NBA karnesi #8

Geçtiğimiz hafta içinde maalesef kötü bir haber aldık.

17.12.2019 20:13 | Son Güncelleme: 17.12.2019 20:13NBA karnesi #8
Geçtiğimiz hafta içinde maalesef kötü bir aldık. Ligin bugünlere gelmesinde aslan payına sahip olan David Stern’ün beyin kanaması geçirip, acilen ameliyata alındığı haberi bir anda önümüze düştü. Ligin başındayken biraz demir yumruk tarzı bir yönetim biçimi sergileyip, kimi kişilerin antipatisini kazanmış olsa da sağlık her şeyden önemli ve değerli. Eski komisyoner umarım bir an evvel sağlığına kavuşur.


Hepsi pekiyiler






New York Knicks





Geçtiğimiz hafta peş peşe iki maç kazanarak beklentileri fazlasıyla aştılar, o yüzden sıranın başına onların gelmesinden daha doğal bir durum olamaz. Genelde iyi tarafa yazdığım takımlarla alakalı biraz daha detay verip konuyu kapatırdım ama Knicks için böyle bir şansım maalesef yok.

Yeni koçları Mike Miller’dan kimse sihirli değnek taşımasını beklemiyor. Sonuçta malzeme de belli, dükkân sahibi de… Açıkçası ondan tek bir şey beklenebilir: RJ Barrett, Mitchell Robinson ve Kevin Knox gibi genç isimlere dakika verip, onların basketboldan daha da soğumamalarını sağlamak.





Milwaukee Bucks





Galibiyet serilerini 18 maça çıkardılar, dolayısıyla arada bir onları buraya yazmaya mecburmuşum gibi hissediyorum. Normal sezonda iyi bir koç olduğunu bildiğimiz Mike Budenholzer, yine durdurulamayan bir makine yaratmış gibi duruyor. Makine o kadar iyi ki hafta içinde Pelicans maçına ana parça Giannis olmadan çıkıp rahat bir galibiyet aldılar. Hoş bu galibiyet Pelicans’ın rezil hâlde olmasıyla da fazlasıyla alakalı. Kısacası yollarına gayet iyi devam ediyorlar.

Bu arada kulübün tüm zamanlarda peş peşe galibiyet rekoru 20 maç ve bu rekora en azından ortak olmak istiyorlarsa önce Doncic’ten yoksun Dallas Mavericks’i, sonrasında Los Angeles Lakers’ı yenmek zorundalar. Bu iki takım da Bucks’ın onları yenip bu apolete sahip olmasını istemeyecektir, bu sebepten dolayı bu maçları izlemenizi şiddetle tavsiye ederim.





James Harden





James Harden hepimizin algılarıyla oynamaya devam ediyor. Hafta içinde önce Cavaliers potasına 55 sayı, sonra da Orlando Magic potasına 54 sayı bıraktı bu deli oğlan. Eskilerden Michael Jordan, Kobe Bryant veya Allen Iverson’ın ortalama 30 şutla maç bitirmelerine çoğu kez şahit olduk ama Harden’ı skorerlik açısından bu isimlerin arasında nereye konumlandıracağımız konusunda aklım epey karışık. Bu kafa karışıklığının başlıca sebebi de Harden’ın saydığım isimler kadar sevilmemesiyle de alakalı. İnsanın içinden “Bu Harden size ne etti?” diye isyan edesi geliyor.

Her dönemin kendine ait özgül bir değeri olduğuna ve her ismin kendi dönemlerine göre değerlendirmesi gerektiğine inananlardanım. Harden’ı bugün sevmiyor olabilirsiniz ama tarih onu elbet aklayacaktır.


Otur sıfırlar





Cleveland Cavaliers




Cleveland’ın konusunda geride bıraktığı laneti bilenler elbet vardır. Şehrin herhangi bir spor takımı 1964’ten 2016’da Cavaliers’ın kazandığı şampiyonluğa kadar kupa görememiştir. O kupa için canını dişine takan Lebron bile öncesinde Miami’ye gidip, kafasında ekmek parçalatıp öyle başarıya ulaşmıştı. Lebron’un ayrılmasıyla birlikte sayaç tekrardan işlemeye başladı ve erkenden duracakmış gibi de gözükmüyor.

Yazın başında John Beilein’ı takımın başına getiren Cavs yönetimi, sonrasında da yeni koçlarının felsefesine yönelik olarak Darius Garland’ı draft etmişti. Bu iki hamleyle birlikte takım yeniden yapılanma sürecine merhaba diyordu. Tahmin edebileceğiniz üzere yeniden yapılanma uzun bir zaman gerektiren ve sabırlı olunması gereken bir süreç. Sezonun bu kısmına geldiğimizde ise eldeki oyuncular Beilein’dan memnun olmadıklarını gayet net bir şekilde belli etmeye başladılar. En net belli eden isim ise Tristan Thompson. Kanadalı oyuncunun kontrat sezonu olmasından ve yanında Lebron gibi onun kontratı için takım yönetimine baskı yapacak bir süperstar olmamasından dolayı gerginliğini anlayabiliyorum. Asıl anlamadığım şey, daha bu aşamada koçun bu duruma düşmesine izin veren Cavs yönetimi. Knicks kadar olmasa da bu yönetimin de harika olmadığı aşikâr.





New Orleans Pelicans





Zion Williamson’ın draft edilmesi, Anthony Davis takasından gelen oyuncular ve serbest pazardan JJ Redick ile Derrick Favors eklemelerinin Pelicans’ı bir anda acayip bir takıma dönüştürmesini beklemek biraz saflık olurdu. Benim onlardan beklentim; bolca atan-yiyen, tempolu ve keyifli maçlar izleten bir takım olmalarıydı ama olmadı. 12 maçtır galibiyet yüzü göremeyen Pelicans’ın iyi tarafa koyulabilecek tek ismi Brandon Ingram oldu bu zamana kadar.

Konuyu kapatmadan iyi tarafa bir madde daha ekleyebiliriz aslında; Zion’un eli kulağında, dönüş tarihi oldukça yaklaştı. Belki onun yaratacağı rüzgârla birlikte sezonun geri kalanında bahsettiğim takıma dönüşebilirler.




Doğu Konferansı




NBA güncel gelişmeleri takip eden, bunlara ayak uydurmakta zorlanmayan bir lig ama şu konferans işini bir türlü ayarlayamadıkları kesin. Sonuçta her gün çeşit çeşit maç olduğu için pek gözümüze batmıyor ama Doğu Konferansı’nın dibindeki takımları takip etmek bazen çok zorlayan bir deneyime dönüşebiliyor.

Tek tek sıralayacak olursak; Chicago Bulls hafta içinde bir maçı tam 73 sayıyla tamamladı, şaka değil. Washington Wizards nispeten keyifli takım, en azından çok yiyip çok attıkları için maçları keyifli geçebiliyor. Charlotte Hornets kendi ölçeğinde elinden geleni yapmaya çalışan bir ekip ama onlarda da Devonte Graham’in kötü gününe denk gelirseniz canınız yanabilir. Atlanta Hawks’ın kendine göre bahaneleri var ama bahaneleri düşününce maç izleme keyfiniz yükselmiyor. Cavaliers ve Knicks için fazla söze gerek yok, onlar için dua zinciri oluşturacaksanız beni nerede bulabileceğinizi biliyorsunuz.

Ligin yapısının değişeceği konuşuluyor, ilk olarak şu konferans işini kaldırırlarsa belki bu takımlara taze kan gelebilir.

Mike Miller, Cleveland, Spor

Kaynak: EuroSport.com

HABER YORUMLARI
17.02.2020 13:16:30