Özel Röportaj | Joan Plaza

Madrid, Kaunas, Malaga, ve şimdi de Zenit... Geçtiğimiz yaz arasında kıta dışına çıkıp San Antonio ve Boston’a basketbol gezileri için giden Joan Plaza, bu sezon ilk Euroleague tecrübesini yaşayan Zenit’in başında.

15.11.2019 20:13 | Son Güncelleme: 15.11.2019 20:13Özel Röportaj | Joan Plaza
, Kaunas, Malaga, ve şimdi de Zenit... Geçtiğimiz yaz arasında kıta dışına çıkıp San Antonio ve Boston’a basketbol gezileri için giden Joan Plaza, bu sezon ilk Euroleague tecrübesini yaşayan Zenit’in başında. İspanyol antrenör, bir yandan Rusya’da basketbol kültürünü yaratmaktan ve Gregg Popovich’le olan konuşmalarından bahsederken bir yandan yazdığı romanlar ve Mihail Gorbaçov hakkında konuşuyor. Ayrıca kendini bulmayı ve ardında iyi bir manevi miras bırakmayı önemsiyor.


Yaz arasında sıfırdan bir kadro yaratarak sezona başladınız. Euroleague’de şu ana kadarki süreç hakkında neler düşünüyorsunuz? Sizce takımınızın gidişatı nasıl?


Şu anda bisiklete binmeyi öğrenmeye çalışan birisi gibiyiz. EuroCup’taki başarılı sezonumuzun ardından oraya benzer gibi görünen, ama hem saha içinde hem de saha dışında farklılıklar içeren bir arenadayız. Mesela 11 günde beş maç oynamamız veya elit oyunculara karşı savunma planımızı daha özel hâle getirmemiz burayı farklı kılan sayısız unsurdan birkaçı. Bunun farkında olduğumuz için yaz arasında kadromuzu en baştan kurduk.

Her maçımızı kazanmak ve ligi iyi bir yerde bitirmek istiyoruz. Ancak Barcelona, Zalgiris, Panathinaikos gibi takımlara karşı mücadeleci olmamız, antrenmanlarımızı en iyi şekilde yapmamız ve daima savaşmamız bence sonuçlardan daha önemli olan şeyler. Çünkü sürecin başındayız.


Bu sezon Euroleague’deki hedef veya hedefleriniz neler?


Şimdilik oyunun tadını çıkarıyoruz. Dediğim gibi kadromuzun büyük çoğunluğu yenilendi. Yani burada bir uyum sürecinden bahsetmemiz gerekiyor. Ayrıca aramızda daha önceden Euroleague’de forma giymeyen isimler de bulunuyor. Hem onları buraya adapte etmeye hem de bütün takımı saha içinde bir düzene oturtturmaya çalışıyorum. Euroleague’in son üç veya dört haftasına girildiğinde play-off sırasına yakın bir yerde olmamız bile bence rüya gibi olur. Durumun farkındayız, biraz zamana ihtiyacımız var. Bu nedenle asıl amacımız sezon boyunca mücadeleci kimliğimizi göstermek. Türkiye’de, İspanya’da veya Yunanistan’daki bazı takımlar şu anki konumlarına ulaşabilmek için sürekli olarak mücadele etti. Biz de bunu başarmak istiyoruz.


Taraftarlarınızın maçlara ve takıma olan ilgisi nasıl? Sizce Rusya’da basketbol kültürü hangi seviyede?


Zenit; Madrid, Barcelona, Atina ve İstanbul gibi basketbolda referans olarak gösterilen şehirlerden biri değil. Bu takımla sözleşme imzaladığım zaman onlara basketbol kültürümüzü yaratmamız gerektiğini ve kültürü yaymak için elimden gelen her şeyi yapacağımı söyledim. Son birkaç ayda bu konuda olumlu gelişmeler kaydediyoruz. Ancak basketbol kültürü hemen oluşmuyor. Bunu yaratmak için elinizde herhangi bir gizli tarif yok. Bir takımda basketbol kültürü yaratmak için yalnızca iyi oyuncularla kontrat imzalamak yeterli değil; kulübün içinde ve etrafında tecrübeli, basketbolu iyi bir şekilde analiz edebilen isimlere ihtiyacımız var. Ayrıca işin pazarlama ve bilet satışı konusunda da yaratıcı olmalıyız. Bunları yapmaya çalışıyoruz ama tecrübe ve süreç her şeyi belirleyecek. Mesela Fenerbahçe, Zeljko Obradovic’le birlikte ilk sezonunda yüksek bir bütçe yatırımı yapmıştı ama sezon sona erdiğinde beklentileri karşılayamamıştı. Ancak ertesi sezonlarda vitesi yavaş yavaş arttırdılar ve sonrasında şampiyon oldular.


Geçtiğimiz yaz arasında Amerika Birleşik Devletleri’ne gittiniz. Orada Gregg Popovich ile Brad Stevens’ın kamplarına katıldınız. Onlardan neler öğrendiniz?


Orada basketbol değerlerine dair inanılmaz şeyler öğrendim. Ancak öğrendiğim en önemli şey şuydu: Kendine karşı daima dürüst olmalısın. Eğer bir antrenörsen aktör gibi davranamazsın, ben asla öyle davranmadım. Çünkü buna gerek yok. Bizim işimiz, başında olduğumuz takımı elimizden gelen en iyi şekilde üst seviyelere taşımak. Kendin olmalısın, kendi felsefeni yaratmalı ve örnek olmalısın. Kısacası olmadığın biri gibi davranmamalısın. Zeljko Obradovic veya Ettore Messina gibi olmaya çalışmak gayet iyi ancak bu yanlış. Kendin ol, kendi hikâyeni yarat. Çünkü daima seni bulunduğun yerden atmaya çalışacak insanlar olacak ve onlara karşı kullanabileceğin en iyi şey kendi düşüncelerin.

Orada bulunduğum günler boyunca Gregg Popovich’le birçok kez konuşma şansı yakaladım. Saha içine dair fazla bir şey konuşmuyorduk çünkü ona göre eğer saha içinde başarılı olmak istiyorsan önce saha dışında belirli bir seviyeye ulaşman gerekiyor. Sürekli olarak sadakatten ve inançtan bahsettik. Mesela bu yıl koçluk yaptığı Amerika Birleşik Devletleri, Dünya Kupası’nda başarısız oldu. Ama ona karşı asla sert bir tepki olmadı. Çünkü Popovich kalitesini defalarca gösteren bir koç. Daha da önemlisi insanlara karşı sadakati var, kendisine karşı dürüst ve örnek alınan bir felsefesi var.


Peki, onların genel basketbol felsefesi hakkında ne düşünüyorsunuz?


Popovich bir NBA Şampiyonu, yani basketbol dünyasının kralı. Birçok koç gibi o da bu işe asistan olarak başladı ama diğer koçlardan çok farklı. Çünkü sağlık ekibiyle, bilet satışındaki insanlarla, istatistikleri yazıya döken kişilerle, kısacası kendisinin ve takımının etrafında olan herkesle konuşuyor. Onlara değer veriyor. Yeni olan her bilgiyi öğrenmek istiyor. Çoğu koç bunu yapmaz.

Ettore Messina, Popovich’in asistanlarından biriydi ve onunla epey zaman geçirdi. Asistan olarak gittiği NBA’den Avrupa’ya döndüğünde oyuna bakışı değişmişti. Popovich, Ettore gibi birçok koçun kariyerine olumlu etkide bulundu. Brad Stevens ise biraz daha X’ler ve O’larla çalışan ancak saha dışında tıpkı Popovich gibi olan bir isim. Her zaman yeni sistemler geliştirmek ve kazanmak istiyor.

Geçtiğimiz yaz, temel olarak çevrendeki insanların “Sen süpersin, sen iyisin!” demesi yerine sağlam gerekçeler göstererek, “Şu kötü bir hamleydi!” demesi gerektiğini öğrendim. Onlarla konuş, onları dinle ve yeni bilgilere açık ol.


Sizce Euroleague kulüplerinin NBA’den öğrenmesi gereken şeyler neler?


NBA’deki pazarlama stratejileri hiçbir yerde yok. Herhangi bir koç, oyuncu, gazeteci hatta asistanlar için bile etkileyici reklamlar ve satış stratejileri uyguluyorlar. Basketbol hakkında ürettikleri her şeyi satabiliyorlar. Avrupa’da bunu başaramıyoruz. İnsanları hem saha içinde hem de saha dışında oyunumuzun içine çekmekte zorlanıyoruz. Beraber çalışmalı, farklı yollar izlemeli ve fikirler üretmeliyiz. Euroleague, EuroCup, yerel ligler... Kısacası bütün organizasyonları ilgi çekici kılmamız lazım. Bence bunun için mücadeleci takımlara ve iyi bir pazarlamaya ihtiyacımız var.


2000’den beri asistan, 2006’dan beri koç olarak farklı kulüplerde başarılı sonuçlar elde ettiniz. Kariyerinizin şu ana dek olan kısmını nasıl yorumlarsınız?


Bazı sebeplerden dolayı ilginç bir zamanda Real Madrid’te koçluğa getirilmiştim. Real’deki ortam ve kadromuz iyiydi ve birçok kupa kazandık. Sonrasında ise Sevilla’daydım. Sevilla’daki herkes bana usta gözüyle bakıyordu ve beni en iyi koç olarak görüyordu. Paramız yoktu, ödemelerimizi alamıyorduk, kadromuz ortalama kalitedeydi ama sezon sona erdiğinde istediğimizi başarmıştık. Zalgiris ve Malaga’da da hem iyi hem kötü anıları geride bıraktım. Sonrasında ise Zenit’le imzaladım.

Bana teklif yaptıklarında onlara bu takımın zamana ihtiyacının olduğunu ve sonrasında iyi yerlere gelebileceğini söyledim. Çünkü geçmişte çalıştığım bazı kulüplerde insanlar birkaç sezonda gelişebilecek olan bir şeyin hemen gelişmesini ve sonuca varmasını istiyordu ama bu imkânsız bir şeydi. Zenit şartımı kabul edince kontratı imzaladım. Bu her iki taraf için de güzel bir durum.

Bütün kariyerim boyunca kendi üzerime yarattığım baskıdan asla kurtulamadım. Eurocup’ı kazandıktan sonra baskı, yetiştirdiğim oyuncunun NBA’de harikalar yarattığını gördükten sonra baskı… Kendi üzerimde daima bir baskı yarattım. Ve bu, hâlâ devam ediyor.


Yedi yıl önce Kaunas’taki bir konferansta “İspanya ve Katalonya Kültürü” hakkında konuşma yapmıştınız. Ayrıca müziğe ve kitaba olan tutkunuz biliniyor. Basketbolla ilgilenmediğiniz zamanlarda nelerle uğraşıyorsunuz? Yani kafanızı nasıl boşaltıyorsunuz?


Okumayı, özellikle de roman okumayı çok seviyorum. Genelde biyografi tarzında yazılan romanlar ilgimi çekiyor. Hatta boş bir zamanım olduğunda birden fazla kitabı bitirebiliyorum. Tabii müzik dinleyerek kafamı boşaltmayı veya gittiğim şehirlerde ilginç yerleri gezerek yeni şeyler öğrenmeyi de seviyorum. Ancak asıl ilgilendiğim şey başkalarını dinlemek. Mesela sen bana gelip, “Öğlen buluşup kahve içelim mi?” diye sorsan bunu kabul edebilirim. Buluştuğumuzda senin hayatın hakkında konuşmak, neleri sevdiğini veya neleri sevmediğini öğrenmek isterim. Böylece farklı bakış açıları ve fikirler edinerek yazdığım kitaplarıma veya soyunma odası konuşmalarıma derinlik katabilirim. Eğer bana, “Mihail Gorbaçov’la beş dakika konuşmak için para öder misin?” diye sorsalar hemen kabul ederim. Çünkü o ve onun gibi insanlardan öğreneceklerim paha biçilemez. Bu inanılmaz olurdu.


Hayatınızda unutamadığınız anı veya anılarınız hangileri?


Her insanın hayatında unutamadığı birçok anı var. Tabii bu anılar koçlar için bazen biraz daha fazla olabiliyor. Real Madrid’le Eurocup’ı kazandıktan sonra harika hissetmiştim. Çünkü Barcelona’da doğan biri olarak Real’in başındayken Eurocup’ı kazanıyordum ama her iki taraftan da olumsuz bir tepki gelmiyordu; tam tersi insanlar beni daha çok sevmeye başladı.

Real’in koçuyken Nikola Mirotic adında genç bir çocuğun gelişimini izliyordum. Bizim takımımızda iyi işler yapıyordu ve onun gelişimine katkıda bulunmaktan zevk alıyordum. Sonrasını ise biliyorsun; NBA’e gitti ve şampiyonluğa oynayan takımlardan birinde önemli bir parça oldu. Yaz arasında Avrupa’ya geri dönmeye karar verdi ve Barcelona’yla imzaladı. Geçtiğimiz haftalarda Barcelona’yla oynadığımız maç öncesinde onunla kol kola girip kısaca konuştuk ve o zaman gururlandım. Bu inanılmaz.

Saha dışında ise baskıdan çıkan ilk kitabımı elime aldığım an harika hissetmiştim. Bir gün Madrid’de metrodayken benim kitabımı okuyan bir erkeği gördüm. Neredeyse gidip onu öpecektim. Evet, o bir erkek yani onu öpmem yanlış olabilir ama basketbol koçu olarak basketbol dışında yazdığım kitabımı almış ve metroda okuyordu.

Köpeklerim, eşim, çocuklarım, kitaplarım, koçluk kariyerim… Bir gün öleceğimi biliyorum ancak ben öldükten sonra ardımda iyi bir kültürel miras bırakacağımdan eminim. Bence en önemlisi bu.

basketbol, Madrid, Zenit, Spor

Kaynak: EuroSport.com

HABER YORUMLARI
15.12.2019 21:06:27