İNTERNET VE SOSYAL MEDYADA ÖNE ÇIKAN YURT HABERLERİ

Hendek'te havai fişek fabrikasında patlama SAKARYA'nın Hendek ilçesinde, havai fişek fabrikasında patlama meydana geldi.

İNTERNET VE SOSYAL MEDYADA ÖNE ÇIKAN YURT HABERLERİ
03.07.2020 15:48 | Son Güncelleme: 04.07.2020 00:11

Hendek'te havai fişek fabrikasında patlama 

 

SAKARYA'nın Hendek ilçesinde, havai fişek fabrikasında patlama meydana geldi. Kentin her yerinden duyulan patlamayla birlikte havai fişekler gökyüzünde ardı ardına patladı. Patlamayla birlikte çıkan yangına itfaiye ekipleri müdahale ederken, yaralanan 10 kişi ambulanslarla hastanelere kaldırıldı.

Hendek ilçesi Yukarı Çalıca mevkiinde bulunan havai fişek fabrikasında, saat 11.30 sıralarında büyük bir gürültüyle patlama meydana geldi. Sakarya'nın yanı sıra komşu il Düzce'den de duyulan patlamayla birlikte gökyüzüne dumanlar yükseldi. Havai fişekler, gökyüzünde ardı ardına patlamaya başladı. Patlamanın şiddetiyle fabrikanın yakınında bulunan bazı binaların camları kırıldı. Çevrede bulunan evlerde yaşayanlar büyük korku yaşadı.

Bölgeye çok sayıda itfaiye ekibi ve ambulans sevk edildi. Bölgede önlem alan güvenlik güçleri, çevredekileri uzaklaştırdı. İtfaiye ekiplerinin müdahalesi sırasında da fabrikada havai fişekler patlamaya devam etti. Patlamanın etkisiyle fabrika binalarının kapılarının ve çatılarının uçtuğu görüldü. Sağlık ekipleri, patlamada yaralanan 10 kişiyi çevre hastanelere kaldırdı.

İtfaiyenin yangına müdahalesi sürerken, bölgeye Düzce ve Kocaeli'den de takviye ekiplerin sevk edildiği bildirildi. 

3 BAKAN KENTE GELİYOR

Bu arada, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın talimatıyla İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk'un patlamanın ardından bölgeye hareket ettiği bildirildi. 

GÖRÜNTÜ GEÇİLİYOR 

Sakarya),

=========================

Albino piton yavrusu, Antalya Akvaryum'un maskotu oldu

BİNLERCE balık ve sürüngenin bulunduğu Antalya Akvaryum'da dünyaya gelen 50 piton yavrusundan 'Albino Burma Piton' yavrusu, ziyaretçilerin ilgisini çekiyor. Boyu henüz 35 santimetre olan albino burma piton yavrusu, hareketliliğiyle de dikkati çekiyor.

Koronavirüs nedeniyle ziyarete kapatılan binlerce balık ve sürüngenin bulunduğu Antalya Akvaryum bünyesindeki WildPark, yeni normalleşme süreciyle birlikte yeniden açıldı. Wildpark'ta bulunan 100'ün üzerinde sürüngen, camdan teraryumlarda yaşamlarını sürdürüyor. Dünyanın dört bir yanından getirilen tropik canlıların yaşadığı merkezde geçen aylarda doğum yapan dişi burma piton, 50 yavru dünyaya getirdi.

Yavrular arasında yer alan albino piton, merkezin maskotu oldu. Yavrunun boyunun 35 santimetre olduğunu söyleyen sorumlu veteriner hekim Kadir Yatan, babasının boyunun 6 metre, ağırlığının ise 120 kilogram olduğunu kaydetti. Albino yavruyu diğerlerinden ayıran özelliğin kanındaki bir hücre olduğunu aktaran Yatan, "Albino canlıların rengi, kandaki bir hücreden dolayı daha beyazdır. Bu yavrunun anne ve babasını 6 yıl önce Almanya'dan getirmiştik. Geldiklerinde bu yavru boylarındaydılar. Bu tür pitonları diğer tür yılanlardan ayıran en önemli özelliği koku ve his duyularının oldukça gelişmiş olması. Burun ve çene altındaki sensörleri onları ayrıcalıklı kılar" diye konuştu.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

-------------------------------

-Yavru piton yılan detay

-Yavru piton yılanın ele alınması detay

-Veteriner hekim Kadir Yatan röp1

-Genel detaylar

HABER: İbrahim LALELİ - KAMERA: Adem AKALAN/ANTALYA,

==========================

Caretta carettalar için kamu spotu

ÇEVRE ve Şehircilik Bakanlığı, Türkiye'nin Akdeniz kıyılarında görülen 'caretta caretta' ve 'chelonia mydas' türü deniz kaplumbağalarının korunması ve toplumsal bilincin artırılması için kamu spotu hazırladı. Tanıtım filminde, erişkin kaplumbağaların yumurta bırakmasından, yavruların yumurtadan çıkıp denize ulaştığı anlara kadarki aşamalar ve tehditler anlatılıyor.

Türkiye'nin Akdeniz kıyılarında iki türü görülen deniz kaplumbağaları 'caretta caretta' ve 'chelonia mydas (yeşil deniz kaplumbağası)', Dünya Doğayı Koruma Birliği'nin (IUCN) kırmızı listesinde bulunuyor. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, deniz kaplumbağalarının korunması ve toplumsal bilincin artırılması için sualtı görüntü yönetmeni Tahsin Ceylan tarafından çekilen görüntülerle kamu spotu hazırladı.

YUVAYA 100 YUMURTA BIRAKIYOR

Deniz kaplumbağasının yıllar sonra doğduğu sahile, neslinin devamını sağlayacak yumurtaları bırakmak için geri geldiği belirtilen filmde, yaşamının neredeyse tamamını suda geçiren bu dev cüsseli canlı için karada yaşamın hayli zor olduğu belirtiliyor. Güvenli bir nokta bulduktan sonra arka yüzgeçlerini kullanarak 50-80 cm derinliğinde çukur açtığı ve pinpon topunu andıran yaklaşık 100 yumurtayı büyük bir sabırla bu çukura bıraktığı anlatılıyor.

YAVRULAR DENİZDE 24 SAAT ARALIKSIZ YÜZÜYOR

Birkaç ay sonra kumların üzerinde görülen minik kıpırtıların doğada yeni yaşamların müjdecisi olduğu belirtilen filmde, yavruların karada yırtıcıları atlatıp denize ulaşmalarının ardından, 24 saat aralıksız yüzmeleri gerektiği belirtiliyor. Eşeysel (cinsel) olgunluğa ulaşan dişilerin aynı sahile gelip yumurta bırakacakları, erkeklerin ise bir daha karaya ayak basmayacakları da anlatılan filmde, bu türlerin neslinin tehlike altında olmasının nedeninin insan kaynaklı baskılar olduğuna da dikkat çekiliyor.

110 MİLYON YILDIR VARLIĞINI SÜRDÜRÜYOR

110 milyon yıldır bu gezegende varlığını sürdüren deniz kaplumbağalarının yaşama uğraşına duyulacak saygının, sürdürülebilir dünya için verilen sözün aslında ta kendisi olduğu da vurgulanan filmde, "Deniz ekosisteminin önemli bir tamamlayıcısı olan bu canlıları korumak için söz veriyoruz. Farklı sebeplerle hızla yok olan deniz kaplumbağalarını korumak için bu farkındalığı yaymaya sen de var mısın?" çağrısı yapıldı.

DOĞADA BELGESELCİLİĞİN ÖRNEĞİ

Sahil ve sualtındaki çekimlerini yaptığı filmin, yaklaşık bir yıllık bir çalışmanın eseri olduğunu belirten Tahsin Ceylan, "Yumurta bırakma anları, yumurtadan yavruların çıkması, yavruların denize ulaşırken yaşadığı güçlükleri takip etmeniz gerekiyor. Doğada belgeselciliğin en zor aşamalarından biridir. Hatta yumurta bırakma anını görüntülerken dikenlerin üzerine uzandığımı çok net olarak hatırlıyorum. Her tarafıma diken batmıştı" dedi.

ÜLKEMİZDE GÖRÜLEN İKİ TÜR DE TEHLİKEDE

Ülkemiz denizlerinde görülen her iki türün neslinin tehlike altında olduğunu ve IUCN'in kırmızı listesinde olduğuna dikkat çeken Ceylan, "Ülkemizde son yıllarda korunması konusundaki çalışmalar artmış durumda. Ancak toplumsal bilinci de artırmamız gerekiyor. Zira her deniz kaplumbağasının başına bir yetkili dikmeniz söz konusu değil. Doğayla bütünleşik yaşayan bir tür. İnsanoğlu doğanın predatörü değil de bir parçası olduğunu hissederse, onların yaşamına saygı duyarsa birlikte yaşamalarına katkı sağlamış olur" diye konuştu.

NESİLLERİ NEDEN TEHLİKEDE?

Nesillerin tehlikeye girmesinin iki önemli nedeni olduğuna işaret eden Ceylan, "Birincisi deniz kaplumbağaları dünyadaki birçok tür gibi dünyanın manyetik yüzeyini algılayabilme yetisine sahipler. Dişi bireyler yuvadan çıktıktan 15 yıl sonra, eşeysel yoğunluğa ulaştıklarında aynı yere gelip yumurta bırakmak isterler. Çıktıkları sahili, kumsalı o şekilde bulamadıkları zaman yumurta bırakmazlar. Bu da tabi türün neslini azaltan faktörlerden biri" dedi.

HAYALET AĞLARA TAKILIP BOĞULUYORLAR

İkinci nedenin balıkçılık faaliyetleri sonucu oluştuğunu belirten Ceylan, şunları söyledi:  

"Özellikle hayalet ağlar çok büyük pay sahibi. Deniz kaplumbağaları denizde beslenir, beslenme döneminde hareket halinde olduklarından her 15 dakikada bir çıkıp nefes alma ihtiyacı duyarlar. Tabi ki bir yere takılıp da çıkamadığı zaman, ki o dönemde çok daha fazla efor harcar ve kısa sürede boğularak yaşamlarını kaybeder."

TEKNECİLERE PERVANE UYARISI

Hızlı tekne kullananlara pervane çarpması nedeniyle ölümler oluşabileceği uyarısında bulunan Ceylan, "Bu filmdeki amacımız toplumsal bilinç oluşturmak. Denizlerimize kullanılmayan ağlar bırakmamak gerekiyor, ki oldukça yaygın bu hayalet ağlar. Deniz kaplumbağaları 110 milyon yıldır bu yaşamda varlar. Bizim bu canlının yaşamına katkı sağlayarak diğer nesillere aktarılmasının sorumluluğunu taşımamız gerektiğine inanıyorum" dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

------------------

Tanıtım filminden görüntüler

Tahsin Ceylan röportaj

HABER -KAMERA: Mehmet ÇINAR/ANTALYA,

======================================

Antalya'nın doğal güzelliği Kırkgöz'de çöp kirliliği

 

ANTALYA'nın önemli su kaynaklarından Döşemealtı ilçesindeki Kırkgöz Gölü'nün yüzeyi çöplerle kaplandı. Kirlilik, ziyaretçilerin tepkisini çekiyor.

Kırkgöz Gölü gerek doğal güzelliği, gerek içinden geçtiği Döşemealtı ilçesinin tarımına hayat vermesi bakımından büyük öneme sahip. Bunun yanı sıra Antalya Kepez Elektrik Santrali'nde enerji üretiminin can damarı ve kentin önemli bir su kaynağı olması yönüyle de dikkati çekiyor. Su kaynağı, aynı zamanda ilçede yaşayanların önemli bir piknik alanı olmasıyla beraber, yazın kavurucu sıcaklarında serinlemek için sığınılan bir liman.

NİLÜFERLERİN YERİNİ ÇÖP YIĞINLARI ALDI

Geçmişte yüzeyindeki nilüferlerin görsel şöleni ile çevreye güzellik saçan Kırkgöz Gölü, bugünlerde nilüferleri bile yok eden çöp yığınlarıyla kaplanmış durumda. Göl eski güzelliğinden uzak kötü bir görüntü sergilerken, serinlemek için suya girenler de sağlık açısından büyük tehditle karşı karşıya. Piknik yapmak için göl kenarına gelen vatandaşlar, gölde gerekli temizliğin bir an önce yapılmasını istiyor. Bu doğal güzelliğin ilgisizlik nedeniyle büyük tehdit altında olduğunu belirten vatandaşlar, gölün önceki yıllarda daha düzenli olduğunu, burada suya giren çocukların elverişsiz koşullar altında serinlemeye çalıştığını aktardı. Gölün durumunun üzüntü verici olduğunu belirten vatandaşlar, çöplerin temizlenmesini, gereken duyarlılığın gösterilmesini istedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

--------------

Göl kenarından ve çocuklardan

Göl içindeki çöplerden görüntü

Plastik atıklardan

Göletin içindeki çocuklardan görüntü

Vatandaşlarla röportajlar

HABER -KAMERA: Veli KÖKEN/DÖŞEMEALTI (Antalya),  

=====================================

Yavru leylekler, ilk kez çıkacakları ve yüzde 90'ının öleceği zorlu göçe hazırlanıyor

 

AFRİKA'dan göç edip, Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgesi'nde, belirli alanlardaki yuvalarda konaklayan leylekler, dünyaya getirdikleri yavrularını yaklaşık 1 ay sonra başlayacakları büyük ve zorlu göçe hazırlıyor. Diyarbakır ile Bismil ilçesi arasındaki yüksek gerilim hatlarının direklerindeki yuvalarda, ebeveynlerini taklit ederek, ilk yolculuklarına hazırlanan yavru leyleklerin yüzde 90'ı, yaklaşık 5 bin kilometrelik göç yolunu, hastalık, açlık ve avcılık gibi nedenlerle tamamlayamayacak. Dicle Üniversitesi Biyoloji Bölümü Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Öğretim Prof. Dr. Ahmet Kılıç, "Göçü, ağustos ayından itibaren bekliyoruz. Yavruların kaçının kışlığa yetişebileceğini ancak istatistiki olarak, markalamalarla söyleyebiliriz. Popülasyondaki sayının değişmemesine bağlı olarak yüzde 10'dan fazlası değil" dedi.

Afrika'dan, haftalar süren göç sonrası, mayıs ayından itibaren, Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgesi'nde, belirli alanlardaki yuvalarında konaklamaya başlayan leylekler, bu bölgelerde dünyaya getirdikleri yavrularını, ağustos ayından itibaren başlayacakları, büyük ve zorlu dönüş yolculuğuna hazırlıyor. Diyarbakır-Bismil karayolu kenarında bulunan yüksek gerilim hatlarının demir direklerindeki yuvalarda, yavrularını büyüten leylekler, Dicle Nehri'ne yakın mesafede oldukları için beslenme konusunda sıkıntı çekmiyor. Ebeveynlerini taklit ederek, hayatlarının ilk ve uzun yolculuğuna hazırlanan yavru leylekler de rüzgarın yardımıyla, yuvada kanat çırparak uçmaya çalışıyor. İlk uçuş sonrası beslenme konusunda da ebeveynlerini gözlemleyerek avlanmaya başlayacak yavru leylekler, vücutlarında biriken yağlarla, göç yolunda tüketecekleri enerjiyi elde ederek, yolculuğa hazır hale gelecek. Ancak, yavru leyleklerin yüzde 90'lık kısmı, yaklaşık 5 bin kilometrelik Afrika yolculuğunda, hastalık, açlık ve avcılık gibi nedenlerle hayata tutunamayacak.

'BU SENE 50 YUVADA 135 YAVRU VAR'

Yaklaşık 18 yıldır, Türkiye'nin sayılı leylek popülasyonları arasında yer alan bölgede incelemelerde bulunan, Dicle Üniversitesi Biyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Kılıç, yavru leyleklerin gelişimi hakkında bilgi vererek, "Yuvada 60'ıncı günleri. Her sene burada yavru yetiştirilir. Leylekler yuvalarına sahip çıkarlar. Bu sene takip ettiğimiz yuvalardaki yavru sayısı 135. Yaklaşık 20 kilometre mesafede 50 yuva var. Bu yuvalardan 40'ında başarılı yavru yetiştirme gerçekleşti ve yuva başına yaklaşık 3.3 yavru elde edildi. Bu sayı, Türkiye ortalamasının üzerindedir. Hatta dünyada sayılı yerlerden biridir. Tabi bu, matematiksel bir ifadedir. Yavruların sayısı 1 ile 5 arasında değişir. Bu bölgenin özelliği, nehrin kenarına yakın yerde bulunmasıdır. Yavruların 5'ini de besleyebiliyorlar. O yüzden burada 5, 4 ve 3 yavrulu yuvalara sıklıkla rastlayabiliyoruz" diye konuştu.

'AYNI YUVAYI 30 SENE KULLANABİLİRLER'

Leyleklerin 35-40 sene arasında yaşayabildiğini ve aynı yuvayı da 20 ile 30 sene boyunca kullanabildiğini belirten, Prof. Dr. Kılıç, "Leyleklerimiz, temmuz ayının ortasından itibaren yavaş yavaş yuvayı terk edecekler ama bu tamamen ayrıldıkları manasına gelmez. Ebeveyne birkaç hafta daha bağımlıdırlar. Onlardan habitatı, beslenmeyi, avlanmayı öğrenecekler. Ağustos ayının sonuna doğru da biz leylekleri artık göremeyiz. Özellikle yavru olan leylekler, kendi aralarında toplanırlar. Göçe başladıkları zaman hem erginler hem de yavrular Afrika'ya doğru yol alırlar. Bu yolculuk, yaklaşık 5 bin kilometreden başlar ve bazen, daha da uzun sürebilir. 10 bin kilometreye kadar da sürer. Bizim leyleklerin böyle bir özelliği var. Güney Afrika'ya kadar varabiliyorlar" ifadelerini kullandı.

'YÜZDE 10'U HAYATTA KALIYOR'

Yavruların göçe hazırlanmasının oldukça ilginç olduğunu ve ne bulurlarsa yedikleri için tabiattaki dengeye de katkıda bulunduklarına dikkat çeken Prof. Dr. Kılıç, şunları kaydetti:

"Ekolojik dengeye katkıda bulunurlar. Yılanlar, kurbağalar, çekirgeler, diğer böcekler bunların yiyecekleridir. İyi beslenirler, vücutlarında yağ biriktirirler. Göçü biz ağustos ayından itibaren bekliyoruz biz. Yavru leylekler yaklaşık 1 buçuk ay burada ebeveynlerle birlikte avlanıyorlar. Yavrular, yuvadan ayrıldıktan sonra bile yuva civarında anneye babaya bağımlıdırlar. Onların yaptığı tüm hareketi inceliyorlar. Gözlüyorlar. Nerede avlanabilecekleri ve neleri avlayabileceklerini ebeveynden öğreniyorlar ve bol miktarda besin aldıkları için vücutlarında yağ birikimi oluyor ve dolayısıyla göçe, binlerce kilometrelik mesafeyi kat edecek güce enerjiye sahip olmuş oluyorlar. Yalnızca bizim bulunduğumuz bölgede değil. Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgesi'nde leylekler bir arada toplanmaya başlayacaklar. Buradan Hatay'a doğru giderler. Toplu halde Hatay'dan sonra Lübnan, İsrail, Sina Yarımadası ve Afrika Nil Vadisi boyunca Somali'ye ve Etiyopya'ya kadar gidiyorlar. Yavruların kaçının kışlığa yetişebileceğini ancak istatistiki olarak, markalamalarla söyleyebiliriz. Popülasyondaki sayının değişmemesine bağlı olarak yüzde 10'dan fazlası değildir. Çünkü her sene sayı, aşağı yukarı aynı kaldığı için leyleklerde büyük bir artış olmayacaktır. Muhtemelen büyük bir kısmı yaşamını erginliğe varmadan bitirmiş olacaktır. Ancak yüzde 10'u üremeye geçebiliyor. Göç yolunda hastalıktan, açlıktan ve avcı baskısında dolayı yüzde 90'ı ölüyor. Burada popülasyona katılan 135 leylekten çok azı bir sonraki jenerasyona üremeye geçecek. Yaşam savaşını, yüzde 10'luk kısım kazanacaktır."

Kaynak: DHA

Etiketler: Sakarya, Güncel, Haber
Haberler››Güncel››İNTERNET VE SOSYAL MEDYADA ÖNE ÇIKAN YURT HABERLERİ - Haberler