14.06.2013 03:10

Kutlu'dan 'Sıradışı Bir Ödül Töreni'

Kutlu

Türk hikâyeciliğinin diri sesi Mustafa Kutlu yeni kitabı ‘Sıradışı Bir Ödül Töreni’nde, edebiyat ve sanat alanındaki ’ödül’ ve ‘ödülcüler’ kavramını ironik ve akıcı bir dille anlatıyor.

Her ne kadar kitaplarının üzerinde hikâye yazsa da aslında Uzun Hikaye’den sonra Mustafa Kutlu, roman yazmaya başladı. Bizim romanımızı... Kutlu, Taşranın iç çatışmasını ustalıkla aktarıyor bu romanlarda. Kurduğu dil de bir bakıma taşranın dili. Taşra gibi içten, yalın, samimi... Kutlu’nun, kendini kaybeden toplumların kendi olma savaşlarıyla perdelenen benlik ve insan olma mücadelesine dair terbiye metodlarıyla donattığı kitap, modern zamanların dönüştürdüğü insan ve coğrafya çerçevesinden edebiyat ve sanat alanındaki “ödül” ve “ödülcüler” kavramını ironik ve akıcı bir dille anlatıyor.


Mekan yine bir kasaba


Sıradışı Bir Ödül Töreni’nde  mekân yine bir kasaba. Olaylar bir Ege kasabasında geçiyor. Yine bunalım edebiyatına düşmeyen ümitvar karakterlerle örüyor hikâyesini Kutlu. Diğer Anadolu kasabaları gibi bu kasaba da yorgunluğunu üzerinden atabilmiş değil. Üzerinden ölü toprağını kaldıracak birilerini bekliyor. 


Kasabadaki lisenin felsefecisi Tufan Hoca oldukça enerji dolu bir eğitimci. Anadolu’nun birçok yerinde görev yaptıktan sonra soluğu bu kasabada alır ve gelir gelmez de lisenin kapalı olan kütüphanesini açmak için kolları sıvar. Kütüphanenin raflarını kitaplarla doldurmaya niyetlenir ve belediye başkanından yardım ister. Başkan da kendi cebinden katkı verir. Tufan Hoca da tanıdığı yayınevlerine mektup yazar ve nihayetinde kütüphane yeniden aktif hale gelir. 


Tufan Hoca’nın bir diğer projesi de kasabaya hareket getirmek için bir dernek kurmaktır. İstediği tepkiyi alamasa da vazgeçmez ve kafasında tasarladığı “Kafadanbacaklılar Derneği”ni kurar. Derneğin amacı çeşitli etkinlikler düzenleyerek kasabanın medyada yer almasını sağlamaktır. Ancak Tufan Hoca’nın kasabadan ayrılmasıyla derneğin çalışmaları kesintiye uğrar. 


Kasabanın Kız Sanat Enstitüsü’nü bitiren Nezaket Albeni aslında hikâyenin ana karakteri. Bir terzinin kızı olan Nezaket okulunu başarıyla bitirir ve kendisine âşık olan kaymakamı da ardında bırakıp yüksek tahsil için Ankara’ya gider. Hayalinde kasabaya dönüp mezun olduğu okulda öğretmenlik yapmak ve bir moda evi açmak vardır. Moda evi oldukça ilgi görür. Diktikleri giysiler kısa sürede tükenir. İş yine dönüp dolaşır dernek meselesine gelir. Emekli avukat Selami Bey, derneği aktif hale getirebilmek için Nezaket’ten yardım ister. Nezaket de bir ödül projesi koyar avukatın önüne. Dernek adına konser yapılıp ödüller verilecektir. Nezaket yurt çapında ün yapmış olan bir starı konser vermesi için ikna edebilecek bir modacıyı tanımaktadır. Konser meselesi bu şekilde hallolur. Avukat Selami Bey de ödül verilecek isimleri tespit eder. Etkinlik günü gelir çatar. Akşama doğru konser başlar ve ardından ödül törenine geçilir. Ancak beklenmedik bir şey olur. Ödül verilenlerin neredeyse tamamı arızalı tipler çıkar. Selami Bey, gazete ve dergilerde kimlerin ismi çok anılıyorsa o isimlere ödül verilmesini kararlaştırır. Ancak kaçırdığı bir şey vardır. Bu ülkede insanlar sanatlarıyla olduğu kadar yaptıkları rezilliklerle de gündeme gelebilmekte ve bu şekilde de üne kavuşabilmektedirler. 


İyi niyet yeterli mi?


Şiir alanında ödül verilen şair kürsüde halka ve organizasyonu yapanlara hakaret eder. Tiyatro alanında ödül verilen oyuncunun oynadığı oyun aslında müstehcenliğinden ötürü yasaklanmış bir oyundur. Arkeoloji alanında ödüle değer bulunan arkeolog aslında kazı falan yapmayan sahtekârın tekidir. Kısacası etkinlik büyük bir hayal kırıklığı ile son bulur. Metnin temel meselesi, iyi niyetle çıkılan her işin iyilik doğurabilmesi için iyi insanlara emanet edilmesinin tek başına yeterli olmayacağı şeklinde okunabilir. İşi ehline vermek başarının olmazsa olmazı değil midir? 8


 
Kaynak: Star
Moda, Ege, Kültür Sanat