MHP TBMM Grup Toplantısı...(2)

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Türklüğe Hakareti Suç Sayan 301. Maddenin Değiştirilmemesi İçin Türkiye Genelinde Bir Kampanya Başlatacaklarını Belirterek, "Türklüğe Hakaretin Serbest Bırakılmasını Kim ve Hangi Amaçla İstiyor? 301. Madde Meclis Gündemine Gelirse AK Parti'li 339 Milletvekili Türk Milletinin ve Şerefli Türk Tarihinin Huzurunda Bir Onur ve Haysiyet İ...

08.04.2008 14:14 | Son Güncelleme: 08.04.2008 14:14MHP TBMM Grup Toplantısı...(2)
Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Türklüğe hakareti suç sayan 301. maddenin değiştirilmemesi için Türkiye genelinde bir kampanya başlatacaklarını belirterek, "Türklüğe hakaretin serbest bırakılmasını kim ve hangi amaçla istiyor? 301. madde Meclis gündemine gelirse AK Parti'li 339 milletvekili Türk milletinin ve şerefli Türk tarihinin huzurunda bir onur ve haysiyet imtihanıyla karşı karşıya kalacaktır" dedi.

MHP lideri, AK Parti'nin kapatılması istemiyle başlayan dava sürecinde MHP'ye yönelik eleştirileri de sert bir dille cevaplayarak, "MHP'ye yol göstermek için gayret sarf eden bu çevreler çok iyi bilmelidir ki, bizim kalemlerini iktidarın emrine veren, siyasi güç karşısında çıkar hesabıyla köle olan, ilkeli ve dik duruşu hiçbir dönemde bir erdem olarak görmeyen akıl hocalarına ihtiyacımız yoktur" diye konuştu.

Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, AK Parti'nin kapatılması istemiyle açılan dava sürecinin sağduyunun rehberliğinde, hukuki ve siyasi meşruiyet sınırları içinde kalacak ve kamuoyunu rahatlatacak şekilde yürütülmesi için gerekli siyasi anlayış ve duruşun ortaya konulamadığını söyledi. MHP lideri, AK Parti'nin sözcülüğü ve avukatlığı görevini üstlenen basın ve yayın organlarındaki gönüllülerin, kapatma davası sonrası başlattıkları kampanyanın üslup düzeyinin her geçen gün düştüğünü ve yargıyı hedef alan hakaretlerin dozunun giderek arttığını öne sürdü. Bahçeli, şöyle devam etti:

"Darbe sürecinden, karşı darbe için harekete geçilmesinden ve halk kitlelerinin patlamaya hazır bir barut fıçısına döndüğünden dem vuran bu cihat kampanyası, hukuka ve kanunlara meydan okuyan bir pervasızlık boyutlarına taşınmıştır. Sayın Başbakan susmakta, medyadaki sadık kalemleri kin kusmaktadır. Bu kampanyadaki bazı köşe yazarlarının MHP'nin izlediği siyaset konusunda ahkam kesmeleri ve önümüzdeki dönemde ne yapması gerektiği konusunda fetva vermeye kalkışmaları ibretle izlenmektedir. Önemli bir kısmı Milliyetçi Hareket'in fikri yapısına ve Türk milliyetçiliğine çok yabancı olan ve milliyetçiliği kendi sakat siyasi zihniyetleri için bir hasım olarak gören bu çevrelerin, şimdi bu konuda Milliyetçi Hareket'e yol göstermeye kalkışmaları tam bir saygısızlık örneğidir. Bizim bu konudaki ilkemizin demokrasiyi korumak düşüncesinden mülhem olduğu çok iyi bilinmelidir. Siyasi partilerin halk tarafından tasfiye edilmesi gerektiği, yargı yoluyla kapatmanın geçerli bir çözüm olmayacağı hakkındaki düşüncemiz de bu ilkemizin doğal bir sonucu olarak görülmelidir. Bu konuda tutarlı bir siyasi duruşu olmayanlarla aramızdaki temel fark; onların, şahısları ilkelerin önüne geçirmelerinde ve mutlak bireysel sorumsuzluğu demokrasi icabı olarak göstermeye çalışmalarında yatmaktadır. Milliyetçi Hareket bu konuda ne düşündüğünü, önümüzdeki nazik süreçte ne yapılması gerektiğini yapıcı ve samimi bir anlayışla bütün açıklığıyla ortaya koymuştur. MHP'ye yol göstermek için gayret sarf eden bu çevreler çok iyi bilmelidir ki, bizim kalemlerini iktidarın emrine veren, siyasi güç karşısında çıkar hesabıyla köle olan, ilkeli ve dik duruşu hiçbir dönemde bir erdem olarak görmeyen akıl hocalarına ihtiyacımız yoktur" şeklinde konuştu.

Başbakan Erdoğan'ın milli iradeyi yargıya karşı bir silah olarak kullanmak niyetinde olduğuna ve Avrupa Birliği'ne sarılmayı kurtuluş olarak gördüğüne işaret eden son beyanlarının bu konuda iyimser olmayı engellediğini söyleyen Bahçeli, 1960 öncesine yollama yaparak "Yeter söz de karar da milletin" sloganını kullanan Erdoğan'ın, seçimlerde aldığı oyları herkese gözdağı vermek için bir tehdit aracına çevirmek yanlışına düştüğünü öne sürdü. AK Parti yönetiminin bu süreçte Avrupa Birliği'nin baskı ve müdahalesinden medet ummasının, her yönüyle hazin ve acınacak bir ibret vesilesi olduğunu kaydeden Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Son dönemde AB temsilcilerinin AK Parti'li bakanların teşvikiyle Türk hukuk sistemine ağır hakaretler yöneltmesi ve Anayasal düzenin kökten değişmesi çağrılarında bulunması, AK Parti için onur ve itibar kaynağı sayılmayacaktır. Avrupa Birliği Adalet Divanı'nın, PKK'nın terör örgütü olarak kabul edilmemesi konusunda aldığı son kararla, AB'nin Türk adaletini hedef tahtası haline getirmesinin aynı zamana rastlaması, AB'nin ikiyüzlülüğünü bir kere daha gözler önüne sermiştir. Sayın Başbakan ve AK Parti yetkililerinin kapatma davasını haksız bulmaları anlaşılabilir bir durumdur. Ancak, Türkiye'ye tepeden bakan, Türk milletini hor ve hakir gören Avrupa Birliği komiserlerinin, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne ve kurumlarına alenen hakaret etmeleri karşısında sessiz kalmalarının, bu hakaretlere çanak tutmalarının anlaşılabilir ve kabul edilebilir bir yönü bulunmamaktadır. Bunu yapanların, bırakın demokrat ve muhafazakar olmayı, Türkiye'yi sevme iddiasında bulunmaya dahi hakları ve yüzleri olamayacaktır. Siyasi ihtirasları uğruna, Türkiye'nin onurunun ve haysiyetinin hedef alınmasına göz yumanların, siyasi geleceğini kurtarmak telaşıyla demokrasinin geleceğini ateşe atanların, 'demokrasi yıldızı' olarak anons edilmeleri ve milli irade havariliği yapmaları, kara bir mizah örneği olarak kalmaya mahkumdur. Sayın Başbakan, içine girilen krizden çıkış yollarının, Brüksel'in kapılarında ve Avrupa Birliği'nin koridorlarında değil, Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında aranacağı ve bulunabileceği gerçeğini bir an önce kavramalı ve buna uygun olarak somut adımlar atmalıdır." MHP Genel Başkanı Bahçeli, Adalet ve Kalkınma Partisi'nin önümüzdeki süreçte Avrupa Birliği'ne bir can simidi olarak sarılacağı ve bu amaçla Brüksel'in dayatmalarının gereğini yerine getirecek bir hazırlık içinde olduğunu iddia etti. Son günlerde, AB 10. Uyum Paketi'nin yakında TBMM'ye sunulacağı ve bundan ayrı bir Anayasa değişikliği paketinin de hazırlandığı yolundaki AK Parti kaynaklı haberlerin yoğunluk kazandığını hatırlatan Bahçeli, dün yapılan Bakanlar Kurulu toplantısından sonra hükümet sözcüsü tarafından yapılan açıklamadan, Türklüğe hakareti düzenleyen 301. madde ile ilgili değişiklik teklifinin her an Meclis gündemine girebileceğinin anlaşıldığını vurguladı.

Kriz ortamından çıkış için kendisi başlı başına bir kriz ve gerginlik kaynağı olan dayatma paketlerinden medet ummanın, AK Parti'ye hakim olan zihin bulanıklığı ve pusulasızlığının bir göstergesi olduğunu savunan Bahçeli, şöyle devam etti:

"Avrupa Birliği komiserlerinin 'artık sabrımız taştı' diyerek Türkiye'yi tehdit ettiği bir dönemde, 301. maddeyi böyle bir kriz ortamında gündeme getirmek AK Parti için siyasi iflas anlamına gelecektir. Bu yola sapma hazırlığı içinde olan Sayın Başbakan şu soruların cevabını Türk milletine vermek zorundadır. Türklüğe hakaretin serbest bırakılmasını kim ve hangi amaçla istemektedir? Ermeni soykırımı yalanının serbestçe seslendirilmesi ve buna haklılık kazandırılması sonucunu doğuracak böyle bir zillete katlanılmasını, Türkiye'den talep edenlerin sinsi amaçları ile AK Parti'nin emellerinin örtüşüyor olmasının ahlaki bir izahı nasıl bulunacaktır? PKK terör örgütü ve etnik bölücülerin de Türklük değerlerine hakaretin serbest olmasını istemeleri karşısında, Sayın Başbakan bu ihanet odakları ile hangi fikri ve siyasi çizgide buluşmakta ve bunu nasıl açıklamaktadır? Avrupa Birliği, PKK, etnik bölücüler ve Ermenistan'ın oluşturduğu cephenin baskı ve dayatmalarıyla Türk tarihine, Türklük değerlerine ve Türk milletine hakaretin önünün açılması, AK Parti'ye nasıl bir şeref ve itibar kazandıracaktır? Sayın Başbakan, Türkiye'nin önüne bir demokrasi çıtası olarak büyük bir hayasızlıkla çıkarılan bu konuda, sürekli edebiyatını yaptığı milli iradenin yegane kaynağı olan Türk milletine hesap vermekten kaçamayacaktır. 301. madde Meclis'in önüne getirilirse, AK Parti'li 339 milletvekili Türk milletinin ve şerefli Türk tarihinin huzurunda bir onur ve haysiyet imtihanıyla karşı karşıya kalacaklardır. Kimseye bırakmadıkları, muhafazakarlık, demokratlık ve mukaddesatçılığın gerçek yüzü ise bu imtihan sonucunda ortaya çıkacaktır. Milliyetçi Hareket Partisi, Meclis zemininde her imkanı kullanarak buna sonuna kadar karşı çıkacak ve AK Parti'nin temsilcisi olduğu bu sakat ve şaibeli zihniyetle ülke çapında bir kamuoyu oluşturma süreci başlatacaktır." Bahçeli, AK Parti'nin hazırladığı demokratikleşme ve Anayasa değişiklikleri paketinde yer alması düşünülen diğer bazı hususların da, Türkiye'de yaşanan gerginlik ve siyasi krizi daha da derinleştireceğini savundu. Anadilde eğitim, yerel yönetimlere yetki devri ve milli kimlik ve vatandaşlık tanımlarına ilişkin hükümlerin etnik bölücülüğün hain amaçlarına hizmet edeceğini ve Türkiye'yi vçok tehlikeli bir çatışma ortamına sürükleyeceğini öne süren Bahiçeli, şunları söyledi:

"Temel hak ve özgürlükler alanının genişletilmesinin, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü zedeleyerek mümkün olamayacağı ortadadır. AK Parti, Türkiye'yi bölmenin, etnik tahriklerle milli birliğini yıkmaya çalışmanın ve bu yolla iç çatışma kışkırtıcılığı yapmanın, demokratik hak ve özgürlüklerle savunulamayacağını hala anlayamamıştır. Üniter-milli devlet ve tek millet esası bakımından tartışma yaratacak zorlamalar ve 'Anayasal vatandaşlık' gibi zırvalarla Türk milli kimliğiyle oynanmaya çalışılması, iç huzur ve güvenliği tehlikeye düşürecek ve AK Parti'yi altından kalkamayacağı çok ağır bir vebalin altında bırakacaktır. Türkiye'yi içine soktuğu siyasi krizden çıkarmak için sağduyu yerine AB'ye sarılan Sayın Başbakan'ın, topyekun bir devlet, rejim ve toplumsal krize davetiye çıkarması Türkiye'ye yapılabilecek en büyük kötülük olacaktır. Sayın Başbakan kendini kurtarma telaşıyla bu yola saparsa, bu kez de partisini, Türkiye Cumhuriyeti'nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı fiil ve eylemlerin odağı haline getirmekte de önemli bir mesafe katedecektir. Bu durumda, Türkiye'nin böyle bir karanlık ortama sürüklenmesini önlemek için çaba gösterenlere de, Sayın Başbakan ve yol arkadaşlarına 'kendi düşen ağlamaz' atasözünün derin anlamını hatırlatmak kalacaktır." (YZE-CC-ÖK-Y)


Kaynak: İHA

18.02.2020 00:25:04