi. Öğrencilerin 'Sakin'den vazgeçemediğini söyleyen okul müdürü Ömer Yılmaz, "Sakin okulumuzun bir parçası haline geldi" dedi.

Bursa Yıldırım Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi yönetimi, öğrencilere hayvan sevgisini aşılamak için köpek sahiplenmeye karar verdi. Tokat'ın Turhal ilçesine bağlı Kayacık köyündeki Şehit Haluk Yılmaz İlkokulunun maskotu haline gelen ve gençlik hastalığından ölen "Fındık" isimli köpek, okul yönetimi ve öğrencilerine örnek oldu. Barınaktan yavru bir köpek sahiplenen okul yönetimi, köpek için okulun bahçe kısmında kulübe yaptı. Kısa sürede köpeğe alışan öğrenciler, köpeğe 'Sakin' ismini verdi. Öğrenciler, boş zamanlarında ve ders aralarında top oynadığı Sakin, okulun vazgeçilmez maskotu haline geldi.

Sakin'in, okulun bir parçası haline geldiğini söyleyen  Yıldırım Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Müdürü Ömer Yılmaz, "Okulumuzda çocuklarımıza hayvan sevgisini aşılamak için, barınaktan bir köpek sahiplenmeye karar verdik. Araştırmalarımız sonucunda bir köpeğimiz oldu. Köpeğimiz çok sessiz ve sakin olduğundan dolayı, çocuklarımız ona 'Sakin' ismini verdi. Sakin,  çocuklarımız ile çok güzel vakit geçirip, uyum içerisinde yeni yuvasına alıştı. Okulumuzun bir parçası haline gelmiş oldu. Okulumuz da bir kedimiz vardı, bu kedimizle çocuklar sevgi içerisinde vakit geçiriyordu. Bakanlığımızın da Pergel ismindeki  köpeği de bize örnek oldu, ve bizde Sakine kavuşmuş olduk. Çocuklarımız sürekli coşku içerisinde Sakin ile vakit geçirmekteler" dedi.

"KÖPEK FOBİMİ SAKİN'LE YENDİM"

Köpek fobisini Sakin'le yendiğini söyleyen okulun güvenlik görevlisi Gamze Pelek, "Köpeğimiz yaklaşık bir aydır burada. Ben köpeklerden çok korkardım. Köpek yanımdan geçtiği zaman bile korkuyordum. Bu köpek geldikten sonra sakinliği, sessizliğinden dolayı köpekleri sevmeye başladım. Öğrenciler de kısa sürede köpeğe alıştı. Boş zamanlarında köpekle vakit geçiriyorlar. Hayvan sevgisi olmayan öğrenciler de vardı. Şimdi okulumuzun çoğunluğu köpeği çok seviyor" diye konuştu.  Sakine güzel vakit geçirdiklerini söyleyen 10'uncu sınıf öğrencisi Melis Alkış ise, "İlk gördüğümüzde dışarıdan geldiğini sanmıştık ama öğretmenlerimizin bizim için sahiplendiklerini öğrendik. Canımız sıkıldığında gezdiriyoruz. Köpekten korkardım ama Sakin'den korkmuyorum" ifadelerini kullandı.

Görüntü Dökümü

------------------------

-Köpekten detaylar

-Öğrencilerden detaylar

-Köpeğin kulübesinden detaylar

-Genel detaylar

Haber-Kamera: Semih ŞAHİN/BURSA,

Haber Kodu : 200311011

===============================

5 katlı binanın altından yol geçiyor

SAMSUN'un İlkadım ilçesi Kökçüoğlu Mahallesi'ndeki 5 katlı binanın altından yol geçiyor. 'Çıkmaz sokak' olarak adlandırılan geçit, yayalar tarafından kullanılıyor. Yolun evlerine giderken kendilerine çok kolaylık sağladığını belirten mahalleli Emre Öztürk, "Evimize gidebilmemiz için çok kestirme bir yol" dedi.

Samsun'un İlkadım ilçesi Kökçüoğlu Mahallesi Hisar Sokak'ta yıllar önce imar planında yol görünen araziye vatandaşlar 8 katlı kaçak bina inşa etti. Belediyenin girişimleri sonucu 8 yıl önce bina yıkıldı. Yıkılan binanın arkasında kalan ve altından yol geçen 5 katlı bina da ortaya çıktı. 8 katlı binanın yıkılmasıyla sokaktan yaya geçişi 5 katlı binanın altından yapılmaya başlandı. Apartmanın altından geçen sokak, mahalle sakinlerinin ulaşımını kolaylaştırdı. Altından yol geçen binayı görenler, şaşkınlıklarını gizleyemiyor.

'BİZİM İÇİN KESTİRME YOL'

Yolun evlerine giderken kendilerine çok kolaylık sağladığını ifade eden mahalle sakinlerinden Emre Öztürk, "Yıllardır bu sokaktan geçiyoruz. Çok ilginç bir sokak. Farklı bir yapı, burada oturanlar bu yoldan memnun mu, değil mi bilemiyoruz. Ama bizim evimize gidebilmemiz için çok kestirme bir yol. Zamanında bu şekilde yapılmış ve günümüzde de bu şekilde kullanıyoruz" dedi.

'İLK GÖRDÜĞÜMDE ŞAŞIRMIŞTIM'

Şerif Ay ise "Beş katlı bu binanın altından yol geçiyor. Vatandaşlar buradan gelip geçiyor. Gün içerisinde evleri alt sokakta olan vatandaşlara kestirme bir yol oluyor. 4 yıldır burada yaşıyorum, bu sokak bu şekilde kullanılıyor. İlk gördüğümde şaşırmıştım, burayı nasıl yapmışlar diye düşünüyordum. Bizde gün içerisinde çokça bu yolu kullanıyoruz. Buradan geçenler de şaşırıyorlar, onlar da çözmeye çalışıyorlar" diye konuştu.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

------------------------------

-Sokaktan Drone detayları

-Röporatajlar

-Detaylar

-Sokaktan çeken vatandaşlardan detaylar

-Muhabir Anonsu

Haber-Kamera: Yaprak KOÇER-Hüseyin KALAY/SAMSUN,

Haber Kodu : 200311037

========================================

Köpek merakı evini sattırdı

KARS'ın Arpaçay ilçesinde kasaplık yapan Tarkan Kaya, köpek merakı yüzünden apartmandaki evini satarak, bahçeli bir ev aldı. Evin bahçesine 4 ayrı barınak yapan Kaya, burada ürettiği Kars'ır yerli ırkı olan Anadolu çoban köpek yavrularını 10 ile 20 bin lira arasında meraklılarına satıyor. 

Arpaçay İlçesinde yaşayan evli ve 2 çocuk babası Tarkan Kaya, köpek merak sebebiyle Kars merkezdeki apartman dairesini sattı. Satıştan elde ettiği parayla Arpaçay ilçesinde bahçeli bir ev alan Tarkan Kaya, köpekleri için 4 ayrı barınak yaptı. Başta Kars Anadolu Çoban Köpeği cinsi olmak üzere değişik türde köpek yetiştiren Tarkan Kaya, yem ihtiyacını da kasap dükkanındaki artıkları kullanarak karşılıyor. Evinin bahçesinde yetiştirdiği köpek yavrularını Türkiye'nin dört bir yanından gelen meraklılara satan Kaya, 'Berez' ismini verdiği köpeğiyle yakından ilgileniyor. 

Kars Anadolu Çoban Köpeği cinsi olan 85 kilo ağırlığında ayağa kalktığında 1,5 metreyi geçen boyu olan Berez'e 30 bin lira üzerinde bir değer belirleyen Kaya, "Berez'i çok seviyorum bunu yedirmeden ben asla kendim yemek yemem. Rahat da etmem. İllaa ki bu köpek yiyecek sonra ben yemek yiyeceğim. Cinsi Kafkasa dayanan Kars Anadolu Çoban Köpeğidir. Kafkas ırkı kıllı olur ama bu da Kars'ımızın eski damarlarındandır. Şu anda bunların hatırı için hiçbir yere çıkamıyorum. Buraya gelip gitmem zor oluyordu. Bunlardan ayrı kalamadığım için evimi satıp bunların yanına geldim. Köpeklerimi özlediğim için Arpaçay ilçe merkezinde arsası olan bir ev satın aldım. Buraya da barınaklar yaptım. Böylelikle köpeklerime daha iyi bakabiliyorum" dedi. 

Şu anda 2 erkek 3 dişi toplam 5 adet köpeğinin olduğunu, bunlardan yavru alıp üretim yaptığını ifade eden Tarkan Kaya, "Türkiye'nin birçok yerine yavru gönderiyoruz. Bu köpekler insana asla zarar vermezler. Ama tehlikeli bir durumu da her şekilde sezerler. Bunlar sürü köpeğidir. Koyunculuk, büyükbaş hayvancılık, dağ, bayırda oldukça başarılılar. Özellikle de yabani hayvanlar konusunda güzel bir güvencedirler. Bir çoban olmadığında bile bu köpek tek başına sürüyü korur. Bunlar bizim can yoldaşlarımızdır. Bunlar benim için çok şey ifade ediyor. İki günlük bir yol bile gitsem bu köpek beni asla satmaz ve bu yolda açlıktan öleceğini bilse bile peşimden gelir. Yani benim için çoğu insandan ileridir. Bu köpekler çok sadıktır" diye konuştu.

'BEREZ'İN OĞLU 'RAMO'

Tarkan Kaya, "Berez 25-30 bin TL civarında alıcı buldu. Ama ben bu fiyata satmadım. Yani Berez'in değeri benim için çok farklıdır. Bir araba bile verseler satmam. Berez'in oğlu Ramo'nın değeri ise 10 bin TL'dir. Şu anda yaşı küçük olduğu için kendini tam belli etmiyor. Allah nasip ederse seneye tam bir ağır siklet olacak. Kendim zaten kasap olduğum için bunlara tamamıyla et yediriyorum" dedi. 

'ASİ'NİN YAVRULARI 10 BİN TL'DEN ALICI BULUYOR

Barınakta beslediği Asi isimli köpeğini yıllanmış şaraba benzeten Tarkan Kaya, 8 yaşındaki damızlık köpeğin doğurduğu her yavrunun fiyatının 10 bin liradan başladığını söyledi. 

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

-Tarkan Kaya'nın 'Berez' isimli köpeği tanıtması

-Köpekten detaylar

-'Ramo' isimli köpeği tanıtması

-Yavru köpek

-'Asi' isimli köpeği tanıtması

-Detaylar

Haber-Kamera: Bedir ALTUNOK/ KARS,

Haber Kodu : 200311016

=========================================

Deniz ve çiftlik balığını ayırt etmenin yöntemi

 

MUĞLA'nın Milas ilçesindeki Güllük Körfezi'nde, kuru yük gemisinin çarptığı balık çiftliğinden kaçan 2 milyon balık, gırgır tekneleriyle avlanıyor. Deniz balıklarını tercih edenler, havuz balığının deniz balığından nasıl ayırt edilebileceği konusunda endişeli. Balıkçı Niyazi Çınar ise, denizde yetişen levrek ile çipuranın pullarının kalın olduğunu, bu yöntemle rahatlıkla ayırt edebileceğini söyledi.

Güllük Körfezi'nde 1 Mart Pazartesi günü meydana gelen olayda, Papaz Adası açıklarında seyreden Malta bayraklı 139 metrelik 'Navaho' isimli kuru yük gemisi, kıyıdan 1 deniz mili açıktaki balık havuzlarına çarptı. Ağırlıkları 200 ila 600 gram arasında değişen yaklaşık 2 milyon balık, parçalanan havuzlardan denize kaçtı. Kazada, 3 çipura ve 1 levrek havuzunun zarar gördüğü belirtildi. Sahil Güvenlik ekipleri, geminin kaptanı ve iki yardımcısının ifadesine başvurdu. Kazaya geminin dümeninin kilitlenmesinin yol açtığı ileri sürüldü. Balık üretim firmasının yetkilileri ise zararlarının büyük olduğunu açıkladı. Kafesten kaçan balıkların ise gırgır tekneleriyle avlandığı belirtildi. Bu da akıllara deniz ile çiftlik balığının nasıl ayırt edilebileceği sorusunu getirdi.

Menteşe'deki Halk Pazarı'nda balıkçı Niyazi Çınar, bu konuyla ilgili bilinen bir yöntemi paylaştı. Çınar, "Üretim balıklarının pulları az olur. Deniz balıklarında ise pul fazladır, kalındır ve burunlarının üstünde sarılık yer alır. Rengi daha açıktır. Müşterilerimiz genelde kültür balığını tercih ediyor. Çünkü kilosu 35-40 lira arasında satılıyor. Deniz balığının kilo fiyatı ise 70 liradan başlayıp, 120 liraya kadar çıkıyor. Sağlık açısından ikisinin arasında fark yok. Kültür balığında doğal yem kullanılıyor. Kullanılan yem balıklardan yapılıyor" dedi.

Müşterilerden Gökhan Vural ise, "Balık alırken albenisine dikkat ediyorum. Baktığınız zaman göze hoş gelmesi lazım. Kültür ve deniz balığını ayırt edemiyorum. O kadar profesyonel değilim. Tezgahta gözüme çarpan balıktan satın alıyorum" dedi.

KENTTEKİ BALIĞIN YÜZDE 50'Sİ İHRAÇ EDİLİYOR

Muğla sınırları içerisindeki 93 balık üretim çiftliği tesisinde, ağ kafeslerde yılda 90 bin ton balık yetiştiriliyor. Deniz kültür balıkçılığında Muğla, Türkiye'de üretilen balığın yüzde 60'ını karşılıyor. Ağ kafeslerde ve toprak havuzlarda toplam 95 bin ton çipura-levrek, 19 bin ton alabalık üretimi gerçekleşiyor. Avrupa'da tüketilen her 3 balıktan biri ise Türkiye'den gidiyor. Muğla'da üretilen balığın yüzde 50'si ihraç ediliyor. Deniz kültür balıkçılığı üretiminde Türkiye birincisi olan Muğla'dan geçen yıl 85 ülkeye yaklaşık 65 bin ton çipura, levrek ve alabalık ihraç edilerek, 353 milyon dolar gelir elde edildi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:

-----------------

Balık çiftliklerinden görüntü

Balık çiftliğindeki havuza çarpan geminin görüntüsü

Tezgahtaki balıklardan genel ve detay görüntüler 

Tezgahta çalışanların taze balık diye bağırması

Müşterilerin tezgahtan balık bakması

Müşterilerden Gökhan Vural ile röp.

Balıkçı Niyazi Çınar ile röp.

Haber: Cavit AKGÜN- Kamera: Aykut KURT/ MUĞLA,

Haber Kodu : 200311029

============================

Kızartmalık ile yemeklik patatesin farkı

AFYONKARAHİSAR'ın Sandıklı ilçesinde üretilen patatesler, yurt içi ve yurt dışında ilgi görürken, kızartmalık ve yemeklik olarak iki şekilde üretim yapılıyor. Sandıklı Ziraat Odası Başkanı Fatma Toptaş, "Kızartmalık patatesler nişasta oranı yüksek, su oranı az olan, kabuk rengi sarı ile kırmızı olan patateslerdir. Yemeklik patatesler ise kabuğu ince, sulu, kızartmalık patatese oranla daha küçük boylardaki patateslerdir" dedi.

Türkiye'nin önemli patates üretim merkezi olan Sandıklı ilçe merkez ve köylerinde, her yıl 20 bin dekar alanın üzerinde patates üretimi yapılarak, yaklaşık 150 bin ton civarında rekolte elde ediliyor. Toprak ve iklimi elverişli olan ilçede, hem kızartmalık hem de yemeklik patateslerin üretimi gerçekleşiyor. Kızartmalık patatesler; nişasta oranın yüksekliği, su oranın azlığı ve kabuk renginin daha koyu sarı ve kırmızı olmasıyla bilinirken, yemeklerde kullanılan haşlamalık patates ise kızartmalık patatese göre yapısının küçük, su oranın fazlalığı ve kabuğunun inceliğiyle biliniyor. Sandıklı Ziraat Odası Başkanı Fatma Toptaş, bu anlamda Sandıklı patatesinin markalaştığını, yurt içinde birçok ilde satıldığı gibi yurt dışında da birçok ülkeye gönderildiğini söyledi.

'YEMEKLİK PATATES KABUĞU İNCE, SULU OLUR'

Ülkede patates üretiminde önemli yere sahip olduklarını bildiren Sandıklı Ziraat Odası Başkanı Fatma Toptaş, "İklim ve toprak bakımından uygun olduğu için Türkiye'deki en lezzetli patatesler Sandıklı'da üretilmektedir. Sandıklı patatesi artık marka oldu diyebiliriz. Ülke genelinde birçok ilde ve yurt dışında Sandıklı patateslerimiz satılmaktadır" diye konuştu.

'KIZARTMALIK PATATES BİRAZ İRİDİR'

İlçede aşçılık yapan Tahir Coşkun (42), kızartmalık ve yemeklik patates arasındaki farkı şöyle anlattı:

"Kızartmalık patates biraz iridir. Kabuk olarak da parlaktır. Nişastasından da belli olur. Bir gün öncesinden ıslattığımızda nişastası çıkar bunu kızartmalık olarak kullanırız. Haşlamalık patatesi ıslatmaya gerek yok direkt haşlama yapabiliriz. İki numara diye tabir ettiğimiz patatesin küçük olanı yemeklik haşlamalık olarak geçer. Kabuğu kalın, parlak ve iri patatesler genelde kızartmalık patateslerdir. Üç numaralı diye tabir edilen ve küçük olan patatesler de hamurluk patatestir. Bizim yöresel ekmeğimiz var. Ekşi mayalı köy ekmeği. Bu hamurluk patates genelde bu köy ekmeği üretiminde kullanılır. Bu küçük patates evlerde kuzinelerde de pişirilerek tereyağı ile yenir."

KIZARTMALIK 2-2,5 LİRA, YEMEKLİK 1,5-2 LİRA

İlçede pazarcılık yapan Ahmet Çimen de kızartmalık patatesin de yemeklik patatesin de ilgi gördüğünü belirterek, "Kızartmalık patates 2 lira ile 2 lira 50 kuruş arasında satılmakta. Yemeklik patates ise 1 lira 50 kuruş ile 2 lira arasında tezgahlarda satışa sunulmakta" dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

--------------

Patates söküm makinesi patates sökerken görüntü

Tarlada patates sökümü yapan işçilerin çalışma görüntüsü

Tarlada çuvalda patates görüntüsü

Pazarda patates satışından görüntü

Lokantada patatesler dilimlenirken görüntü

Dilimlenen patatesleri aşçı kızartmak için fritöze yerleştirirken görüntü

Patatesler fritözde kızarırken görüntü

Aşçı Tahir Coşkun patates kızartırken görüntü

RÖP 1: Tahir Coşkun

Fırına haşlanması için etle hazırlanan patates yemeğinin güveçten görüntüsü

Aşçı içinde patates ve et bulunan güveci fırına haşlanması için bırakırken görüntü

Güveçte pişirilen et ve patates yemeği servis öncesi yakın görüntü

Aşçı patates ve et yemeğini servis ederken görüntü

Tabakta yakın görünüm patatesli et yemeği görüntü

RÖP 2: Fatma Toptaş (Sandıklı Ziraat Odası Başkanı)

Pazar tezgahında patates görüntüsü

RÖP 3: Ahmet Çimen (Pazarcı esnafı-patates satıcısı)

Haber-Kamera: Ahmet DAĞLI/SANDIKLI (Afyonkarahisar),

Haber Kodu : 200311012

============================

Çekirdeksiz mandalina 'Ertuğrul Bey' 

AROMASI ve kokusuyla çok beğenilen, Bodrum mandalinası olarak da bilinen yerli mandalina, Antalya'da 10 yılı aşkın ıslah çalışmalarıyla çekirdeksiz olarak üretildi. Çekirdek sayısı bazı meyvelerde sıfır, bazılarında 1'e indirilen yeni mandalinaya, 'Ertuğrul Bey' adı verildi.

Tarım ve Orman Bakanlığı'na bağlı, Antalya'da 1934 yılında kurulan ve başta portakal, limon, mandalina, greyfurt gibi narenciye ürünlerinin Akdeniz sahil şeridine adaptasyonu üzerine çalışmalar yapılan Batı Akdeniz Tarımsal Araştırmalar Enstitüsü Merkezi'nde (BATEM), yeni bir çekirdeksiz mandalina türü ıslah edildi. BATEM uzmanları, Bodrum mandalinası olarak bilinen yerli ve çok çekirdekli mandalinayı, 10 yılı aşan ıslah çalışmaları sonunda en fazla bir çekirdek veya çekirdeksiz üretmeyi başardı.

YILLIK 700 TON NARENCİYE ÜRETİMİ

Portakal, limon, mandalina gibi turunçgilleri ilk kez Türkiye'ye getirip adaptasyonunu sağlayan, birçok çeşidi de tescil ettiren kurum olduklarını belirten BATEM Müdürü Abdullah Ünlü, "Yıllık 700 tona yakın narenciye üretimi, 25-30 bin civarında fidan üretimimiz mevcut. Narenciye bizim gen kaynağımız değil ama yurt dışından getirilerek Antalya ve Akdeniz sahil şeridinde adaptasyonu ve ülkeye katkı sağlanmış. Son yıllarda iklim değişikliğinden dolayı tropik, subtropik meyveler üzerinde de çalışıyoruz ama asli işimiz olan narenciyeyi asla bırakmıyoruz. Ülkemize yeni çeşitler geliştirmeye devam ediyoruz" diye konuştu.

EN BÜYÜK HANDİKAP ÇOK ÇEKİRDEKLİ OLMASI

İnce kabuklu, kolay soyulabilen, güzel tat ve kokuya sahip 'Bodrum mandalinası' olarak bilinen yerli mandalinanın en büyük handikabının çok çekirdekli olması olduğunu, bundan dolayı pazardaki değerinin düştüğünü anlatan Ünlü, "Uzun yıllardır yaptığımız ıslah çalışmaları sonucunda, bir mandalinada 18-20 adet olan çekirdeği bazı meyvelerde sıfır, bazı meyvelerde 1 çekirdeğe düşürdük. Meyve başına ortalama 0,80-1,00 adet çekirdek sayısına düşürdük. 27 Şubat tarihinde Bakanlık Tescil Komisyonundan bunun tescilini aldık" dedi.

ISLAH ÇALIŞMALARI 10 YILI AŞTI

Bodrum adıyla ünlenen bu mandalinanın aslında Antalya ve Akdeniz kıyılarında yerli mandalina olarak bilindiğini belirten Ünlü, "Bodrum tarafında tat, koku, aroması bakımından çok tutulduğu için piyasada Bodrum mandalinası olarak adlandırılıyor. Islah çalışmalarımız 10 yılı aşkın sürdü. Ciddi bir çalışma sürecinde çekirdeksiz mandalina elde ettik ve bundan sonra fidan üretimine başlanacak. Talep eden üreticilerimize fidanları bu yıl sonbahardan itibaren dağıtarak üretimini yaygınlaştırmayı düşünüyoruz. Meyve hasadı ise aralık-ocak aylarında yapılabiliyor" diye konuştu.

İSMİ 'ERTUĞRUL BEY'

Çekirdeksiz Bodrum mandalinasına 'Ertuğrul Bey' adını verdiklerini söyleyen Abdullah Ünlü, "Bodrum mandalinası Türklere özgü, Türk mandalinası olarak da biliniyor. Ertuğrul ismi ise Osmanlı'nın kuruluşundan beri gelen, bizim için manidar bir isim. Ayrıca BATEM'de ıslah çalışmalarımızı yapan ekibimizin başındaki isim de Dr. Ertuğrul Turgutoğlu. İkisini bağdaştırarak ismini 'Ertuğrul Bey' koymayı uygun gördük. Talep olduğu sürece üreticilerimiz için fidan üretimini çok hızlı yapabiliriz, ülkemize ve Türk çiftçisine hayırlı, uğurlu olmasını diliyorum" dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

--------------

Abdullah Ünlü ile röportaj

Mandalina detay görüntüler

Bahçenin detay görüntüsü

  

HABER: Mehmet ÇINAR- KAMERA: Emrah GÜL/ANTALYA,

Haber Kodu : 200311013

==============================

Fazla kilolarından kurtulunca hayatı değişti

Antalya'da 117 kiloya ulaşan ve çok sevdiği mesleği mağaza görsel tasarım işini uzun süre ayakta duramadığı için yapamaz hale gelen Gizem Gedik, tüp mide ameliyatı olarak 3 yılda 55 kilo verdi. 62 kiloya inen Gedik, ameliyat olduğu hastanede tıbbi sekreter olarak işe başlayıp yeni bir hayata adım attı.

Antalya'da yaşayan 28 yaşındaki Gizem Gedik'e aşırı kiloları nedeniyle obezite tanısı konuldu. 117 kiloyla çok sevdiği mesleği mağaza görsel tasarım işini uzun süre ayakta duramadığı için yapamaz hale gelen Gedik, tüp mide ameliyatı olmaya karar verdi. 2017 yılında ameliyat olan ve 3 yılda 48 bedenden 36 bedene, 117 kilodan da 62 kiloya gerileyen Gedik, ameliyatını yapan Prof. Dr. Mehmet Tahir Oruç'un yanında tıbbi sekreter olarak işe başladı.

Çocukken kilolu olmadığını ancak iş hayatına başlayınca düzensiz beslenme nedeniyle kilo aldığını kaydeden Gedik, 11 saat çalıştıktan sonra yemek yiyip uyuduğunu söyledi. Morbit obez sınırına geldiğini fark ettiğinde ameliyat olmak için bir türlü cesaret edemediğini belirten Gedik, "Ameliyat olduktan 1 ay sonra yaklaşık 22 kilo verdim. 10 ayda da 55 kilonun tamamını verdim. Çalışırken fazladan 55 kilo ile çalışıyordum. Kilolu bir insan azıcık bir porsiyon yemek yese bile çevreden rahatsız edici bakışlar olur. Bu duyguyu çok yakından tanıyorum" dedi.

Kilolarından kurtulan genç kadın hayatının değiştiği hastaneden iş teklifi de aldı. Ameliyatı yapan Medicalpark Antalya Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Tahir Oruç'un bir sekreter ihtiyacının olduğunu söylemesi üzerine kendisiyle birlikte çalışmayı kabul eden Gedik, yaklaşık 1 yıldır hayatını değiştiren Prof. Oruç'un yanında mesai yapıyor.

İş teklifiyle çok mutlu olduğunu da anlatan Gedik, "Doktorum, 'Hastaları senin kadar iyi anlayabilen birini bulamam birlikte çalışalım' dedi. Birlikte çalışıyoruz. Şimdilerde her şey çok iyi ilerliyor. Yediklerime dikkat ederek kilo almadan formumu koruyorum" diye konuştu.

Gedik, eski kıyafetlerini görmek istemediği için terzi olan annesi tarafından daraltıldığını da sözlerine ekledi.

Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Tahir Oruç, "Gizem'i bazı testlerden geçirip ameliyatına karar verdik. Vücut kitle indeksi 41'di bize başvurduğunda. Tüp mide ameliyatı uyguladık ve 3 yıl sonra fazla kilolarının tamamına yakınını vermiş durumda ve çok mutlu. Birlikte çalışıyoruz" dedi. 

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:

--------------

Ameliyat öncesi ve sonrası resimler

Ameliyattan kısa görüntü

Doktor ve sekreterinin görüntüsü

RÖP 1: Prof. Dr. Mehmet Tahir Oruç

RÖH 2: Gizem Gedik

Detaylar

HABER: Alparslan ÇINAR -KAMERA: Mehmet KILIÇASLAN/ANTALYA,

Haber Kodu : 200311010

=============================

Yarım asırlık nalbant son çivilerini çakıyor

ISPARTA'da 50 yıllık nalbant ustası Ali Akdağ (70) mesleğinin son temsilcilerinden. Dedesi ve babasından öğrendiği mesleğini yarım asırdır sürdüren Ali Akdağ, günümüzde nalbantlık mesleğinin de cazibesini yitirdiğini ve yeni ustalar yetişmediğini söyledi.

Motorlu taşıtlar bu kadar revaçta değilken yük taşımacılığında kullanılan binek hayvanları at, eşek ve katırların ayaklarına çakılan nalları yapan, onları takan ve tırnaklarını kesen nalbantlar artık birer birer yok oluyor. Isparta'da dedesi ve babasından mesleği öğrenen 50 yıllık nalbant ustası Ali Akdağ bu mesleğin son temsilcilerinden. 

RANDEVU İLE KÖYLERE GİDİYOR

Yıllar önce Isparta il merkezinde bulunan Kaymakkapı Meydanı'nda küçük bir iş yeri önünde köylerden gelen hayvanları nallayan Ali Akdağ, bu alanın Üretici Pazarı olması nedeniyle artık çalışamaz duruma geldi. Durum böyle olunca artık hayvanları bulundukları yerde, yani köylerde nallamaya gitmeye başladı. Ali Akdağ, "Köylerden gelenler hala aynı yerdeki iş yerime uğrar ve 'nallanacak hayvanlar var' diye söylerler. Ben de 'şu gün geleyim' derim ve onlar köyde tellala (anons) verirler. Ben o gün giderim herkes köy meydanına atını, eşeğini getirir, bitinceye kadar nallarız" dedi.

'BU İŞİ YAPMAK İÇİN SEVMEK LAZIM'

Dedesi ve babasının da nalbant olduğunu, onlara yardım ederken, bu işi öğrendiğini ve sevdiğini belirten nalbant Ali Akdağ, "Bu işi artık yapan kalmadı. Kimse yetişmedi. Nedenine gelince hayvan teper diye korkmaları. Bu işi yapacaksan atı, eşeği seveceksin, korkmayacaksın. Az önce gördünüz at nasıl huysuzdu. Her hayvanın huyuna göre davranacaksın. Değilse bu işi yapamazsın" diye konuştu.

'ÖNCE ESKİ NAL SÖKÜLÜR, SONRA TIRNAKLAR KESİLİR'

İşinin erbabı olan ve yanında kendisine yardımcı olan işçisiyle nallanacak hayvanı sıkıca bir direğe bağlayan Ali usta, atın hayvanın nallanacak ayağını yardımcı vasıtası ile dizinden kıldan bükülmüş iple kıvırıp, önce kerpetenle eski nalın çivilerini söküyor. "Nal söküldükten sonra 'suntıraş' dediğimiz bıçakla tırnaklarını keseriz. Hayvanların da insan gibi tırnakları uzar. Temizlik bittikten sonra yeni nalı yerine çiviler sonra da törpüleyip, işlemi tamamlarız" diyerek yaptığı işi tarif eden Ali Akdağ, huysuzluk eden hayvanları da 'yavaşık' denilen aleti burunlarına takarak uslandırdıklarını belirtti. Binek hayvanlarının giderek azaldığı günümüzde nalbantlık mesleğinin de cazibesini yitirdiğini ve yeni ustalar yetişmediğini aktaran Ali Akdağ, son çivileri kendisinin çaktığını bundan sonra ise ne olacağını kestiremediğini söyledi.

AT 80, EŞEK 50 TL'YE NALLANIYOR

Isparta merkeze bağlı Direkli köyüne giderek 4 at ve 1 eşek nalladıktan sonra alet edevatını toplayan Ali Akdağ, o günkü mesaisini 290 lira yevmiye ile tamamlamış oldu. At ve eşeklerin nalları ayak yapılarına göre nalbant tarafından demirden dövülerek yapılıyor. Nallara özgü çiviler de kendi imalatları olarak üretiliyor. Bir nal düşmediği takdirde 1 yıl boyunca eskimiyor. Hayvanların tırnakları da insanlar gibi uzadığı için bir süre sonra nal küçük gelmeye ve hayvanın ayağını acıtmaya başlıyor. Yürümekte zorlanan hayvanın nallarının değişmesi gerektiğini anlayan sahibi de onu nalbandın hünerli ellerine teslim ediyor. Nalbant 4 nal değişimi karşılığında at sahibinden 80 lira tahsil ederken, eşek sahibinden 50 lira bedel alıyor.

'KÖYLERDE HAYVAN AZALDI'

Direkli köyünde yaşayan Osman Servi, köylerde eskisi kadar at ve merkep kalmadığını, kalanların ise köye gelen nalbant tarafından nallandığını belirterek, "Bundan 50 sene evvel köyden şehre hep atlarla eşeklerle giderdik. O zaman Otel Isparta'nın arkasındaki nalbanda işimizi gördürürdük. Şimdi orası çarşı Pazar oldu şehir değişti. O yüzden buralara gelir köyde hayvanları nallar gider. İnsanların nasıl ayakkabısı eskir, yenisini alır, giyerse bunların da nalları eskiyince değiştirmek gerekiyor. Köyümüzde eskiden her evde bir binek hayvanı vardı. Köyümüz kırsal bir arazi olduğu için ihtiyaç vardı. Fakat şimdi yüzde 50 azaldı artık eskisi gibi kalmadı" diye konuştu.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

--------------

Nalbandın nal çakma görüntüleri

Hayvanlarını nallatacak hayvan sahiplerinden genel görüntü

Osman Servi (köy halkından) röportaj

Nalbant Ali Akdağ röportaj

Köyden genel görünüm 

HABER -KAMERA: Nurettin ARKAN/ISPARTA,

Haber Kodu : 200311015

==================================

Çıraklık okulu öğrencilerinden otizmli çocuklara destek

ADAPAZARI Mesleki Eğitim Merkezi'nde eğitim gören 20 öğrenci, Sakarya Ticaret Borsası Özel Eğitim Merkezi'nde eğitim gören otizmli öğrencilerin okuluna giderek saçlarını kesip örgü yaptı. 

Adapazarı Mesleki Eğitim Merkezi, 27 alan, 149 dalda yaklaşık 600 öğrenciye eğitim veriyor. Kuaförlük alanında eğitim gören 20 öğrenci, Adapazarı Abalı Mahallesi'nde bulunan Sakarya Ticaret Borsası Özel Eğitim Merkezi'ndeki 67 otizmli öğrencinin yanına giderek saçlarını kesti ve örgü yaptı. Otizmli çocukların mutluluğu gözlerinden okundu. 

Adapazarı Mesleki Eğitim Merkezi Müdürü Necmi Gökyokuş, "Adapazarı Mesleki Eğitim Merkezi olarak 27 alan 149 dalda mesleki eğitim vermektedir. Kurumumuza 8'inci sınıfı bitiren öğrencilerimizi kabul etmekteyiz. Burada, 9'uncu sınıftan itibaren öğrencilerimiz istedikleri alanı seçiyorlar ve bu alanda eğitim almaları için kesinlikle o alanla ilgili bir işte çalışmaları gerekiyor. Okulumuzda öğrenci olma şartı bu. 9-10 ve 11'inci sınıfa kadar kalfalık eğitimi alarak kalfalık belgesi alabilen öğrencilerimiz, 12'nci sınıfta ustalık eğitimi alıyor ve sınavları başarıyla geçmesi durumunda ustalık belgesi alarak mezun oluyorlar.ö dedi. 

Otizmli 67 öğrenciye hizmet veren ve öğrenciler dışında öğrenci velileri içinde oluşturulan dersliklerle aileleri otizm konusunda bilinçlendiren Sakarya Ticaret Borsası Özel Eğitim Merkezi Müdürü Murat Bulgan, "Okulumuzda 67 otizmli öğrenci bulunmakta ve öğrencilerimize eğitim verdiğimiz 17 sınıfta 2 öğretmenimiz 4 öğrencimizle ilgileniyor. Aynı zamanda biz burada öğrencilerimiz velilerine de hizmet vermekteyiz. Halk Eğitim Merkezleri aracılığıyla açtığımız kurslarda onların eğitimlerini sağlamaktayız.ö diye konuştu. 

Otizmli öğrencileri tıraş eden Onur Çakır, "Otizmli kardeşlerimiz için buradayız, onları tıraş ediyoruz ve onlar için bir şeyler yapmak adına uğraşıyoruzö dedi. Kızların saçlarına örgü yapan Ebru Elaydın ise, "Hem kendilerini daha iyi hissetmeleri hem de onlara olan ilgimizi daha iyi anlamaları için buradayız.ö diye konuştu. 

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:  

Adapazarı Mesleki Eğitim Merkezi detay 

Derslikler detay 

Necmi Gökyokuş röp. 

Otizmli öğrencilerin tıraş edilmesi 

Otizmli Öğrencilerin saçlarının örülmesi 

Derslikler detay 

Murat Bulgan röp. 

Onur Çakır röp. 

Ebru Elaydın röp. 

HABER-KAMERA: Ramiz Kaan OKTAR/ADAPAZARI(Sakarya),  

Haber Kodu : 20031102

===========================

Depremin denizdeki izi dev vinç ile yıkılıyor

İZMİT'te, 17 Ağustos 1999 depreminde kara bağlantısı yıkılan ve o günden bu yana atıl durumda olan iskele, 4 bin 586 groston ağırlığındaki ve 100 metre yüksekliğindeki dev deniz vinci ile yıkılıyor.

Seka Kağıt Fabrikası'nın çalıştığı yıllarda fabrikaya hizmet veren ve 17 Ağustos 1999 depreminde kara ile bağlantı kısmı yıkılan beton iskele, yıllardır İzmit Seka Park sahilinde atıl durumda bulunuyor. Türkiye'nin en büyük endüstriyel dönüşüm projesi olan Seka Park sahilinde 20 yıldan uzun süredir atıl durumda bulunan iskele, bölgeyi kullanan deniz uçağı ve küçük deniz araçları için tehlike oluşturuyor. Zaman içerisinde oluşan erozyon ve paslanmanın etkisiyle kendiliğinden yıkılma riski oluşan iskelenin yıkımına başlandı. İskelenin üzerinde bulunan iş makineleri iskeleyi yıkarken, beton parçaları ise vinçle alınıyor.

DENİZ TİPİ ÖZEL VİNÇ GETİRİLDİ

Kocaeli Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılan ihale sonrasında iskelenin yıkımı için 4 bin 586 groston ağırlığında ve 100 metre yüksekliğinde deniz tipi özel vinç getirildi. Yıkım için getirilen ve 680 ton ağırlık kaldırabilen deniz tipi yüzer vinç, aynı zamanda seyir halindeyken gövdesi üzerinde 700 tona kadar ağırlık taşıyabiliyor. Onlarca işçinin çalıştığı iskelede yıkımının yaklaşık 1 ayda tamamlanması bekleniyor.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:

------------------------------ 

İskele yıkımından drone görüntüleri 

Anons 

Yıkımdan aktüel görüntüler 

Detay 

HABER: Dinçer AKBİR-KAMERA: Alişan KOYUNCU/İZMİT(Kocaeli),

Haber Kodu : 200311025

=============================

ANTALYA Koronavirüs maskeleri yok sattı, numune bile kalmadı (TEKRAR)

 

AKDENİZ Medikalciler Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Ufuk Soy, koronavirüs nedeniyle maskelerin yok sattığını, ellerinde numunelik dahi kalmadığını söyledi.

Çin'in Vuhan kentinde ortaya çıkan ve 3 binin üzerinde insanın ölümüne neden olan koronavirüs dünyaya yayılmaya ve can almaya devam ediyor. Virüs nedeniyle yaşamını yitiren ve etkilenenlerin sayısı her geçen gün artıyor. Salgın nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı günden güne artarken uzmanlar, virüsten korunmanın en etkili yolunun filtre özellikli maske takılması, olabildiğince kalabalık ortamlardan uzak durulması ve el temizliğine dikkat edilmesi olduğunu söylüyor. Bu uyarılar üzerine de maske satışları günden günde artıyor. Virüsün ortaya çıkmasının ardından Çin, üretip ihraç ettiği maskeleri ithal etmeye başladı.

Dünyanın birçok ülkesinden yaz- kış her mevsim sağlık, spor ve tatil için gelen yerli ve yabancı turistleri ağırlayan turizm kenti Antalya'da da maskelere yoğun ilgi var. Medikal malzemelerin yanı sıra maske satışı da yapan firmalar bir anda gelen yoğun talep karşısında ellerindeki maskeleri satıp, tedarikçiden sipariş vermeye başladı. Özellikle İstanbul'da bulunan üretici ve tedarikçilerin direkt olarak Avrupa ve Çin'e maske gönderdiği için iç piyasanın talebini dikkate almadığı öne sürüldü. Ellerinde numunelik bulundurdukları maskeleri dahi 2-3 katına müşterilere sattıklarını hatta bazı medikal firmalarının hastanelerden ürün alıp piyasaya sattığı ortaya çıktı.

'ÖNCEDEN 10 TL OLAN PAKET, ŞİMDİ 70 TL, BUNA RAĞMEN SATILIYOR'

Karbon filtre özelliği bulunan ve diğer cerrahi maskelere göre daha iyi koruyan maskelerin fiyatlarının çok fahiş olmasına rağmen ellerinde kalmadığını söyleyen 16 yıldır medikal malzeme satışı yapan Ahmet Türken, "Elimizde hiç maskemiz yok. Ayrıca aradığımız firmalara sipariş vermek istiyoruz, ama satış yapmadıklarını söylüyorlar. Gelen müşterilere 'yok' diyoruz. 2 haftadır tamamen bitti. Birkaç kere geldi, onları da önceden parasını verip ayırtanlara sattık. Önceden paketi 10 TL'ydi, şimdi 70 TL oldu. Filtreli olanların tanesi de 150- 350 TL arasında satılıyor" dedi.

'2- 3 KATLI MASKE KALMADI'

Medikal ürün satışı yapan Yusuf Cengiz, toptancısında dahi maske kalmadığını belirterek, "2 katlı ve 3 katlı maskeler elimizde kalmadı. Toptancılarımızda da yok. Filtresiz düz maskeler kaldı, onları da çoğunlukla almıyorlar. 30- 45- 60 TL arasında değişiyor fiyatlar. Fiyatlar iki katına çıktı. Bazı tedarikçiler tanesine 2 TL istiyorlar 50'lik kutuyu 100 TL'ye alacağım da kaça satacağım. O yüzden o da alınmıyor" diye konuştu.

'MÜŞTERİLER KIZIYOR'

Yılmaz Kalkan ise ellerinde maske kalmadığı için gelen müşterilerin 'yok' sözünü duyunca kendilerine kızdığını belirterek, "Müşteriler 'biz nasıl korunacağız?' diyerek kızıyorlar. Elimizdeki ürünleri sattık. Biz bile alamayınca nasıl satacağız. Eskiden 50'li olan paketler artık 3-5'li olarak satılıyor" dedi.

'50'Lİ PAKET 10 TL'YE SATILIRDI, ŞİMDİ 1 MASKE 3 TL'

Akdeniz Medikalciler Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Ufuk Soy, durum değerlendirmesi yaptı. Sektörde 3 katlı bez maskelerin kalmadığını belirten Soy, "Zaten bütün üretimler yurt dışı firmalar tarafından sözleşmeyle kapatılmış durumda. İran'dan Çin'den gelip üreticilerin fabrikalarında yatan insanlar var. Akşama kadar ne üretiliyorsa alıp gönderiyorlar. İhtiyaçları karşılama konusunda kimsenin gücü kalmadı. Önceden 50'li paketi 10 TL'ye satılırdı şimdi adedi 3 TL. Hatta medikalciler birbirlerine 'birkaç kutu varsa alıp eve götürelim bize de lazım olacak' diyorlar Antalya'da şu anda bu maskelerden bulmak zor" diye konuştu.

ARŞİV GÖRÜNTÜLERLE

Alparslan ÇINAR- Tolga YILDIRIM/ANTALYA,

Haber Kodu : 200311036

================================


Kaynak: DHA

Haberler››Güncel››İNTERNET VE SOSYAL MEDYADA ÖNE ÇIKAN YURT HABERLERİ - Haberler